Sevgi Soysal: Tarihi İnsan Gibi Yaşamak

Sen bir otomobil misin, bir çamaşır makinası mısın, bir elektrik süpürgesi misin ki senden bir önceki modelin bozukluklarından sıyrılmış olarak piyasaya sürülmek istiyorsun?

Sevgi Soysal Tarihi İnsan Gibi Yaşamak
Sevgi Soysal

22 Kasım’da (1976) Sevgi Soysal’a öldü diyorlar; oysa bilmez miyiz ki başkaldırı inat etmiştir yaşamak için. Yaşadığı yıllar kadar oldu gidişinin üzerinden geçen zaman ve biz anlatısının cümlelerinde halen kendimizi aramıyor muyuz?

Öyküde 1960 sonrası Türkiye yazın dünyasında büyük bir değişim yaşanır. Bu değişimin en belirgin özelliklerinden biri öykücülerin yapıtlarında yeni anlatım tekniklerini denemeleridir. Öykü yazarlarındaki bu değişim ve arayışın öncülerinden biri de Sevgi Soysal’dır. İlk kitabı “Tutkulu Perçem” 1962 yılında yayımlanır. Tutkulu Perçem’deki öyküler, varoluşçu bir anlayışa sahiptir. Yalnızlık, sıkıntı, tedirginlik, bunalım, kaçış ve yabancılaşma en çok işlenen temalardır.

Sevgi Soysal, üniversite yıllarında Jean-Paul Sartre, Albert Camus ve Simone de Beauvoir gibi yazarları okur. Sözü geçen yazarlar, 1945-1955 yılları arasında edebiyat dünyasında çok etkili olurlar. Bu varoluşçu yazarların yansımaları 1950’den sonra Türk Edebiyatı’nda da görülmeye başlar. Bu dönem, Sevgi Soysal’ın da öykü yazmaya başladığı yıllardır. Onun ilk öykülerindeki varoluşçu/nihilist etkilerin kaynağını buralarda aramak gerekir.

Türk edebiyatını yakından tanıyanlar için Sevgi Soysal’ın adı geçtiğinde nefesini tutmayan var mıdır? Susup, bir başkaldırıyı, güzelliği, gözlerdeki çekimi düşünmemek olanaksızdır neredeyse. Sonra Sevgi Soysal adı bir dua gibi fısıldanır, bir gizemin kapısı gibi açılır. Tüm seslerin arasından gelen: “Ben şakanın ciddiyetle çatışır bir şey olmadığı, hatta ciddi konuların şaka açısından bakıldığında, yozlaşmayıp, aksine düşündürücü boyutlar kazandırabileceğine inanırım. Daha fazla sopa yemek, daha fazla eziyet ve işkence görmek değil mesele. Acısını çoğaltarak inancını bileyen Hıristiyanlar değiliz biz.” Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’nun sayfalarında başkaldıran anlatısını görmemek mümkün mü?

1976 yılında ölümünden bir ay önce Attila İlhan’a yazdığı mektupta:

“Şimdi, benim asıl sorunum fazla moral, yani Mümtaz öyle der. “Herkes bir şeyden ölürse, sen de fazla moralden kendine fazla yüklenip güvenmekten ölebilirsin” diyor. Bunda biraz haklı, çünkü, ben buraya geleli, asıl geliş nedenimin hastalık olduğu gerçeğini, kafamdan silip atmak konusunda öylesine ileri gittim ki Mümtaz’ın haberi olmadan tüm Londra’yı yürüyerek tanıyıp öğrenmeye kalkıştım. Bunun nedeni işin ucuzluğu bir yana, bir kentin ancak yürünerek tanındığına kesin inancımla, hastalık gibi tatsız bir sorunun, inançlarımın önüne çıkmasından hiç hoşlanmayışım. Ama sonunda işi o kadar ileri götürdüm ki bir gün halsizlikten yollarda bayılıverdim. Önce kızdım kendime, “ulan Sevgi, sende hiç iş kalmamış”, ama sonra Mümtaz’dan aldığım mesafenin en azından yedi buçuk kilometre olduğunu öğrenip üstüne de haklı bir zılgıt yiyince, ukalalığı bir yana bıraktım. Oysa bu hafta özel olarak dinlenmem gerekiyor. Çünkü, doktora her görünüşümde, öyle sağlık ve güç tablocukları çiziyorum ki adam bu hafta sonunda iğneyle birlikte o ağır kapsülü de bir anda verip, bana yüklenmeğe karar verdi. Oysa benim iki gündür dizlerim titriyor” derken de kendine ve ölüme isyan eder gibidir.

“Bir doğa afetine dönüşüyor işkence. İnsan yutan bir girdaba. İnsanlar tek tek girdabın gücü karşısında ne yapabilir?” diye sorduğunda Sevgi Soysal, yanıt yıllardır sessizlik olmadı mı? Yaşam karşısında verilemeyen bir yanıt ile saçmalama hakkımızı kullanmadık mı yıllardır?

Sevgi Soysal Tarihi İnsan Gibi YaşamakSevgi Soysal’ın yaşama dair açtığı kapıları ve gösterdiği yönü merak etmemek olası değil. Tante Rosa’da bütün erkek egemenliğini tersyüz eden, yarattığı tekinsiz ve sahici kadın aslında kendisi değil midir?

“Önceki kuşağın yazdıklarına, özlerinden çok biçimlerinin cılızlığı açısından karşı çıkmak istedik… Biçimlerin tekdüzeliği, anlatımlarında sadelik adına katlandıkları sığlık, bütün gerçeklik çabalarına karşılık, yaşamayan bir örnek kişiler yaratmaya götürüyordu kendilerini. Kişiyi yeniden ele alıp yeni baştan yaratmak gerekiyordu bu durumda” der Sevgi Soysal, bir söyleşisinde! Gerçekten de yazısında kişilerini bambaşka bir gerilim hattına yerleştiriyor ve günümüzdeki gibi, sıradan olanda üreyen faşizmi anlatmaya çalışıyordu. Kahramanı Tante Rosa’da, bu dönüşümün anlatım gerçekliği kılıç keskinliğindedir:

Tante Rosa’nın ilk evliliğinden bahsetmek, onun bırakıp gitmeler serüvenini anlatmaya başlamak için iyi bir nokta olabilir. Tante Rosa… Sevişmiştir bir kez. “‘Namusu kirlenmiş’ bir aile kızı olmamak, zavallı bir piç kurusu doğurmamak için” evlenir. Ama “Kocasıyla istemeden yatmaya başladığı zaman ‘namusu kirlenmiş’ bir kadın olmanın ve bu yatmalardan sonra doğurdukça piç kurusu doğurmanın ne olduğunu anlar.” Her şeyi bırakıp gider Tante Rosa.

Kitabın anlatıcı sesi

Tante Rosa yanlışa verilen addır.” Peki yanlış nedir? Bırakıp gitmek mi? Bıkkın sevişmelerden sıyrılmak mı? Çocukları, evi bırakıp yeni başlangıçlara adım atmak mı?

“- Senin bir ağaç gibi, bir kedi gibi, bir kanarya gibi, bir koltuk gibi, bir kâğıt gibi, bir perde gibi, bir giysi gibi, bir kalem gibi, bir şapka gibi, kuruyuverdiğin, uyuzlaşıverdiğin, ötmeyiverdiğin, yırtılıverdiğin, yıkılıverdiğin, eskiyiverdiğin, aşınıverdiğin, bitiverdiğin, uçuverdiğin, demektir bu. Ancak bir ağaç kuruyuverir, bir ev yıkılıverir, bir makina duruverir, bir pabuç aşınıverir, ansızın bu anlaşılıverir ve hiç önemli değildir bu. Öncesiz ve sonrasız, bağlantısız ve belgesiz tükenivermek bir ağacın, bir evin, bir pabucun hakkıdır. Bir insanın, bir insanın, ama bir Rosa’nın niçin eskidiğini bilmem gerek, yeni Rosa’yı bunun üstüne kurmam gerek.
Rosa, bir çocuk gibi küskün,
– Sen bir otomobil misin, bir çamaşır makinası mısın, bir elektrik süpürgesi misin ki senden bir önceki modelin bozukluklarından sıyrılmış olarak piyasaya sürülmek istiyorsun?”

Sevgi Soysal Tarihi İnsan Gibi YaşamakSınır ve uzaklık/ yakınlık diye bir olgu varsa yaşamda; tüm sınırları aşabilen Sevgi Soysal diye bir yazar da var oldu bu ülkede. Adımları ve düşünceleri ile bir kaosa başkaldırmayı başarabilmiş bir kadın! Kırk yıllık yaşamında emekçi titizliğinde ilmik ilmik dokuduğu kitaplarının büyüsü! Resmiyetin geçerli/yasa olduğu bir düzende, kadınca cesareti ile görünmezi gösterip, tehlikeye kafa tutarak, sözünü sakınmadan söyleyip giden ve şimdilerde masallaşan bir umut!

Yıldırım Bölge’de “Bize yapabileceklerinin sınırlı oluşu hoşuma gidiyor.” der, devletin tüm tehditlerine boyun eğmeden! Böylesine bir sözü bugün hangi aydın söyleyebilir, üstelik cezaevinde, üstelik geleceğe dair onulmaz bir tedirginlik içindeyken? Bu, her şeyin bir başka mümkünü olduğunu anımsatmıyor mu? Gezi Parkı ruhunu anımsatmıyor mu? Bu söz, bize yani geride ve onun gerisinde kalanlara, kıyısından köşesinden mücadele etmeyi sevenlere, hiçbir şey yapamazsa bile en azından her gün kendini sınayanlara her şeyin olası ve mücadele etmeye değer olduğunu anımsatmıyor mu?

“Kıskanıyorlar hepimizi kıskanacaklar.
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak,
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir.”

“Kurallara, biçimciliklere başkaldırışı, öyle bir inat, bir özgürlük savaşçısı filan olma hevesi yüzünden değil. Kurallardan ve biçimlerden öte onun için önemli olan, yoluna baş koyduğu hep kendi öznelliği. Çünkü ancak onun peşinden giderse, buna cesaret ederse, bunu dile getirebilirse varacağı yerin, kurallara uyarak varabileceklerinden daha önemli, daha gerçek bir yer olacağına inanmış bir kere. O yüzden işte alaycılığı, bu hayatı kurallara uymak gereken bir oyunmuş, sanki insan kullanım kılavuzuyla dünyaya gelen bir makineymiş gibi yaşayanlara karşı…” diyerek anlatıyor kızı Funda Soysal, Sevgi Soysal’ın başkaldırışını.

Sevgi Soysal’ı anlayabilmek için, yaşamındaki ve kitaplarındaki uzaklık ve kopuklukları birbirine bağlayan şifreleri çözümlemek gerekiyor sanırım. Sevgi Soysal’ı salt feminizm veya sosyalizmin bakış açısı ile değerlendirmek yetersiz kalacaktır. Ne kadının özgürlüğü ne de ezilen bir sınıfın isyanını tek başına ve bağımsız olarak işlemiştir. Bu şifreler Sevgi Soysal’ın yaşam felsefesinin, başkaldırısının, hayatındaki ve eserlerindeki yansımalarıdır. Yansımaların derinine inmediğimiz sürece kendi görüş alanımızın dar sınırları içinde kalırız. Sevgi Soysal’ın kendi anahtarıyla açıp, kurduğu yaşamların kapısından geçmeyi istiyorsak, geç kalmış da sayılmayız okuyup, tanımaya.

Sevgi Soysal

30 Eylül 1936 İstanbul doğumlu olan Sevgi Soysal; Ankara Kız Lisesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nü bitirdi. 1957-1958’de Almanya’nın Gottingen Üniversitesi’nde arkeoloji ve tiyatro bölümlerinde öğrenim gördü. 1965-1971 arasında TRT’de program uzmanı olarak çalıştı. 1972’de siyasi görüşleri nedeniyle tutuklandı, bir yıl hapse mahkum edildi. Cezaevinden sonra Adana’da iki buçuk ay sürgünde kaldı.

Sevgi Soysal Tarihi İnsan Gibi Yaşamak1956’da Özdemir Nutku ile, 1965’te Başar Sabuncu ile evlendi. Üçüncü eşi Mümtaz Soysal ile cezaevinde iken tanışıp evlendi.

Edebiyata öykü ile başladı. İlk öykü ve yazıları 1960-1964 arasında Dost, Yelken, Ataç, Yeditepe, Değişim dergilerinde yayınlandı. İlk dönem eserlerinde bireyin ruhsal durumlarını işledi. 1965-1969 arasında özellikle Papirüs ve Yeni Dergi’de yayınlanan öyküleriyle yeni bir biçime yöneldi. Kadın-erkek ilişkilerini, kadın sorununu, ağırlıklı olarak da 1960 sonrasında yaşanan sosyal ve siyasal olayları ele aldı. Gerçekçi toplumcu öykü ve romanlar yazdı. Öykü ve romanlarının yanı sıra röportajlar, çeviriler yaptı. Yeni Ortam ve Politika gazetelerinde günlük köşe yazıları yazdı.

Yürümek (1970),Yenişehir’de Bir Öğle Vakti (1973), Şafak (1975), Hoş Geldin Ölüm (1980) romanları; Tutkulu Perçem (1962),Tante Rosa (1968), Barış Adlı Çocuk (1976) öyküleri; Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu (1976) anı kitaplarını yazdı.

1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülünü “Yürümek” isimli romanı ve 1974 Orhan Kemal Roman Armağanını “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti” yapıtı ile kazandı.

*

Kaynaklar:

“Ne Güzel Suçluyuz Biz Hepimiz” – Sevgi Soysal İçin Yazılar, Der: Seval Şahin, İletişim Yayınları, 2013


Sevgi Soysal, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, İletişim Yayınları

Sevgi Soysal, Tante Rosa, İletişim Yayınları