Deniz Gezmiş: Ateş böceğinin peşine düşen “Deniz”ler

Daha sonra gecenin kendi siyahından utanacağı 6 Mayıs 1972’nin alacakaranlığı, Ankara Merkez Cezaevi’nde saatler durmak istemelerine rağmen, zaman içine kapanmayı başaramıyordu!

deniz gezmiş

Gece kendi içine, kendi kabusunu gömmek istiyordu. Ölüm hangi randevusuna geç kalmıştı ki? Hiçbir af talebi kabul görmedi emperyalizmin karşısında. Üç fidan, üç yürek, üç gelecek…Sehpa! Ve sehpaya çıkmadan önce, son gece niyetine içilen son filtreli sigara! Görevi yaşatmak olan doktorların, ölmesinde sakınca yoktur, yönünde verdikleri rapor! Hangi güvercin kanat çırpmaktan utanmazdı artık bundan sonra?

Bir efsanenin son sözleri başka türlü olabilir miydi? ‘Otuz beş milyon metrekare vatan toprakları işgal altındayken, bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı çok şaşırırdı. Hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir. Anayasamızın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple anayasal bir davranışta bulunduk.’

Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 16 Temmuz 1971’de başlayan THKO-1 Davası’nda TCK’nin 146. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle, 9 Ekim 1971’de 146/1 maddesi uyarınca idam cezasına çarptırıldı. Mahkeme kararında: ‘Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, mahkememiz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını; bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya cebren teşebbüs suçunu işlediğinizi sabit gördü. Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca ölüm cezası ile tecziyenize karar verdi. ‘Yani mahkeme ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını değiştirmeye cebren teşebbüs’ etmekten idam kararı aldı!

Üç fidanın solmasının üzerinden kırk üç yıl geçti: Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş! ‘Gece ışıklar arasında koşmaktadır devrim/ ateş böceklerini/ yakalamak isteyen çocukların/ peşine takılır gün gelir/ yanıp sönen mavi ışıkları/ polis arabalarının…’ (Sunay Akın)

deniz gezmiş
Türkiye’de yaşayan her bir insanın kendine göre ‘üç fidan’ı mutlaka vardır; asıldıklarında Annemin gözlerinden dökülen iri damlaları asla unutamam. Deniz Gezmiş’in babasına yazdığı son mektup, mücadelesini verdiği halkınadır aslında:

‘Mektup elinize geçtiğinde ben aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara’da 1969′da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.’

Oğlun, Deniz Gezmiş. Merkez Cezaevi

“Deniz Gezmiş Atatürk’ü sevmezdi. O Sosyalistti; Atatürk’ü devrimci olarak görmezdi” gibi söylemler ile halkın gözünden düşürülmeye çalışılsa da bu kuşağın diğer çocukları gibi, Türk istikbalinin evlâdı olduğunun bilinciyle, ahval ve şerâit içinde dahi, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmayı vazife bildi!

Deniz Gezmiş, Türkiye’de 68 Kuşağının simge ismidir, devrim mücadelesinin namusudur! Bu devrimcilerin yüzde doksanı Atatürk’ü rehber edindi ve dönemin iktidarının Emperyalizme boyun eğmesi karşısında ikinci kurtuluş savaşını başlattıklarını inkar etmek, dönemin ruhunu anlamamak olacaktır! Deniz’in Mamak’taki en son savunmasında Mahkemede savcının ‘Bunlar Atatürk demezler, Mustafa Kemal’in kalpaklı resmini kendilerine referans alırlar…’ şeklinde iddiada bulunması üzerine; Deniz, ‘Atatürk’ü en çok koruyan biziz’ der. ‘Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yasındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.’

68 olaylarını sosyalist çerçeveden ele alırsak, klasik anlamdaki proleter diktatörlüğünden çok Kemalist kurtuluş ruhu içerdiğini göreceğiz. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı referans alan gençliğin savunduğu görüşler, Mustafa Kemal’in ulusçuluk kavramlarına ters değildi ve muhtemel bir devrimin ilk şartı tıpkı Atatürk’ün yaptığı gibi Anadolu’yu harekete geçirmekten geçiyordu. Yaşam öyküsüne baktığımızda, düşüncelerini yaptıkları eylemlere dönüştürürken, bu anlayışı görürüz.

Kırk üç yıl sonra gençliğe bakış açısının değişmediğini görmek acı vermektedir. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan veya İbrahim Kaypakkaya’yı anmak, parasız eğitim pankartı, terör örgütü üyeliğinde delil olmaktadır. Grup Yorum bileti satmak ceza almak için yeterli! Yasal olarak satılan Marx’ın Das Capital kitabı, Cumartesi Anneleri’ne destek vermek, 8 Mart’ı kutlamak, yasal örgütlerin ve Halkevleri binalarına girip çıkmak, 1 Mayıs, eylemlerine veya YÖK protestosuna katılmak, parasız sağlık ve ulaşım hakkı talep etmek devlet tarafından dışlanmayı getirmektedir.

deniz

Deniz Gezmiş kimdir?

Deniz Gezmiş, Ankara’nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947’de doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak çeşitli kentlerde ilk ve orta öğrenimini gördü. Liseyi İstanbul’da bitirdi.

1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren Gezmiş, lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı ve 1965’te Türkiye İşçi Partisi’nin Üsküdar İlçesine üye oldu. 30 Ocak 1968’de Hukuk Fakültesi’nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kuran Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesine önderlik etti.

İstanbul’a gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz’da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül’de serbest bırakıldı. 1 Kasım 1968’de Samsun’dan İstanbul’a Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü düzenledi.

1969 Haziran’ında Filistin’e giderek, Eylül’e kadar Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş, 20 Aralık 1969’da yakalandı ve Cihan Alptekin’le birlikte 18 Eylül 1970’e kadar tutuklu kaldı. Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdu. 4 Mart 1971’de dört ABD’li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan’la birlikte yakalandı.

Türk solu devrimci insanlarını arıyor!

PAYLAŞ
Önceki yazıOrff ve çocuk eğitiminde ritim etkisi
Sonraki yazıBağımsızlık Hediyesi
Hayat, sadece biyografik bilgilerimizin çoğalması için yaşadığımız anlardan ve kariyer için oluşturduğumuz '' CV'' lerden ibaret değil diye düşünüyorum. 2010 Yılında bir suçtan dolayı 6 ay kadar tutuklu kaldım ve yaşamın anlamını 180 gün boyunca sorguladım, tutsaklığın dört duvarla sınırlı olmadığını öğrendim, düşünce sistemimde ve yazdıklarımda sınırlama olmamasına ve herhangi bir konuyu tabu olarak kabul etmemeye çalışıyorum. Bu büyük bir mücadele, gelişim, dönüşüm uzun bir yol ve bu yola gönüllü çıktım.