Yumurtanın Sadece Sarısı

Her seçim döneminde dini simgelerden uzak durulmaya çalışılırken nedense her mitingde bir siyasinin ağzında dini söylem ve simgeler illaki dolaşıyordu. Ülke karışıktı, ülkenin insanları ise ülkeden daha karışık…

yumurtanın sadece sarısı

Eve geldi. Terden sırılsıklam olmuş gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. Havalar iyiden iyiye ısınmıştı ya keşke şu ter işi olmasaydı. Kısmetti. Üstünü değiştirip hemen lavaboya girdi, elini yüzünü ve ayaklarını iyice yıkadıktan sonra mutfağa geçti.

Bekârdı Salih, zaten evleneceğim dese de parası yoktu. Bu devirde en pahalı şey evlenmekti. Nikâh salonlarının kapısının önünden geçilmiyor, eskiden sokak aralarında yapılan düğünlere kır düğünü diye nostaljik bir isim uydurulmuş salonda yapılanından daha pahalıya geliyordu. Dolabı açtı, rafların üstünde birkaç yumurta, bir şişe süt ve biraz da sebze vardı. Aklına bir fikir geldi. Menemen yapmalı, dedi. Gariban adamın yegâne öğünüydü menemen. ‘Nerede garibanın öğünü oluyormuş menemen?’ dedi. Biber pahalı, domates ateş pahası, soğan borsa gibi bugün yukarıda, yarın aşağıdaydı. Menemen artık yoksulun değil belki de orta gelirlinin çeşidi haline gelmişti. Canı sıkıldı, iki yumurtayı kızarmış tavaya kırdı. Evin sokağa bakan tek penceresinin önüne koyduğu masaya geçip çay eşliğinde yumurtasını yemeğe başladı. Yemeğin yanında ses olsun diye baba yadigârı radyosunu açmayı da ihmal etmedi.

sadece pencere yumurtanın sadece sarısıAkşam ajansı yeni başlıyordu. 19 Mayıs şenlikleri yurt genelinde eskiye göre biraz daha soluk geçmişti. İnsan değişiyor, ülke değişiyordu. Cumhurbaşkanı meydanlarda eskiden yaptıklarını masumane bir şekilde halka hatırlatmaya çalışıyordu. Sosyal medyada bazıları muhafazakârlığı belli bir parti ile birleştirip gerisini külliyen muhafazakârlığın dışına itiyordu.

Her seçim döneminde dini simgelerden uzak durulmaya çalışılırken nedense her mitingde bir siyasinin ağzında dini söylem ve simgeler illaki dolaşıyordu. Başbakan, Adnan Menderes’in hesabını Bahçeli’den soruyor, Bahçeli meydanlarda belki de hakaretin tozunu sinirine paralel olarak çoğaltıyordu. Herkes ağaçlı partiyi bir kenara itmeye çalışıyor, kimi biz onlarla aynı masada olmayız derken diğeri bizde sizin sırt sırta çekilmiş fotoğraflarınız var diye alaylı söylemlerde bulunuyordu. Kılıçdaroğlu Ankara’da yine asgari maaştan, işçilerden ve emeklilerden bahsediyordu. Proje isteyene proje, kaynak isteyene kaynak bende var diyordu. Sözüm söz diyordu ama sözün artık bir hükmü kalmadığını sanırım bilmiyordu. Anlaşılan bu seçim daha çok ses yükseltir insana, diye düşündü Salih.


Yumurtaların önce beyazını yemiş sarılarını sona bırakmıştı. Küçüklüğünden kalma bir alışkanlıktı bu. Annesi bu huyuna her zaman sitem eder, bazen de sinirine hâkim olamaz kulağını çekerdi. Ekmeğinin sert kısmından bir parça koparıp yumurtanın sarısına çocukça bir heyecan ile saldırdı. Türkiye’de neler olmuyordu ki? Bir ezogelin çorbasının malzeme çeşidinden fazla ülke gündeminin olay çeşitliliği vardı. Kimileri darbe karşıtlığı ile makam yakalığını karıştırıp Beştepe’de kapı nöbetinden bahsederken, nev-i şahsına münhasır birisi bu ülkede sadece komünistlerin değil hakiki anlamda dindar olanların da bir dönem aşırı sıkıntı ve baskılara maruz kaldıklarını, bu olayların ailelerini de derinden etkilediğini söylüyordu. Haklıydı belki de, zira bu ülkede kılıç kimin eline geçerse önce kendinden olmayana kalkıyordu. Ve adalet nedense hak doğrultusunda değil, güç doğrultusunda hareket ediyordu.

Ekmeğinin son parçası ile tavasını iyice temizledi, sünnetledi. Deniz gözlü bir kız, ilkel dönemlerden kalma bir saldırı sonrası ağır yaralanmıştı, çocuk döven öğretmen videoları yine popüler olmaya başlamıştı. Bu ülkede uzun süredir kangren olmuş eğitim, sadece kafasına estikçe yapılan sistem değişiklikleriyle kurtarılmaya çalışılıyordu. Okulların görünen yüzlerinin arkasındaki sıkıntı, kimse tarafından perde önüne getirilmeye cesaret edilmiyordu. Eğitim ve öğretimden geriye kalan sadece öğretimdi. Onun da sadece belli başlı kuralları ezberleyip, şıklı sorulardan birini seçip, puanlarla bir yerlere yerleştirmekten başka bir işe yaradığı yoktu. Üretici, düşünen ve araştıran insan değil sadece çalışan, soru çözen ve daha fazla puan için çabalayan bir öğrenci, anlaşılan herkes için daha iyiydi. Sağda solda VIP minibüslerde ve lüks villalarda yaşanan gayri ahlaki ya da gayri etik ilişkiler, halkın sosyal yapısının ve ahlaki yönünün nereye doğru kaydığını gösteren bazı ipuçları mıydı acaba?

Ülke karışıktı, ülkenin insanları ise ülkeden daha karışıktı. Karışık kafaların üretebileceği tek şey karışıklıktı. Önce bir susmak gerekiyordu, konuşmadan önce iyice bir susmak ve etrafı dinlemek havayı koklamak lazımdı. Suskunluk gerçekten acizlik değil aksine iktidar olmaktı kendine, diline ve nefsine. Sen bağırırsan karşındaki çığlık atar. Sen susarsan karşındaki belli bir süre sonra hiç olmazsa bıkkınlıktan susar. Çayı soğumuştu, Salih’in. Akşam ezanları okunuyordu. Ne ses vardı şu müezzinde…