Değerlerimizi Kaybediyoruz!

Ülkede birçok şey olup biterken, bize sunulan televizyon programlarıyla birlikte bu programlar bizleri nereye götürmektedir sorusu bu yazımızın tartışma noktasını oluşturmaktadır. 

reza zarrab numan kurtulmuş nihat zeybekçi bakan tim başkanı mehmet büyükekşi ödül değerlerimizi kaybedyoruz

Daha çok para için değerlerimizi kaybediyoruz!

Acaba insanlığın ne olduğunu unutmaya mı başladık? Değerlerimizi, maneviyatımızı, geleneklerimizi, göreneklerimizi, örf, adetlerimizi silmeye mi başladık? Artık bazı şeyleri görmezlikten gelip, önce “ben” demeye mi başladık? Yardımseverliğimizi, hoşgörümüzü, Anadolu’nun o güzel adetlerini silmeye mi başladık? Ekranlar bu saydıklarımızı daha da hızlandırıp deforme etti sanki…

Medyada olup bitene bakalım biraz… Evlenme programı sunucusunun bugün ayda, 1 milyon 100 bin lira; kocasının da, programın yapımcısı olarak yine 1 milyon 100 bin liraya karşılık ulusal bir kanal ile anlaştığı haberi ortaya çıktı. Program başına, yani bir günün yaklaşık üç saati için 50 milyar lira alacağı ifade ediliyor. Asgari ücret bugün, ikinci altı aydan itibaren aylık 1000 lira, evet bin lira… Bir asgari ücret ile çalışan kişi, program sunucusunun 3 saatte aldığı ücreti tam 4 yıl 2 ayda kazanabilmektedir…

Biraz da programın içeriğine bakalım… Evlenme programına baktığınızda programın sunucusu reklam arasına gidiyor; kendisinin kullanıp kullanmadığını bilmediğimiz ürünün reklamını yine programın sunucusu kendisi yapıyor… Bana bu olay Kemal Sunal’ın 1978’de çekilmiş “Yüz Numaralı Adam” filmini hatırlattı. Halkın adamı, kahramanı olan adama yemediği, giydirmediği şeyleri yedirip, giydirip “Bak, ben yiyorum; bak, ben giyiyorum” diyerek halkı inandırıyordu Kemal Sunal filminde. Neyse biz devam edelim…

Bu evlilik programında reklama gitmeden ağlayan, ayrılan, birbirinin dedikodusunu yapan kişilerin haberlerini sanki çok mühimmiş gibi gösterip olayla ilgili “az sonra!” diyerek programın sonuna 15-20 dakika kala olayı gösterip sonra sunucunun gülümseyerek “iyi akşamlar” demesi ile program sonlanıyor. O programcı, büyük reytingler ve yılda milyonları alırken halkımız bir günü daha “uyuyarak” geçirmenin mutluluğunu yaşıyor!

Başka bir yerde adam kanal alıyor, kanalında program yapıyor ve amacı ne olduğu bile belli olmayan programlarda halka oturup kan’a kan’a bu programları izletiyor. Halk da tabi “hayır” demiyor bunlara…

Bu programlardan dolayı uyutuluyoruz galiba… İnsanlar düşünmesin, sormasın, sorgulamasın… Bunu da bu programlar başarıyor herhalde…

Artık daha vurdumduymaz olduk?.. Yeni bir haber ortaya çıktı… Gaziantep’teki 25 yaşındaki Halil Cengiz adında bir genç minibüste rahatsızlanıyor. Aracın şoförü genci hastaneye götürmek yerine aracı durdurup genci, araçtan sürükler vaziyette indirip yolun kenarındaki dükkana yaslayıp oradan ayrılıyor. Gence kimse yardım etmiyor bir süre. Daha sonra bir ambulans geliyor; genci, yerde hareketsiz gören ve yavaş bir şekilde araçtan inen hemşire tekrar araca binerek görevi yanındaki arkadaşına teslim ediyor. Ambulansa sedye ile taşınması gereken genç, daha sonra karga tulumba ambulansa bindiriliyor. Bu genç hastanede hayatını kaybediyor. Bu haberde artık birçok şeyi kaybettiğimizi düşünüyorum…

Bazı şeyler, bizi uyuttuğu gibi; bazı şeyleri de çok da umursamaz olduk artık galiba, değerlerimiz gibi?..

İnsanlar, birçok şey apaçık olmasına rağmen artık olanları pek de önemsemiyor? Devleti yönetenlerin, yolsuzluk yaptığının görüntü kayıtları, ses kayıtları ortaya çıkıyor; vatandaş, “Olsun, adam çalıyor ama çalışıyor be kardeşim!” diyor.

İran; yolsuzluk, kaçakçılık yapan adamı (Bebek Zencani) tutuklayıp ceza evine atıyor. Biz ne yapıyoruz? “Aferim koçum, aynen bu şekilde devam et. Gerekirse, ben senin önüne yatarım!” diyor. O da yetmez, “kutulara, polis koydu paraları” der sonra da polisin dediğimiz paraları, iş adamlarına faiziyle veririz. O da yetmezmiş gibi adam, ülkeyle dalga geçer gibi faiziyle aldığı paranın faizini Kızılay’a bağışlar. Bu da yetmez bu iş adamına halkın gözüne baka baka ekranlarda ödül veririz…

Artık bizi uyutan, insanları düşündürmekten uzak; “komşuda ne olmuş?” haberlerinden, televizyon programlarından, dedikodularından uzaklaşıp kaybedilen değerlerimizi, duygularımızı; her şeyden öte düşünmeyi, soru sorup, sorgulamayı ortaya çıkarmak gelecek adına görevimiz olduğunu düşünüyorum…

Göstermek istemeyenlere inat; görmeliyiz, göstermeliyiz!..

 

Önceki yazıOruç Sadece Aç Kalmak mıdır?
Sonraki yazıBir Dokunulmazlık Hikayesi: Sular ve Yılanlar
Kişioğlu, zıt düşüncelere sahip kişilerle tartışmayı seven ve her olaya bilimsel olarak yaklaşıp, olaylara septik yaklaşmaktan kaçınmayan biridir. Olayları derinlemesine incelemeyi ve yanlışın ortaya çıkarılıp doğruya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir üretilip bunun üzerinden felsefe yapılmasını arzulayan biridir. Etik, ahlaki ve hukuki sınırları aşmadan herkesin, her ortamda eleştirilmesi taraftarıdır. Dogmatik düşüncelerden uzak; sormayı, sorgulamayı kendisine görev edinmiş ve bunun çabası içerisindedir… Her türlü bilgi alışverişine açık; farklı görüşlerin çarpıştıkça büyüyebileceğine ve kolektif düşünsel ürünlerin ikamesinin de olabileceğine inanmakta; halk için, halk yararına olan her şeyin de yanındadır…