Eski Türkiye Yeni Türkiye

“Yeni Türkiye – Eski Türkiye” diye bir şey yoktu ve olmayacaktı. Bir şeylerin değişmesi ve yenilenmesi için öncelikle insanların beyinlerinin ve düşünme şekillerinin değişmesi ve yenilenmesi gerekiyordu.

yeni türkiye eski türkiye bayrak

Güneş batmak üzereydi. Fazla yürümekten ayaklarının şiştiğini hissediyordu. Zorlu bir tırmanış olmuş ama sonunda istediğini elde etmişti. Hava halen sıcaktı yine de akşamın tatlı esen yelleri hafif hafif yüzünü yalamaya başlamıştı. Bulunduğu yer bir tepeydi ve buradan tüm şehri izleyebiliyordu. Canı sıkkın olduğu bazı zamanlar bu tepenin üstüne çıkar, buradan tüm şehri izleyerek kendini eğlendirirdi. Kuşlar yükseklerde salınırken, karıncalar toprağın üstünde sıra halinde yürümekte, güneşten yana nasibini iyice alan çiçekler çocuk masumluğu ile başlarını yere eğmekteydi. Koltuğunun altına sıkıştırdığı gazetesini eline aldı. Neler oluyor hayatta şarkısını mırıldanmak üzereyken gazete yazılarına dikkat kesildi.

Ülkenin cumhurbaşkanı sağda solda açılabilecek ne kadar olgu varsa şehir şehir dolaşarak bir nevi miting havasında gezerken, başbakan kendi partisinden gayrı her partiyi eski Türkiye partisi ilan ediyordu. Anlatılanlara bakılırsa Türkiye yenileşiyordu, yenileşiyordu da sanırım bazı şeyler hep eski kalıyordu. Sokak araları halen çöplerle doluydu. Arabalar nicedir yere göğe sığmaz olduğundan yollarda park yeri bulamayıp kaldırımları işgal ediyordu. Diyarbakır’da genç bir kız adi bir kurşuna kurban giderken, Mersin’de evine gitmeye çalışan bir kız önce iğfal edilmeye çalışıyor sonra şereften yoksun bir halde canice öldürülüyordu. Mahkemelerde halen pişman ve iyi halli olmak ceza indiriminden sayılıyor, bazılarının davaları saatler içerisinde düşerken garibanın davası yıllar boyu o hâkim senin bu avukat benim uzayıp duruyordu. Partilere karşı eşit mesafede durması gereken bazı makamlar iktidar partisinin sözcülerinden ve savunucularından daha fazla partiyi savunuyor hatta bu yaptığını makul göstermek için türlü laf cambazlıklarına soyunuyordu.

Kılıçdaroğlu bu seçimde emekli senin işçi benim diyerek meydanlarda gümbürdemekteydi. Partisi bu seçimi bu kadar vaade karşın kazanamazsa bir dahaki seçimlerde hangi vaatlerle ya da özürlerle meydanlara çıkacaklardı. O kadar vaade karşın CHP’ye oy vermeyen seçmenler ya CHP’nin sözlerine inanmıyor ya da kötü bile olsa istikrarın, kararsızlıktan daha iyi olduğunu düşünmekten kendilerini alamıyordu. Başka bir rivayete göre CHP ne yaparsa yapsın sözün en basitinden etiketindeki anti-muhafazakârlık yaftasını silemiyordu. Ve muhafazakâr seçmen sadece reklamlarda iki üç türbanlı kişi oynatma hilelerine pek kanmıyordu. Bahçeli sesi çıktığı kadar bağırıyor, haberlerde yer alan süre içinde vaatlerinden daha çok 17 ve 27 Aralık olaylarını hatırlatıp hesabın sorulacağını ve sürecin faillerinin cezalandırılacağından bahsediyordu. Cumhurbaşkanımızın popstar milletvekili adayı dediği parti liderinin mikrofonundan espriyle karışık cumhurbaşkanına karşı sitemler ve suçlamalar yükseliyordu. Erdoğan cumhurbaşkanı olmasına rağmen halen tüm muhalefet partisi liderleri Erdoğan’a sataşmakta, Erdoğan ise yine cumhurbaşkanı olmasına rağmen bir nevi başbakan edası ile hem iktidar partisini hem de kendini savunmaya devam etmekteydi.


Bugünlerde gazetelerin çoğu sayfasını siyasiler ve siyasilerin sözleri doldurmaktaydı. Salih sırtını iyice arkasındaki yaşlı ağaca yaslayarak karşısında duran manzarayı seyre daldı. Güneşin tüm kızıl renkleri dünyanın üzerine çökmüş, uzaklardan vapur sesleri yankılanıyordu. Muhtemelen tüm şehir şimdi iş çıkışı evlerine doğru koşturmaktaydı. Kimisi eve gidince ne yiyeceğini kimisi ise ne pişireceğini düşünürken, kimi akşam kandili hangi mekânda söndüreceğini planlıyor kimiyse maaşa kaç gün kaldığını hesaplamaktaydı. Gazetesini tekrar kaldırarak yarı bıraktığı sayfayı okumaya başladı. Son dönemlerde öğretmenlerin öğrencileri patakladığı videoların izlenme ve yayınlanma oranında yükseliş görülüyordu. Bunu izleyen ve izledikten sonra yorumlayan spikerler ise düşünceden ve anlamaktan son derece uzak olan yorumlarda bulunuyorlardı. Ülkemiz insanlarından çoğu ülkedeki öğretmen ve öğrenci profilini sorgulamadan sadece bir anlık video sonucunda yargılarda bulunabiliyordu. Ülkedeki altın piyasasından daha hızlı bir şekilde değişen eğitim ve öğretim sistemini incelemek ve yargılamak yerine bu sistemin yegâne mağduru olan öğretmeni acımasızca eleştirebiliyordu. Evet, şiddet sadece çocuğu değil kimseye karşı iyi değil aksine lanetlenmesi gereken bir şeydi ama öğrenciye karşı elinden hiçbir yaptırım gücü olmayan ve buna karşın girdiği sınıfta her şeye rağmen hâkim olması beklenen öğretmeni suçlamak sanırım sadece olaylara tek penceren bakmaktan başka bir şey değildi.

Yeni Türkiye – Eski Türkiye diye bir şey yoktu ve olmayacaktı. Bir şeylerin değişmesi ve yenilenmesi için öncelikle insanların beyinlerinin ve düşünme şekillerinin değişmesi ve yenilenmesi gerekiyordu. Okuma yazma bilmeyen bir kitleyi dünyanın en harika eserlerinin bulunduğu bir kütüphaneye sokmanın nasıl hiçbir anlamı yoksa düşüncelerini ve düşünme şeklini modern ve gelişmiş dünyanın şartlarına ve koşullarına uydurmamış olan insanı modernleşen ve gelişen şehirlere tıkıştırmanın da hiçbir anlamı yoktu. Yeni yapılan toplu ulaşım araçlarının istasyonlarına verilen zararlara, devletin halk için yaptırmış olduğu kamu mallarına verilen zararlara, sağda solda şehirleri güzelleştirmek için yapılan park ve abidelere verilen hasarlara bakılınca ne demek istendiği biraz daha anlaşılabilirdi.

Ezanlar okunuyordu. Salih oturduğu yerden kalktı. Üstünü şöyle bir çırpttı. Şimdi zorlana zorlana çıktığı yolu geri inmesi gerekiyordu.