Madımak Katliamı: 2 Temmuz 1993

Gözyaşının aktığı, “güllerin solduğu” Sivas’ta, acının tarifi olmayan “Madımak Katliamı”nı acıyla anıyoruz. “Sivas’taki bu olayın arkasında kimin parmağı vardı?” sorusunun üzerine konuyu tartışmaya açacağız…

Madımak Katliamı: 2 Temmuz 1993

Madımak Katliamı: 2 Temmuz 1993

Onlar ne yaşamadı ki bu topraklarda… Acılarını katık yaptılar; hüzünlerini, gözyaşlarıyla yoğurdular. Anadolu’da filizlendiler, orada yeşerdiler. Tarifi, tanımı yapılamadı, yapılmadı acılarının. Yaşadıkları, yaşama tutundukları topraklarda özlem duyarak uzaklaştılar, uzaklaştırıldılar. Arkalarında kan bıraktılar; baba, kardeş, can, yoldaş bıraktılar… “En-el Hak” dediği için derisi yüzülen Nesimi’nin, “Şah” dediği için asılan Pir Sultan Abdal’ın torunlarıdır onlar. Ali’dir ‘şah’ları, Kabe’dir kıblegahları, Mihraç’taki Muhammed’dir padişahları… Evet, Anadolu’yu gökkuşağına çeviren, yıllarca Anadolu’da “Kızılbaş” diye nitelendirilen Aleviler onlar…

Daha önceki yazılarımızda da pek çok kez dile getirmiştik Aleviler’e yapılan baskı, zulüm şiddeti… Tarihin derin sayfalarında yer alan basit olaylardan ibaret değil onların yaşadıkları. 1938 yılında Dersim’de yaşadıkları olayda yüzlerce Dersimli öldü. Binlercesi de bulundukları yerden sürüldü. Bu olaylardan onlarca yıl sonra ise 1978 yılında Maraş Olayı, 1980’de ise Çorum Olayı patlak verdi. Bu olaylar için detaya inmeden Aleviler burada da baskıya, şiddete zulme maruz kaldı diyebiliriz. Bu olaylardan yıllar sonra 2 Temmuz 1993’de Sivas’ta Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en utanç verici olaylarından biri olan “Madımak Katliamı” yaşandı.

81312cemevi_sivaskatliami_2temmuz1993_web

Bu olayda 33 ozan-yazar, 2 otel çalışanı ve olayda gösteriye katılan 2 kişi hayatını kaybetti. Bu olayın nasıl olduğu ile ilgili internette kamuoyunun elde edebileceği pek çok sayıda kaynak var. Biz bu yazımızda olayda neler yaşandığından çok olayın arka tarafında neler yaşanmış ona bakmaya çalışalım.

Sivas’taki bu olaylara gelmeden önce isterseniz önce 1978’deki Maraş Olaylarına dönelim… Türkiye o dönemde kanlı bir süreç yaşıyor. Tabiri caizse sağcısının solcusuna, solcusunun sağcısına “yan baktığı” dönem… Olaylar hızlı bir şekilde gelişti ve Maraş Olayı ortaya çıktı. Dönemin Kahramanmaraş valisi Tahsin Soylu kente askeri güç gönderilmesini istemiş; ancak talebine olumlu cevap verilmemiştir. Bu olaylarda güvenlik güçleri müdahaleden uzak durmuştur.

Olaydan yıllar sonra 2006 yılında, Can Dündar ve Rıdvan Akar’ın Bülent Ecevit‘in arşivinde buldukları bir raporda (üzerinde “Güvenilir kaynaklardan elde edilmiştir” notu vardı) şöyle yazıyordu: (1)

“Bugün MİT, MHP ve kontrgerilla ile müşterek bir çalışma içerisine girmiş, asıl görevini yapmayıp tamamıyla MHP yanlısı bir kuruluş haline gelmiştir. (…) Nitekim Kahramanmaraş olayı Türkeş, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Yusuf Ö. başta olmak üzere, MİT’ten Şahap H. Ali K., Mehmet K., Avukat Metin E., Nart K.’nın müşterek planlamaları ile çıkarılmış, Türkeş (…) vasıtasıyla Güney Bölgesi’ni ele geçirmiş ve Kahramanmaraş olayını rahatlıkla tertip ettirmiştir. Eğer MİT olayın içinde olmasaydı, Kahramanmaraş’tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve olayın zuhur etmesine meydan vermezdi.”

sivas_katliami-2 temmuzŞimdi, Sivas Olayına geri dönelim… Camiden çıkan kalabalık cemaat, önce Pir Sultan büstünü yıkıyor ve ardından kartopu olup sayısı ortalama 15 bin kişiyi bulduğu düşünülen kalabalık Madımak Oteli önünde toplanıyor. Maraş’da olduğu gibi Sivas Valisi yardım istiyor, onca çaba gösteriyor.

Sivas Valisi’nin bunca çabalarının ve görüşmelerinin sonucu, Tokat Emniyet Müdürlüğü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi geliyor. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletiliyor. (2)

Sivas’taki bu olaydan sonra Sivas Emniyet Müdürü olan Doğukan Öner şunları söylüyor:

“…  Bu Perşembe günü de, Aziz Nesin Buriciye Medresesine gitmiş, Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak Oteli’ne gitmiş. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi şubemizin korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli’nden çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya; orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz Nesin’e yönelik olan bir hadise değildir. (…) Bu işte kesin provokasyon vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında belirli birtakım gruplar vardı… Ben o grupları Madımak önünde görmedim…” (3)

Ancak, bu olayların ardından Doğukan Öner’in de olay sırasında eylemde bulunanlar için polislere “Müdahale etmeyin” diye ifade de bulunduğu söylendi.

Nazlı Ilıcak’ın 20 Haziran (2015) günkü “Geçmişten Günümüze Tertipler, Tuzaklar” başlıklı yazısında Sivas Olayı için Ilıcak, Oral Çalışlar’ın bir anısını paylaşmış ve şunları ifade etmişti: (4)

“Çalışlar, dönemin koalisyon ortağı SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’ye ‘Neden Madımak olayına güvenlik güçleri geç müdahale etti’ diye sormuş, ondan şu cevabı almış: ‘Ben de merak edip MİT’e sordum, bana ‘Bazı hareketlerin gazını almak lâzım’ dediler.”

Bizim amacımız burada kurum, kuruluş veya tüzel kişileri suçlamak değil; amacımız bu tür gizli kalmış olayların nedenini ortaya koyup sonuçları ile birlikte değerlendirmektir. Bu olayların arkasında MİT mi vardı; MİT yoksa, bu kadar önemli olayların istihbaratını MİT, neden alamamıştır, çalışanları bu ülkeden neden maaş alır? Sonuç itibari ile bu ülkenin bir istihbarat örgütüdür. MİT’in görevi sadece tır ile bir yerlere bir şey taşımak mıdır?

Şu soruyu sorabilirsiniz değerli okurlar: Bu olaylar çok önceden olmuş, bugünkü MİT’in burada sorumluluğu mu var? Hatırlanacağı üzere 31 Mart 2015 yılında “Büyük Türkiye (!)” nin büyük Çağlayan Adliyesi’nde Savcı Mehmet Selim Kiraz şehit edilmişti. Olayı DHKP-C üyeleri gerçekleştirmişti. Olayı gerçekleştirilen kişiler yakın zamanda cezaevinden çıkmış, bu olay meydana gelmişti ve tam bir istihbarat zafiyeti yaşanmıştı. MİT, yakın zamanda cezaevinden çıkan DHKP-C üyelerinin takibini yerine getirememişti?

Çocukların parkta kamyonlarıyla, tırlarıyla oyun oynadığı gibi bizim MİT’imiz de Adana’da, Suriye’de “istihbaratçılık” oynamaya devam etsin!..

Değerli okurlar Sivas, Maraş olaylarının sonuçlarını ayrıntılı yazmaya gerek yok; ancak şu bilinmelidir ki bu olaylardan sonra tutuklanıp yargılananların cezası yargı tarafından verilmiş; fakat cezalar yargıtay tarafından bozulmuştur. Cezalılar cezalandırılmamıştır. Hatta Madımak Katliamı 2012 yılında zaman aşımına uğradığında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan iki kelime söylemişti. “Hayırlı olsun.” Sn. Başbakan Erdoğan için bu olay normaldi… Çünkü Sn. Erdoğan Madımak Olayı sanık avukatlarının birçoğuna AKP içinde görev vermişti. Sadece birkaç örnek vermek gerekir:

Av. Hayati Yazıcı AKP’nin Devlet Bakanı oldu.

Av. Celal Mümtaz Akıncı – Afyon Barosu Başkanı ve AKP oylarıyla Anayasa Mahkemesi üyesi oldu.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’ye “senin kı…. s……” diye küfreden, CHP’li Kamer Genç’e “senin ananı s…..” diyen Av. Zeyid Aslan AKP Tokat Milletvekili oldu.

Av. Hüsnü Tuna – AKP Konya Milletvekili oldu.

images
Cafer Erçakmak

Bu kişiler sadece birkaçı… Sivas Olayının bir numaralı faili, İnterpol tarafından aranan Cafer Erçakmak, 10 Temmuz 2011 yılında öldüğünde Madımak Oteli’ne sadece birkaç yüz metre mesafedeydi ve “güçlü Türkiye (!)” diye ifade edilen Türkiye’nin yetkilileri Erçakmak’ı bulamamış ve “güçlü Türkiye”nin yargısı bu olayda da yenilmişti.

*

Sivas Olayında neler yaşandığını öğrenmek isteyen değerli okurlar için ise İndigo Dergisi yazarı Sn. Tolga Hurhun’un kaleme aldığı Sivas 93: ‘Madımak Katliamı’ yazısını tavsiye ederim.

Tarihsel derinlikte Sivas Katliamı 1993

PAYLAŞ
Önceki yazıTürkiye IŞİD / DAEŞ’e Destek Verdi mi?
Sonraki yazıMadımak Değil İnsanlık Yandı
Kişioğlu, zıt düşüncelere sahip kişilerle tartışmayı seven ve her olaya bilimsel olarak yaklaşıp, olaylara septik yaklaşmaktan kaçınmayan biridir. Olayları derinlemesine incelemeyi ve yanlışın ortaya çıkarılıp doğruya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir üretilip bunun üzerinden felsefe yapılmasını arzulayan biridir. Etik, ahlaki ve hukuki sınırları aşmadan herkesin, her ortamda eleştirilmesi taraftarıdır. Dogmatik düşüncelerden uzak; sormayı, sorgulamayı kendisine görev edinmiş ve bunun çabası içerisindedir… Her türlü bilgi alışverişine açık; farklı görüşlerin çarpıştıkça büyüyebileceğine ve kolektif düşünsel ürünlerin ikamesinin de olabileceğine inanmakta; halk için, halk yararına olan her şeyin de yanındadır…