Asker Çocuğu Olmak

Ülke olarak zor günler geçiriyoruz; iç savaş, dış savaş, siyasi belirsizlik ve belki de sayamadığımız nice sorunlar. Son günlerde aldığımız şehit haberleri de tuzu biberi oluyor her şeyin. Suruç katliamında kaybettiğimiz canlar, askerlerimiz, polislerimiz… Tam her şey duruldu derken yeniden alevlenen kül misali…

sehit

Etrafı dört taraftan düşmanla çevrili, bütün namlular üzerine doğrultulmuş ve eli kolu bağlı bir his yok mu sizde de? Hepimiz bir şeyler yapmak istiyoruz, üzülüyoruz bu olanlara; ama yine de bütün saflığımızla, iyi niyetimizle içimizi yakmaya sebep olanları kınamaktan, lanetlemekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Zaten bu oynanan oyunlar, kazılan kuyular bizim aklımızın erdiğinin çok daha ötesinde…

Savaş çıktı çıkacak, F16’lar havalandı, bir şehit daha verdik haberleriyle uyanıyoruz her güne. Herkes diken üstünde oturuyor, ne olacağız nereye doğru gidiyoruz, sonumuz ne olacak diyen çok. Bakanı, başkanı, doktoru, esnafı hatta ev hanımı herkes kendi yorumunu ve eleştirisini yapıyor, ancak bu olanlardan en çok kim etkileniyor biliyor musunuz? Herkes belki ama herkesten daha çok askerler.

Ülkenin tam bu şekilde kaos yaşadığı zamanlarda asker olmanın, asker çocuğu, asker eşi olmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlıyor insan. Her meslek kendine göre zor ama tam bir çıkmaza doğru giderken bütün zorlukları sırtlayan meslek değil mi askerlik? Tatile giderken bile “Her an arayabiliriz seni, telefonunu yanında bulundur” talimatları, kaç yıllık arkadaşın televizyonda şehit haberinin alınması, asker çocuklarının ve eşlerinin her gece Allah’a el açıp dua etmesi… Bunlar bana çok tanıdık geliyor. Küçükken Irak’a, Tunceli’ye giden babam için ben de az dua etmemiştim, sağ salim evine geri dönebilmesi için. Her ne kadar bir asker çocuğunun yaşadığı zorlukların binde birini yaşamamış olsam da, asker kızı olarak söyleyebilirim ki, her gün ne oldu ne olacak diye belirsizlikle yaşamak kadar insanı yıpratan başka bir şey yok.

Silahlı saldırıya uğrayıp şehit düşen daha 30’una gelmemiş Uzman Çavuş Ziya Sarpkaya, ailesinin gözleri önünde vurulan Jandarma Komutanı Binbaşı Arslan Kulaksız ve diğerleri… Polislerimiz, gençlerimiz, bir hiç uğruna sebepsizce verdiğimiz canlar. Bitsin artık diyoruz, “Benim canım yandı başkasının canı yanmasın” diyor şehit anası, “Ben şehit babasıyım ve bununla gurur duyuyorum” diyor oğlu şehit olan baba, “Babamı bir daha göremeyecek miyim?” diye soruyor şehit askerin çocuğu. Bunlar basit şeyler değil. Yazması bile zorken, bunu yaşamak ne kadar acı veriyordur insana…

Bu ülke için az can vermedik, hatırlasanıza, ne diyordu Mehmet Akif Ersoy:

Bastığın yerleri “toprak“ diyerek geçme, tanı!
Düşün, altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı;
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Bu topraklar kolay kazanılmadı ve kolay kolay da kaybedilmez. Kim neyin peşinde, ne dolaplar dönüyor bilsek veya bilmesek de Nene Hatun’un torunlarıyız biz. Ama tek bilmemiz gereken; kim dostumuz, kim düşmanımız?

 

Önceki yazıŞehit Yakını Olmayı İster miydiniz?
Sonraki yazıİki Aşk Arasında
Gent/Belçika doğumlu, Gent Üniversitesi Ekonomi Lisans-Gent Üniversitesi Kurumsal Finans Yüksek Lisans mezunuyum. Öğrencilik yıllarımda birçok dernekte başkanlık ve yönetim kurulu üyeliği yaptım. Küçükken çok kitap okur, kendi çapımda şiir ve yazılar yazardım. Masa, sandalye, çiçek, böcek hakkında saçma sapan şiirlerim bile vardı. Bu yazı merakım üniversite yıllarında Belçika'da bir gazetede köşe yazarlığına kadar gitti. Sonrada burası... Yazmak güzel şey, hele ki yengeç burcu olan ben için.... Çoğu insan anlamaz sizi, ama kalem ve kağıdın kaçışı yok...