Ötekinin Aynasında İnsan

Yaşadığımız toplumda güven duygusunu sarsan birçok olay hatta travma her geçen gün insanları birbirinden uzaklaştırıyor. Otobüste, vapurda, işe giderken, yolda yürürken farkında olmadığımız bir kaygıyı göğsümüzün üzerinde taşıyor gibiyiz. Peki bizi çevremize, ailemize, toplumumuza bu kadar uzaklaştıran güvensizlik probleminin kaynağı nereden geliyor? Öncelikle güven nedir sorusunu sorarak başlamalıyız işe.

sokaktaki insan güven duygusu travma psikoloji ötekileştirme kutuplaşma güven istiklal caddesi taksim

Güven duygusu toplumu nasıl etkiliyor?

Yemek, uyumak gibi hayatımızı devam ettirmemize yardımcı olan en temel gereksinimlerden biridir güven duygusu. Diğer insanlarla iletişim kurabilmek ve bu hayatı paylaşabilmek için en büyük yardımcımızdır. Bir diğerine güvenebilmemizin temelleri; çocukluğumuzda, aile içerisinde atılmıştır.

Güvensizlikse içerisinde alınganlık, kıskançlık ve şüphe taşıyan, olumsuz ve iletişimi zedeleyici bir duygu halidir. Çocuğun ailede kabul görmesi ve sorumluluk alabilmesi, çevresiyle sağlıklı ve dengeli ilişkiler kurabilmesine, toplum içerisinde diğer bireylere ve kendisine güvenebilmesine yardımcı olur. Güvenin temelleri çocukken atılır dedik ya, aynı zamanda güvensizliğin de öyle…

Peki belirli bir dine, kültüre, millete bağlı büyümüş ve ötekini yadsımış bir çocuk, metropolitan bir kentte sokağa çıkınca ne yaşar? Veyahut sürekli öteki komşu olarak yaşamış bir kişi için kalabalıklar özgürlük ve aitlik mi verir, tutsaklık mı? Güven sınırlarının çizilmesi kompleks bir süreç gerektirmekle birlikte aşırılığa kaçmak, aşırı güven duygusu geliştirme veya aşırı güvensizlik duygusu, yine tüm aşırılıklarda olduğu gibi iletişim sistemlerimizi olumsuz etkilemektedir.

Aşırı güven duygusu, ötekileştirme getirir

Aşırı güvenme ile birlikte kendini toplumdan soyutlayan yalancı bir güven durumu ortaya çıkabilir. Hayat bu kadar muğlak iken kendine aşırı güvenmek pek gerçekçi olmayacaktır. Bu durumun sonucunda diğerini hor görme, beğenmeme, kendi doğrularını dogmatik bir biçimde savunma gibi kişileri ötekileştirici tutumlar boy gösterebilir. Ötekileştirmenin sonunda farklı olanı kabul etmeme, kendine benzemeyeni karalama ve dışlama gibi davranışlar tüm benliği kaplayacaktır.

Toplumca güven duygusunun sarsılması, hem topluluklar olarak, hem de bireyler olarak ruhsal hastalıklarımızı artırıcı etkidedir. Bu etkilerin başında travma sonucu oluşan belirtiler başta olmak üzere, yoğun kaygı, depresyon, içe çekilme veya saldırganlaşma gibi belirtiler de sergileyebilir insan. Bir arada yaşamanın en iyi yolu empati kurmak ve saygı duymaktan geçmektedir.

sokaktaki insan güven duygusu travma psikoloji ötekileştirme kutuplaşma güven kalabalık toplum sosyolojik psikolojik güven

İyi bir dinleyici miyiz?

Kalabalıklar içerisinde çok rastlanan ve bu yazıyı okuduktan sonra sizin de dikkatinizi çekecek ve algınızı bu yöne doğrultacak durumlardan biri de, kişilerin konuşurken karşısındakini duymadan kendi duymak istediği şeyleri söylemesi, kendi inandıklarına inandırmaya çalışmaktır. Hiç ihtiyacı yokken dahi karşısındaki, yanındaki, onunla bir yolu paylaşan insanı yine kendi inancı doğrultusunda motive etmektir. Kişi tüm yargılarında kendi bildiklerinden yola çıkmakla birlikte iletişim kurabilmek için karşısındakini dinleme ve anlama becerilerini de sürekli geliştirmelidir.

Çok basit bir örnekle değinecek olursak, aile içerisinde yaşadığı yoğun huzursuzluklardan dolayı her sorulan soruya veya ricaya “hayır” deme gibi bir savunma mekanizması geliştirmiş olan kişi, birlikte seyahat ettiği arkadaşına her ne kadar ihtiyacı olmasa da, aile yapılanması, kişilik yapılanması çok farklı olsa da ona ısrarla senden bir şey istediklerinde “hayır demelisin” algısını empoze etmeye çalışarak farkında olmadan karşısındakini zor durumda bırakır ve aradaki iletişimi engelleyici bir çaba içerisine girmiş olur. Çünkü karşıdaki insanın onun kullandığı mekanizmaları kullanmaya ihtiyacı yoktur, hatta belki tersi yönde davranışlar onu daha fazla rahatlatmaktadır. Kendi içinde hapsolan insan, bunu göremeyerek iletişim yollarını güçlü bir biçimde tıkayabilir. Birçoğumuzun bazen bu tür yanılgılara düştüğü doğrudur. Yapmamız gereken, elimizden geldiğince konuşma ve davranışlarımızla ilgili farkındalığı artırmaktır. Yaşanılan duygunun tamamen kendi bakış açısı ile ilgili olduğu farkedildiği an güvensizlik ve yabancılık hissinin de geride kaldığı an olacaktır.

Kutuplaşmanın önüne nasıl geçebiliriz?

Birbiriyle ilişkisi olmayan topluluklardan tutun, sosyalleşmiş ve iç içe geçmiş gruplara kadar, hem kişinin kendi benliğini ortaya koymaya çalıştığı, hem de ortamdaki bilgi ve deneyimleri özümsemeye çabaladığı süreçler, toplulukları birbirine yakınlaştırır. Sadece kişisel benliğini ön planda tutup diğer milletten, inançtan, meslekten, cinsiyetten, sağlık durumundan, fiziksel özelliklerinden ve akla gelebilecek ayırıcı olarak kullanılan tüm özelliklerden bihaber davranılır ve farklı olan bir bütünlük hali olarak değil de zıtlık-düşmanlık hali olarak görülürse birey, kalabalıklar içerisinde yalnız olmaya devam edecek demektir. Evet, herkes kadar yalnızdır bireyler, bir bütünün yalnız ve eşsiz parçalarıdır. Diğer parçalara verdiği değer kadar değerlidir. Bu sebeple önce bütüne bakabilmeli ve dışarıdan kendini görme farkındalığına ulaşabilmelidir insanoğlu.

Karşındakine güven, onu başka dünyadan veya öteki olarak görmek, kültürel kutuplaşmalar ve yabancılaşmalar birbirine entegre olmuş durumlar olmakla birlikte bu konulara ilişkin hassasiyet geliştirmek, üzerinde düşünmek ve gözlemlemekle bir arada yaşayabilmek adına çok büyük adımlar atılabilmesine yardımcı olacaktır. Hangi travma benim, hangi kültürü sahiplendim, nereye aitim ve “ben kimim”i özümsedikten sonra bu kadar çoklu ve karmaşık algılamalar, seçimler içerisinde değerli olan şey, bir diğerini koşulsuz kabul edebilmektir. Bu kabulü içselleştirdikten sonra yaşama güvenli bireyler ve sağlıklı toplumlarla devam edilebilir.

 

PAYLAŞ
Önceki yazıSokaktaki insan ve medya ilişkisi
Sonraki yazıKendini Bilen İnsan (2)
Özlem Akkel | Psikolog/Terapist. Kadıköy 1983 doğumlu olan yazar 8 yaşından itibaren yazdığı şiirler ile yaşamdaki konumunu tanımlamıştır. 2006 yılında psikoloji bölümünü başarı ile bitirdikten sonra meslek hayatında birçok eğitim ve sertifika programlarına katıldı. Psikolog olarak aldığı görevlerin yanısıra çeşitli dergi ve gazetelerde mesleki ve edebi yazıları yayınlandı. “3’e 1 Kala Babam ve Ben’’ adlı bir şiir kitabı ve “ADAM Yüzleşme” adlı bir psikolojik romanı 2014 yılında yayınlandı. Halen Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans programına devam etmekte ve aktif olarak psikoloji alanında çalışmaktadır. Bununla birlikte Adam Yüzleşme romanı serisinin ikinci kitabını yazmaktadır.