Türkiye’de şikayet edebiyatı

“Çok işim var”, “Ay çok yoğunum!”, “Hiçbir şey yapmaya vakit bulamıyorum”, “Bir türlü belimi doğrultamıyorum”, “Bizim bey tam bir öküz”, “Soyuyor bu politikacılar bizi. Körüz biz, körüz!..” Bayılıyoruz şikayet etmeye. Kültürel bir alışkanlık mı bilinmez ama müptelalık düzeyinde şikayet eder haldeyiz milletçe…

şikayet edebiyatı

Uzar gider liste. Oturup yazmaya kalksan antoloji haline getirmek gerekir ki eminim en çok okunanlar listesine ilk sıradan girer. Herkes kendinden bir şey bulur bu şikayet edebiyatının içinde. Bir araştırma yapsalar diyorum şu şikayet etme alışkanlığı üzerine. Acaba beyinde hangi hormonları tetikliyor? İnsanlar bunu neden yapıyor? Ona acısınlar ve ilgi göstersinler diye mi? Nazar değmesin diye mi? (Hani bir de o vardır ya bizde. Esnaf mantığı… Milyarlar kazanır adam ama sorsan ekmek alacak parası yokmuşçasına “İdare ediyoruz işte ya. Eski tadı yok ama…”

Abi bi’ dur ya! Alt tarafı “İşler nasıl?” diye sordum sana. Asla durmaz ama. Hele bir de “Haklısın” benzeri bir kelime sarf etme gafletinde bulunduysanız ardı arkası kesilmez bu şikayetlerin: “İşler kötü. Ekonomi kötü. Siyaset berbat. Gelecek karanlık…”

Pek severiz eleştirip şikayet etmeyi ama bir de sorsak “Peki ne yapmak lazım hacı?” diye. Asla sorumluluk almayız üzerimize. “Nere o eski günler. Artık hiçbir şeyin tadı yok”, “Artık sokakta güvenle yürümek yok”, “Bizden geçti artık. Gençlerin bir şeyler yapması lazım”, “Devletin duruma el atması lazım”, “Ordunun darbe yapması lazım”, “Belediyenin önlem alması lazım”, “Yasamanın kanun çıkarması lazım”, “Bu çocuğa ailesinden iyi bir terbiye lazım”, “Vakit lazım!”, “Nakit lazım!!”

Biter mi? Bitmez…

Divan edebiyatı gibi, Halk edebiyatı gibi bir edebiyattır bizim Türkiye’de şikayet. Yaşadığımız yeri, insanları kötüleyerek besleniyoruz garip bir şekilde. Tamam, her yer güllük gülistanlık demedik. Kişi başına düşen milli gelir yıllık 100,000TL de değil. İnsanlar “O kadar iş var ki hangisine gitsem acaba?” psikolojisiyle gezmiyorlar sokaklarda. “En şeffaf siyaset, en haklı adalet bizde” desek de komik olur farkındayım. Ancak bir şeyin daha farkında olmak lazım sanki; şikayet ettikçe çözülmüyor sorunlar. Zaman yokluğundan yakınınca bir günü 36 saate çıkartmıyorlar. Siyasetten şikayet edince birden, “Falanca sokakta oturan Mehmet Bey, siyasetten memnun olmadığını bir otobüste dile getirdiğinden meclisi feshetme kararı almış bulunuyoruz” gibi bir açıklama gelmeyecek TRT 3’ten… Kendi ruhuna zarar, karşındakine sıkıntı olmaktan öteye geçmez bu edebiyat. Tembellik yaratır. Koltuğa yapıştırır. Yaşamdan aldığın zevki sulandırır. Sürekli gazetenin 3’üncü sayfasındaymış psikolojisi yaratır adamda.

Yazık etme kendine ey edebi insan. Bırak edebiyatı edebiyatçılar, siyaseti politikacılar, ekonomiyi CEO’lar yapıversin. Sen bu hayatın içinde bir kum tanesisin. Kendine vakit ayır. Zevk aldığın şeyleri yap. Şikayet etme, seyahat et. Televizyona bağırma, sevgiline aşkını haykır. Eleştirmeyi değil, kendini sev. Bir de böyle dene bakalım. Denemesi bedava. Üstelik hastane masraflarından edeceğin tasarruf da cabası oluyor hali hazırda. Yaşa ey edebi insan, yaşa. Sen uzun sanıyorsun uzaktan ama hayat kısa.

Sen şimdi hayatın kısa olmasından da şikayet edersin?

Utanç duvarı yıkılıyor: Manipülasyonun yönettiği seçimlerimiz