Utanç duvarı yıkılıyor: Manipülasyonun yönettiği seçimlerimiz

Manipülasyonun yönettiği seçimlerimizin gerçekten ne kadar farkındayız? Bazı kavramları birbiriyle ilişkilendirmemiz için ufak dürtüşlerle yönlendiriliriz.

Utanç duvarı yıkılıyor: Manipülasyonun yönettiği seçimlerimiz

Bu sosyal olarak birbirimize yaptığımız gibi toplumsal boyutta da maruz kaldığımız bir şey. ‘Tabi ki bunu biliyoruz’ ama gel gör ki ‘düzene karşı’ davranışların dahi nasıl düzenin kendi sunusu olduğunun pek farkında değiliz gibi.

Bekaret  ve özgürlük

Utanç duvarı yıkılıyor: Manipülasyonun yönettiği seçimlerimiz1989 Nokta dergisi çıktı karşıma geçen gün, kapak konusu Bekaret, alt başlık Utanç Duvarı Yıkılıyor.

İçinde Michael Jackson’ın kız kardeşi La Toya Jackson’la yapılan bir röportaj ve üniversiteli 300 kız öğrenciyle yapılan anketin sonuçları var. La Toya Jackson’ı ‘Bakire, dindar, renksiz’ olarak etiketleyen dergi, artık bekaretin Türkiye’de bir tabu olmaktan çıkmaya başlamasını ortaya koyuyor.

‘Modern ve özgür zihinli’ olmayı bekareti önemsememekle bağdaştıran doğrudan bir yaklaşımı var. Geleneklere başkaldıran, dayatmaları kabul etmeyen, kendi adına düşünüp karar verebilen ‘erkek gibi’ kadın. Kadın erkek eşitliğinin cinsel özgürlük üzerinden ifade edilişinin Türkiye’ye ancak ulaşan dalgaları…

Utanç duvarı yıkılıyor: Manipülasyonun yönettiği seçimlerimiz

Kadınların sigara içmeye nasıl teşvik edildiğine dair bir hikaye dinlemiştim. Malboro, satışlarını arttırmak istediğinde grafiklerine göz atılır ve görülür ki zaten neredeyse ulaşabilecekleri sınırlara gelmişler bir faktör göz ardı edilirse; kadınlar…

“Sigarayı kadınlar için nasıl yaygınlaştırabiliriz?”

“Sigarayı kadınlar için nasıl yaygınlaştırabiliriz?” düşüncesiyle Bernays’ı işe alınır. Yani insanların bilinç dışı arzularına konuşulursa ihtiyacı olmayan şeyleri isteyebilecekleri teorisini ilk ortaya atan ve halkla ilişkiler alanının kurucusu sayılan kişiyi.

Gerisindeki kurgu şöyle ki; Paskalya geçit töreninde açık alanda sigara içen kadınlar dolaştırılıyor ve fotoğraflanıyorlar. Oldukça sarsıcı ve dikkate şayan. Ardından Bernays medyaya ‘kadınlar erkeklerle eşit olduklarını göstermek için özgürlük meşalelerini yakacaklar’ diye açıklamada bulunuyor.  Böylece sigara içmek kadınların özgürlüğüyle eş anlamlı hale geliyor ve bu fikri benimseyen kadınlar, tabi sadece şekli olarak, kendi sigaralarını yakmaya başlıyorlar. (Dönemin çeşitli reklamlarına buradan ulaşabilirsiniz.)

Utanç duvarı yıkılıyor: Manipülasyonun yönettiği seçimlerimiz

Toplumsal trendlerin büyük kısmı bu şekilde yapay bir ittirmeyle düşünce sistemimizin parçası oluyor. Her şey komplo demiyorum; sadece bize satılan değerleri ve davranışları kendi fikrimiz sanmakla naiflik ediyoruz diyorum. ‘Bak ben tüm o eski düşünce sistemlerini yıkıp yerine bunu düşünüyorum’ derken zaten tam olarak bunu düşünmek üzere ‘kurulmuş’ olduğumuzu anlamayız. Tıpkı küçük bir çocuğa oldukça basit bir bulmacayı çözdürene kadar yardım etmek gibi ve sonunda alkışlamak ki kendisinin başardığını düşünsün.

“Şu cahillere bak”

Tabi ki müdahale de algıya göre bir incelikte. Yani ‘cahillere’ bakıp,  ‘toplum açıkça kandırılıyor, koyun gibi güdülüyorlar’ diye ahkam keserken kim bilir kendi fikrimiz olduğunu sandığımız ne çok manipülasyonun kurbanıyızdır. Hele düzenin ‘karşı duruş’ diye sunduğu figürü oynarken ağzımıza verilen replikleri söylediğimizi hiç fark etmeyiz.

Sanat akımları gibi, ‘öncekine tepki olarak doğan’ sosyal trendler.  Misal ‘namus’ kavramını överek kadını dizginleyen tutucu topluma tepki olarak ‘vücudumu ve cinselliğimi delice sergilemeye zaten bayılırım’ kadınlığının doğması. Bu tepki aşırıya kaçıp rahatsız edici hale gelinceyse ‘kadını objeleştirmek’ deyiminin yaygınlaşması buna bir örnek. Başlarda topladığı tepki oranında açıkfikirliliği ve dobralığıyla övülen bu açıklık, bu noktadan sonra giderek yerilen bir cahilliğin yüzü oldu. Hatta öncesinde bir ‘başkaldırı’ olarak nitelendirilirken sonrasında ‘kuklalık’ olarak görülmeye başlandı.

Utanç duvarı yıkılıyor: Manipülasyonun yönettiği seçimlerimiz‘Kendi ayakların üstünde durmak şart’, ‘Çalışmak köleliktir’, ‘bir arabam, bir evim olsun istiyorum’, ‘çok seks yapmak iyidir’, ‘kitap okumamak aptallıktır’, ‘sigara içmeyi ben seçtim (uyum sağlamak ya da havalı görünmek için değildi), ‘coca cola’nın tadını seviyorum, reklamlarla alakası yok’, ‘erkek adam ağlamaz’, ‘dünyayı kurtarmak gerek’, ‘biz ve ötekiler’, ‘hepimiz biriz’…

Ya bunlar gerçekten senin düşüncelerin mi?

Yani ne istersen onu düşün, doğrusunu yanlışını sormuyorum, ama hani sadece soralım bir, bunları biz mi düşünüyoruz gerçekten? Bunlara neden inanıyoruz? Ne zamandan beri, neye tepki olarak, ne sebeple?

‘Sex, drugs & rock’n roll’ akımını hala daha havalı sayarak ne kadar yitik olursa kendini o kadar daha ‘iyi’ sayan birçok insan tanıyorum; çektiği boşluk hissinin acısı arttıkça içlerindeki bir şeyin daha da tatmin olması bana hem tuhaf, hem de artık anlaşılır geliyor.  ‘Karamsarlık içindeki sancılı sanatçı’ tribi, ‘dünyanın iyiliği için (faşist) devrimci’, ‘ışık saçan aydınlanmış yeni çağ kişisi’ de al bir o kadar daha yaygın. Biçimlenmiş bu nice tiplemeleri, öğretileri yaşadıkça varlık buluyormuş gibi doyum hissediyor galiba benlik.

Utanç ve kibir: Manipülasyonun gübresi

Utanç duvarı yıkılıyor: Manipülasyonun yönettiği seçimlerimiz

Tanıdığım kadarıyla bu dönüşümleri tetiklemekte kullanılan temel duygu utanç (utan ki değiştir), önüne yem atılan güdü ise kibir. Yani kendini eksik, yetersiz, yanlış hissettirmek var, bu yolla ‘iyi’ ve ‘üstün’ olmak için sunulan aracı benimsetmek var.  Mesela sana nasıl olmanın ‘dandik, eski moda, bayat, sönük, ezik… İşte her neyse, olduğunu fısıldıyorum (kendinle bir arada istemeyeceğin sıfatlar). Sözüm meclisten dışarı, sen bizdensin, ben öyle olanları yeriyorum.  Nasıl olunması gerektiğinin ipuçlarını da diziyorum.

Bunu yeterince ince yapmak demek, benim fikrim bu izlenimini vermeden, sende bu fikirleri uyandırmak demek. Yani düpedüz inception.

Ve sen ya da benliğin diyeyim, onaylanmaya ve ‘üstün’ olmaya çok meraklı olduğun için, hemen sana sunduğum bulmacayı çözüyorsun: Ertesi gün uyandığında artık bilmem ne yapmak istemediğine çünkü bunun vıdı bıdı olduğuna karar vermişsin, bunun yerine o övülen niteliklerde olmanın daha erdemli, havalı falan olduğuna ve artık öyle olmak istediğine inanmışsın. Evet bu tamamen kendi fikrin, nur topu gibi bir erdem yedin – Bravo! Çok daha dayatmacı, doğrudan yöntemlerse suçluluk duygusu ve korkunun dayanak olarak kullanılması.

“Çevreden etkilenmenin gücünü küçümsemek zannımca salt kibir”

‘Öyle kendi fikirlerim var ki kimseden bilincim dışında etkilenmem ben! Hem özümü dinliyor ve güveniyorum, zaten zehir gibi zeki, bir de zihnimin acayip farkındayım zaten.’ Bu da tüm sürecin mührü işte. ‘Fikir benim, ben fikrimim’ denkliğine götürür insanı.

İnsan hiçbir şeyden etkilenmeden kendi fikirlerini oluşturabilir mi? Cümleleri kelimeler oluşturur, yeni fikirleri önceden var olan fikirler. Fikirlerimiz çoktan seçmeli cevaplar mı? Suyu yavaşça ısınan kurbağa gibi, gıdım gıdım artan bir yönlendirmeyi fark edebilir miyiz? Bir akıntıdan sıyrılmak, sadece bir başkasına kapılıp akmak için. Akıntının dışında olmak mı şart? Ya da zaten ne denli mümkün ayrı olmak?

Utanç duvarı yıkılıyor: Manipülasyonun yönettiği seçimlerimizBelki sahip olduğumuz görüşleri çok da ciddiye almamak için iyi bir dayanaktır bu muallaklık. Onları eskiyince attığımız eşyalar gibi görebilmek. Çünkü biz o fikirler olmadığımız gibi, belki başta o fikirler bizim bile değildi…


Aslında tam bu yazıyı göndermeden önce karşıma çıkan, Detachment filminden bir sahne her şeyi sade bir netlikle özetliyor.

Dilerim ki seçimlerimizi dışarıya değil kendi içimize bakarak yapıyor olalım. Ve geçmişle ya da koşullarla öğrenilmiş mantıksal tutarlılık üzere değil, ne hissettiğimize göre değerlendirelim. Ne birileri birşeyleri daha iyi gördüğü veya gösterdiği için ne de korkutarak günah dediği için…

İç pusulamız o yönü gösterdiği için yapalım. Bazen bu özdeşleştiğimiz sosyal gruptaki akıntının tersini gösterecek, öğretilerin arasında sıkışmak mücadele demek olacak. Hele bu halde dileğim, o yöne gitmekle barışık, emin, güven halinde olmak.


İçsel monologların karanlıkla dansı