Adalet Genelevdeki Bakirenin Adı mı Olmalı?

“Türkiye’de adalet aramak, genelevde bakire aramaya benzer.”

Nazım Hikmet’e ait olduğu söylenen bu söz, adalet sisteminin çürümüşlüğünü, yargının tarafsızlığını yitirdiğini ve inkar edilmesi olanaksız bir gerçeği ortaya koymaktadır. Bağımlı bir yargının ‘erk’ adına hareket edeceğini/ yönlendirileceğini söylemek yanlış bir tespit değildir!

Görsel Norvz Austria
Görsel: Norvz Austria

Güçler Dengesi

Eflatun’a göre devlet, farklı özellikleri uyum ve düzen içine sokan somut bir varlık olmakla beraber akılcı olmak zorundadır. Siyasi uygulamanın düzeni de buna göre olmalıdır. Devletin başında filozoflar olmalı, savaşçılar insanın duygularını, çiftçiler ve tüccarlar da iştahını temsil etmektedir. Aristoteles daha gerçekçidir. Öğretisi, bugünkü anlamda olmasa da hükümdarın görevlerini dağıtan ilk projedir. Onun kuvvetleri: Halk meclisi, devlet memuriyeti ve mahkemelerdir. Kuvvettin tek elde olması devletin farklı görevler edinmesine engel değildir. Devletin temelde üç fonksiyonu vardır: 1. Müzakere yapan; 2. Kumanda eden; 3. Adaleti sağlayan.

Güçler Dengesi / Kuvvetler ayrılığı devlet gücünün birbirinden ayrı organlara dağıtıldığı yönetim anlayışıdır. Günümüzdeki anlayış: devlet niteliği kazanmış her toplumda birbirinden farklı üç görev olduğu ve bunların birbirleri karşısında bağımsız bir statüye sahip oldukları esasına dayanır. Kanunları yapan yasama gücünün, yapılan kanunları uygulayan yürütme gücünün ve uygulamadan doğan uyuşmazlıkların giderilmesini sağlayan yargı gücünün ayrı organlara verilmesini; bu organların birbirinden bağımsız olmasını gerektirir.

Kuvvetler ayrılığı ilkesine sahip devletin temelini “bağımsız yargı” oluşturmaktadır. Yargının, yürütmeden ve yasamadan ayrı olması, yargının her türlü baskı ve etkiden uzak ve siyasal çekişmelerin dışında kalmasını gerektirir. Yargının hak teslim eden yapısı nedeniyle de herhangi bir etkiden bağımsız olması gerekmektedir.

Bağımsız Yargı için; Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında, Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez(mi?) özelliklerini sıralayabiliriz!

Yaşanan Hukuksuzluk Örnekleri ve Adalet Sistemindeki Dönüşüm

Bürokratların, Bakan çocuklarının ve bir araya gelmesi imkansız kişilerin içinde yer aldığı 17 Aralık 2013 ve 25 Aralık 2013 Tarihli ‘ Rüşvet ve Yolsuzluk’ operasyonlarının ardından Devlet, kendini sorgulamaya, gücün kimin elinde olduğunu göstermek için de kendi odalarını temizlemeye başladığında, yargının da denetim altında tutulması gerektiği anlaşıldı.
419619_333168756735615_55251466_n
Dönemin Başbakanı, 2010 yılında yapılan referandumda HSYK ile ilgili olarak yanlış yaptıklarını söyleyerek: “Maalesef yargının içinde de yürütmenin içinde de çürükler var. Bunları buldukça temizledik, temizliyoruz. Yargının da bunu yapması lazım. Ama, HSYK yetkilerini başka türlü kullanmaya başladı. HSYK, Başsavcının açıklamasından sonra, 138. maddeyi çiğneyip, Danıştay’ı baskı altına alıyor. Bir yanlış yaptık, HSKY’yı denetleyen mekanizma vardı. Biz demokrasinin gereğini yapalım dedik; Adalet Bakanlığının elindeki yetkiyi devrettik. Orada yanlış yaptık. Kimsenin denetimsiz kalmaması gerekir. Bu ülkede, Başbakan denetlenecek, Bakanlar denetlenecek, bu “Beyler” denetlenmeyecek. Olmaz.”

2014 Şubat ayı öncesinde, telefon dinlemelerinin keyfi yapıldığı söylenilerek, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu tarafından 6526 sayılı yasa ile CMK’nın (Ceza Muhakemesi Kanunu) 135. maddesi değiştirildi. Telefon dinlemeleri ve iletişim bilgilerinin donelerinin emniyetçe alınması konusunda tek yetkili organ Ağır Ceza Mahkemeleriydi! Kararı verecek mahkemenin üyeleri üç yargıçtan oluşuyordu ve kuvvetli suç şüphesinin ve kaçma ihtimalinin somut delillere dayanma zorunluluğu önem taşımaktaydı. Günümüzdeyse, makul şüphe kanısı ile ‘Sulh Ceza Hakimleri’ kendi inisiyatiflerinde polise konuyla ilgili tüm izinleri tek başlarına verebilmektedirler! Suç ve suçlu ile mücadele kapsamında, tedbir amaçlı uygulamalarda kriter ‘Somut Delil’den ‘Makul Şüpheli’ye dönüştürülerek, polisin kendi inisiyatifinde soruşturma yapması, telefon dinlemeleri savcı ve hakimlerin izin verme kararlarının gerekçelerini ortadan kaldırdı. Polis, makul şüpheliyi izleyip, dinleyebiliyor; gözaltına alabiliyor ve ortaya çıkacak olumsuz sonuçlarından sorumlu tutulmuyor!

Görsel: Soledad Fernandez
Görsel: Soledad Fernandez

Cumhuriyet gazetesinin 29 Mayıs 2015 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ait olan tırlardaki havan, top ve tüfek mermisi gibi mühimmatlara ait olduğu belirtilen görüntüleri ve yorumları yayınlaması ile birlikte, muhalif basının ne paralel suç örgütlüğü, ne casusluğu, ne vatan hainliği kaldı! Cumhurbaşkanı’nın, Can Dündar’ın ‘gerçeğe aykırı bazı görüntü ve bilgiye yer verdiği’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulunması ve biri ağır, iki kez müebbet ve kırk iki yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istemesi “Yargı ne kadar bağımsız?” sorusunu da yanıtladı.

31 Mayıs 2015 akşamı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın: “Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” cümlesini, TRT televizyonundan kamuoyuna duyurdu. Suç duyurusunda bulunan Cumhurbaşkanı’nın üslup olarak olayı tamamen şahsileştirdiği ve yargıyı yönlendirmekte bir sakınca görmediği tartışmaları başladı.

5 Ağustos 2015 tarihli genelgede valiliklerden ve merkeze yönetime bağlı jandarma, emniyet, başsavcılık, MİT’ten; terör olaylarına yapılacak müdahalelerin etkinliğini arttırmak, kurumların arası işbirliğini arttırmak ve terör örgütlerinin illegal yapıları ile teröre müzahir legal görünümlü yapılara ilişkin; sivil toplum kuruluşları, muhalif örgütlenmeler, vatandaşlar hakkında bilgi toplanması amaçlı fişleme yapılması gibi hukukla bağdaşmayan kararlar alındı.

İnsan Hakları Bildirgesinin; bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır. Hiç kimse, işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez. Bunun gibi suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez.

Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususlarında keyfi karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz bırakılamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır. Maddelerinin açık seçik ihlal edildiği ortadadır.

Yargılama sürecinde, savunma hakkı sanık için tartışma götürmez bir gerçekliktir. Yargılaması yapılan birey mutlaka suçlu demek değildir ve ceza usulü öğretisinin de mutlak ilkesi budur! Sanık, suçlu olduğu henüz bilinmeyen, fakat suçlu olduğu sanılan, yoğun kuşku altında kalan kimsedir. Bu kuşkunun giderilmesi ve sanığın gerçekten suçlu olup olmadığını belirleyecek sağlıklı bir karara varılabilmesi için savunma zorunludur. Bunun için savunmayı kolaylaştırmak gerekir. İçinde bulunduğumuz sistemde ise Avukatlar, neredeyse suç ortağı olarak görülmekte ve savunma hakkı görmezden gelinmektedir.

Avrupa Hukuk Sistemi

Avrupa Birliği Ülkelerinde Yürürlükte Olan Yargı Modellerine bakacak olursak: Belçika Yüksek Yargı Konseyi, kırk dört üyeden oluşur. Yirmi iki üye Flemenkçe konuşanlardan, diğer yirmi iki üye ise Fransızca konuşanlardan oluşur. Bu üyeleri Adalet Bakanı önerir ve konsey listeyi Kral’a sunar. Hollanda Ulusal Yargı Konseyi, Beş üyeden oluşur, tümünü Adalet Bakanı atar. İspanya Yargı Genel Konseyi, yirmi üye ve bir başkandan oluşur. Üyelerin tümü Parlamentonun tavsiyesi ile Devlet Başkanı tarafından atanır. Konsey, parlamentoya karşı sorumludur ve Konsey Başkanı, yıl sonunda parlamentoyu bilgilendirmek zorundadır. Portekiz Yüksek Yargı Konseyi, Başkan dahil on yedi kişiden oluşur. İki üyeyi doğrudan Devlet Başkanı atar, yedi üye ise Parlamento tarafından seçilir. Yüksek Yargı Konseyi, Parlamentoya yıllık rapor sunmak durumundadır.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile ilgili değişikliği savunan görüşteki aydınlar, yukarıdaki örnekleri sıralayarak, yüksek yargı üyelerinin önemli bir kısmının parlamento tarafından, hatta bizzat parlamenterlerin katılımı ile seçildiğini ve atama işlemlerini ise Devlet Başkanlarının yaptığını söyleyerek, konunun doğruluğunu kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Ama, unutulan ve gözden kaçırılmak istenilen, mutlak denetimin parlamento tarafından yapıldığı ve asla gücün tekelleşmesine izin verilmediğidir!

Sonuç

Türkiye’de siyasal gücü elinde bulunduranlar, gerçekleştirmek istedikleri dönüşümün kesintiye uğramasını istememektedirler. Uygulanmakta olan rant/ ideoloji politikaları, ‘Halkın İradesi’ olarak sunulmakta, muhalif hiçbir sese tahammül gösterilmemektedir. Kişi haklarının en büyük güvencesi olan ‘Yargı’ denetim altına alınarak, erkin görüşü doğrudur/ eleştirilemez algısı yaratılmaktadır. Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu, Hükümete darbe girişimi olur; Kahraman Savcılar bugünün düşmanı ilan edilir; Suriye’ye gönderilen silahlar insani yardımdır; fişlenmeler, hukuksuz gözaltılar, gazete baskınları güvenlik gerekçesiyle olağan hale getirilir. Emekçinin en doğal ‘Grev Hakkı’ Milli Güvenliğe tehdit gerekçesiyle yasaklanır. En ufak eleştiriler “Devlet Büyüklerine hakaret” sayılır. Kuvvetli şüphe adı altında insanların yıllarca uğraşacağı davalar açılır.


Kamu görevi yapan ve suça karışanların bile yargılanması siyasi gücün onayına bağlı olan bir sistemde:

Sormak ne kadar gereksiz olursa olsun: Türkiye’de Yargı Bağımsız mı?

 

PAYLAŞ
Önceki yazıİçimizdeki Themis
Sonraki yazıBüyük Devlet!
Hayat, sadece biyografik bilgilerimizin çoğalması için yaşadığımız anlardan ve kariyer için oluşturduğumuz '' CV'' lerden ibaret değil diye düşünüyorum. 2010 Yılında bir suçtan dolayı 6 ay kadar tutuklu kaldım ve yaşamın anlamını 180 gün boyunca sorguladım, tutsaklığın dört duvarla sınırlı olmadığını öğrendim, düşünce sistemimde ve yazdıklarımda sınırlama olmamasına ve herhangi bir konuyu tabu olarak kabul etmemeye çalışıyorum. Bu büyük bir mücadele, gelişim, dönüşüm uzun bir yol ve bu yola gönüllü çıktım.