Berlin Duvarının Arkası: Türkçe Rap

Haydarpaşa garından gurbete uzanan bir umut yolculuğunun ulaştığı hüzünlü hikayelerden güç almış bir senfoni. Arkasında alın teri, emek, hüzün, hasret ve biraz çalınmış özgürlük saklı şarkılar.

trap

Dünya savaşı sonrası Almanya

Almanya 1. Dünya Savaşı’ndan büyük bir yenilgiyle çıktı ve  28 haziran 1919’da Versay Barış Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. 440 maddeden oluşan bu antlaşmanın bazı maddelerine göre; Almanya Avrupa’daki topraklarının bir kısmını ve sömürge devletlerini kaybedecek, zorunlu askerliği ve genelkurmayı kaldıracak, en fazla 100 bin kişilik bir ordu kurabilecek. Uçak, denizaltı, tank, zırhlı araç ve silah gibi araçlar üretemeyecek, donanmasını ve ticaret gemilerini itilaf devletlerine devredecek, silah ithalat ve ihracatı yapmayacak, ürettiği kaynakların 4/’ini itilaf devletlerine verecek 33 milyar dolarlık savaş  tazminatı ödeyecekti.

Alman devrimi ve Nazi Almanyası

Savaşın yenilgisinin ardından Almanya’da yeni bir rejim kurma fikri halk arasında yayılmaya başladı. Fakat bu rejimin ne olacağı konusunda farklı görüşler vardı ve bir süre sonra bu fikir farklılıkları komünistler ve karşıtları arasında silahlı bir mücadeleye dönüştü. 9 ayın sonunda anti-komünistler üstünlük sağladı ve 11 ağustos 1919’da Weimer Anayasası’nın kabulüyle  Weimer Cumhuriyeti ilan edildi ve Almanya parlementer demokrasiye geçti. Fakat Almanya Versay Anlaşmasının şartları altında ezilmeye devam ediyordu. 1929’da büyük buhran yaşandı. Amerikan borsası iflas etti ve tüm dünyada ekonomik kriz yaşandı. 1932’de Almanya’da 6 milyon işsiz oluştu. Hem Versay Antlaşmasının hem de krizin etkileri Alman halkını Versay Antlaşmalarını yok sayan ve yeniden büyük bir Alman devleti kurma vaadi veren Nazi Partisi’ne yönlendirecekti. 1933 yılındaki seçimde Hitler Almanya şansölyesi olarak seçildi. Seçimden 1 ay sonra Alman parlementosu kundaklandı ve bu olaydan Komünist Partililer sorumlu tutularak parti kapatıldı. Yöneticileri idam edildi ve tüm yetkiler Adolf Hitler’e verildi.

Hitler yönetiminde Almanya hızla yeniden güçlenmeye başladı. Ekonomi, sağlık, sanayi, eğitim, savunma gibi pek çok alanda yeni reformlar yapıldı. İşsizlik çok büyük ölçüde giderildi. Gelir seviyeleri arttırıldı. Askerlik zorunlu hale getirildi. Savunma sanayisi işlemeye başladı ve yoğun bir şekilde üretime geçildi. Tüm kamu kurumlarında çalışanların saf Alman ırkından olmaları şart koşuldu. Yahudiler devlet kurumlarından atıldı. Okul müfredatlarına kültür dersleri konuldu. Kötü giden tek şey ise dış siyasetti. Alman halkına eski topraklarını yeniden kazandırmayı vaadeden Hitler önce Avusturya ile Almanyayı birleştirdi. Daha sonra Polonya’ya girmesiyle birlikte 2’nci Dünya Savaşı’nı başlatmış oldu. Bu savaşta nazi ordusu son olarak Stalingrad’a kadar ilerledi. Fakat Stalingrad Savaşı naziler için bir dönüm noktası oldu ve Almanların geri çekilme süreci başladı. Bu geri çekilmenin sonunda kızıl ordu Berlin’e kadar girdi ve Almanya için savaş bitmiş oldu.

Savaşın ardından Alman toprakları kazanan 4 devlet (A.B.D, İngiltere, S.S.C.B, Fransa tarafından 4 bölgeye ayrıldı. Daha sonra İngiltere, A.B.D ve Fransa bölgelerini birleştirerek Federal Almanya Cumhuriyetini, S.S.C.B ise kendi bölgesinde Demokratik Almanya Cumhuriyetini kurdu. Böylece Almanya ikiye bölündü.
Bu süreçten sonra Federal Batı Almanya, Demokratik Doğu Almanya’ya kıyasla ekonomik, sosyal ve sanayileşme açısından çok daha fazla büyümeye başladı. Batı Almanya’nın özgürlükçü politikaları, ekonomik rahatlığı ve iş imkanları insanların yıllarca Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya kaçak olarak geçmelerine yol açtı. Bu probleme 1961 yılında iki ülke arasına Berlin duvarını inşa ederek çözüm bulundu.

İşçi göçleri

fft99_mf1630691Duvarın ardından Doğu Almanya’dan göçlerin kesilmesiyle Batı Almanya’da işçi açığı ortaya çıktı. Bu açığı karşılamak için 1961 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu birçok ülkeyle iş gücü anlaşmaları yapıldı. İlk etapta 3000 kişi giderken, ilk 10 yılın sonunda Türk işçi sayısı 1 milyona yaklaştı. Bugün ise 3 milyon Türk Almanya’da yaşamakta. Birinci kuşak göçmenler, misafir işçi statüsünde işçi kamplarına yerleştirildiler. Bu işçiler tek başına gelmiş erkeklerdi ve bir süre çalışıp para biriktirince tekrar Türkiye’ye dönmeyi planlıyorlardı. Bazıları biriktirdiği parayla ev, araba, tarla almayı; bazıları iş kurmayı bazıları da belki başlık parasını ödemeyi amaçlıyordu. Fakat, çoğu işçi için umduğu gibi olmadı. Misafir olarak gelen içiler 1973 yılında Almanya işçi alımını kesin olarak durdurduğunda 800 binlere ilerlemişti. Çoğu Türk, ülkesine dönmek yerine ailelerini, eşlerini ve çocuklarını da yanına almış ve işçi kamplarından ayrılmıştı. Çift vardiya çalışan ve çok kötü şartlarda yaşayan bu insanlar; dil bilmiyorlardı. Kültürleri, inançlıları farklıydı ve büyük bir uyum sorunu yaşıyorlardı. Özellikle de sağlık, eğitim gibi konular büyük bir problem iken bu insanlar market alışverişlerini dahi güçlükle yapıyordu. Alman halkı tarafından da pek haz edilmeyen ve dışlanan Türkler şehir merkezlerinden uzak bölgelere yerleştiler ve zamanla bu bölgeler Türk mahalleleri halini almaya başladı. Aileler, her fırsatta ülkelerine dönmek isteseler de bir türlü o fırsatı elde edemediler. 27 Mayıs darbesinin ardından her 10 yılda bir gerçekleşen askeri müdahaleler, ekonomik krizler ve imkansızlıklar onları dönüşlerinden caydırıyordu.  1982 yılında Almanya göçmen işçilerin geri dönmesi için teşvikler vermeye başladı ve yaklaşık 300 bin Türk ülkesine döndü. Buna rağmen 1,5 milyon Türk Almanya’dan ayrılmadı. Artık kalıcı hale gelen Türkler hem devleti hem de Alman halkını huzursuz ediyordu.

En alttakiler

En-Alttakler_19081_14000745371986 yılında Alman yazar Günter Wallraff Türklerin yaşantılarını deneyimlemek için ten rengini esmerleştirip bıyık ve peruk takarak Levent Ali Sinirlioğlu adında bir Türk gibi yaşamaya başladı ve yaşadıklarını “En Alttakiler” adıyla bir kitap haline getirdi. Günter, kitabında iş yerinde ve günlük yaşamında sürekli dışlandığı; hakaretlere, küfürlere ve fiziksel şiddete maruz kaldığı anılarını paylaşarak Türklerin nasıl hala sabırla Almanya’da yaşamaya devam ettiklerini anlayamadığını söylüyordu. Deneyimleri sırasında hem ruhsal hem de fiziksel birçok zorluk ve sağlık sorunları yaşamışsa da gurbetçilerin Almanya’da nasıl şartlarda yaşadığını betimleyen en önemli eserlerden birini bıraktı.

Irkçı saldırılar

80’lere gelindiğinde ırkçı Almanların, Neo-Nazi çetelerinin Türklere karşı saldırıları başladı. O güne kadar sosyal alanda her fırsatta ezilen ve dışlanan; ev, iş verilmeyen, eğitimleri, sağlıkları, inançları, emekleri, hakları… göz ardı edilen Türkler bir de fiziki şiddetle karşı karşıya kalmışlardı.

Bu saldırılardan en çok etkilenenler ise küçük yaşta Almanya’ya gelmiş yada Almanya’da doğmuş işçi çocukları oldu. 80’li yıllarda olgunluk çağına ulaşmış, Alman okullarına giden, Alman arkadaşları olan, Almanca bilen, sokakta vakit geçiren ve sosyal hayatın içinde olan bu gençler, her türlü şiddeti en sert şekilde gören kesim oldular. Çoğu Türk genci Neo-Nazi gruplara karşı çeteler kurup ailelerini, arkadaşlarını, kendilerini sokaklarda Nazilerle çatışarak korumak istedi. Birçok Türk genci bu kavgalarda hayatını kaybetti.

Nazi kurbanı Türkler

– 1 Haziran 1981 / Ludwıgsburg: 44 yaşındaki Seydi Battal Koparan, aşırı sağcı motosiklet çetesi Stander Greif’ın üyelerince dövülerek öldürüldü.

– 22 Haziran 1982 / Norderstedt: 26 yaşındaki Tevfik Gürel, aşırı sağcılarla Türkler arasındaki kavgada dövülerek öldürüldü.

– Haziran 1985 / Hamburg: Bir grup Neo-Nazi dazlak, 29 yaşındaki Mehmet Kaymakçı’yı sokak ortasında dövüp, kafasını beton blokla ezerek öldürdü. Saldırganlardan birkaçı hapis cezası aldı ve hepsi yaşları küçük olduğu için ceza indiriminden yararlandı.

– 24 Aralık 1985 / Hamburg: Yaklaşık 30 Neo-Nazi dazlak tarafından sokak ortasında beyzbol sopası, balta gibi sert cisimlerle dövülerek ağır yaralanan 26 yaşındaki Ramazan Avcı, üç gün tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Cenazeyi Türkiye’ye göndermek üzere toplananlar da Neo-Nazilerin saldırısına uğradı, bir baba ve oğlu ağır yaralandı. Saldırganlardan dördü, 5-10 yıl arasında hapis cezası aldı, gençlik indiriminden yararlandı.

– 17 Aralık 1988 / Schwandoorf: Neo-Nazi örgütü ‘Nationalistische Front’ üyesi Josef Saller, Türklerin oturduğu evi kundakladı. Çıkan yangında, 49 yaşındaki işçi Osman Can, eşi Fatma (43) ve oğlu Mehmet (11) ile 47 yaşındaki Jürgen Hübener yaşamını yitirdi. Katil mahkemede açıkça “Yabancılardan nefret ediyorum“ diyerek, suçunu kabul etti.

– 12 Mayıs 1989 / Berlin: Bir çocuk babası Ufuk Şahin, Berlin’de aşırı sağcıların yoğun olduğu Maerkischen Viertel’de uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.

– 28 Aralık 1990 / Hachenburg: 17 yaşındaki Nihat Yusufoğlu, aşırı sağcılar tarafından arkadan bıçaklanarak öldürüldü. Yusufoğlu, iki Almanya’nın birleşmesinden sonra aşırı sağcılar tarafından öldürülen ilk Türk vatandaşı.

– 23 Kasım 1992 / Mölln: Hamburg yakınlarındaki Mölln kentinde, iki Neo-Nazi, geceyarısı Türklerin yaşadığı iki evi kundakladı. İlk saldırı, evdekilerin yangını erken fark etmesi üzerine iki yaralıyla atlatıldı. İkinci evde ise üç kişi (51 yaşındaki Bahide Arslan ile torunları 14 yaşındaki Ayşe Yılmaz ve 10 yaşındaki Yeliz Arslan) yaşamını yitirdi, bazıları ağır, yedi kişi yaralandı. Saldırganlar olaydan kısa süre sonra yakalandı. 25 yaşındaki Michael Peters ömür boyu, 19 yaşındaki Lars Christiansen 14 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Peters 14, Christiansen 7.5 yıl sonra serbest bırakıldı.

hcicfotoalman1(1)

– 27 Aralık 1992 / Meersbucsh: 20 yaşındaki Şahin Çalışır, aşırı sağcılar tarafından öldürüldü.

– 9 Mart 1993 / Mulheım: Bir alışveriş merkezinde aşırı sağcıların saldırısına uğrayan kalp hastası 55 yaşındaki Mustafa Demiral, olay yerinde yaşamını yitirdi.

– 29 Mayıs 1993 / Solıngen: Yaşları 16-23 arasında değişen aşırı sağcı dört kişi, bir Türk ailesinin oturduğu evi gece yarısı kundakladı. Faciada iki genç kadın ve üç kız çocuğu (Saime Genç /4, Hülya Genç /9, Hatice Genç /18, Gülsüm İnce /27 ve Gülistan Öztürk /12) hayatını kaybetti. Ailenin 17 üyesi, bir kısmı ağır olmak üzere yaralandı. Bunlar arasında biri altı aylık, diğeri üç yaşında iki bebek de bulunuyor. Olay sırasında 15 yaşında olan Bekir Genç, o günden bu yana en az 30 ameliyat geçirdi. Saldırganlar bir ay sonra yakalandı. Katillerden 24 yaşındaki Markus Gartmann, 15 yıl hapis cezası aldı. Diğer katiller Felix Köhnen (18), Christian Buchholz (22) ve Christian Reher (19) ise yaşları küçük olduğu için 10’ar yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca kurbanlardan Bekir Genç’e 250 bin euro tazminat ödemeye mahkûm oldular. Katillerin ikisi iyi hallerinden dolayı, cezasının tamamını çekmeden serbest bırakıldı. Şu anda hepsi serbest. Hiçbiri ödemeleri gereken tazminatı ödemedi. Parayı almak için takibat yapılmıyor, çünkü savcılık adreslerini -tehdit altında oldukları gerekçesiyle- gizli tutuyor.

hcicfotoalman4

– 18 Şubat 1994 / Darmstadt: Aşırı sağcı bir Alman, sürekli tehdit ettiği komşusu Bayram ailesinin evine silahlı saldırıda bulundu. Olayda, eşi ve kızı gözlerinin önünde kurşunlanan Ali Bayram yaşamını yitirdi.12 yaşındaki diğer kızı Aslı ağır yaralandı. Bu olaydan 11 yıl sonra üniversite öğrencisi Aslı Bayram, Almanya güzeli seçildi (2005).

– 9 Ağustos 2002 / Sulzbach: 19 yaşındaki Ahmet Şarlak, bir şenlik sırasında aşırı sağcıların saldırısına uğradı ve bıçaklanarak öldürüldü.

-25 Şubat 2004 / Rostock: Katil zanlılarının çoğu Doğu Almanya kökenli. Cinayetler ise Batı Almanya’da işlendi. Bu noktada Kürt kökenli mülteci Mehmet Turgut cinayeti önemli, çünkü o da Doğu Almanya topraklarında yaşıyordu. Turgut öldüğünde, üzerinden kardeşi Yunus’un kimliği çıktı. (Kaynak: T24)

Türkler Hip-Hop ile tanıştı

Alman toplumda hiçbir yere ait olamamak, Türk gençlerini kötü bir yola sürüklerken Almanya’nın dört bir yanındaki gençler dönemin popüler müzik kültürü Hip-Hop ile tanışmaya başladı. Gerek Berlin duvarında Amerikan askerlerinden, gerek okullardaki Amerikalı çocuklardan gerekse rap müzik çalan diskolardan… Hiç şiddete bulaşmadan sorunlarını anlatabilecekleri, seslerini duyurabilecekleri bir kültürün içinde rap müzik yapmaya başladılar. Uzun yıllar Almanca ve İngilizce sözler yazan Türk rapçilerden bilinen ilk Türkçe sözler 1986 yılında King Size Terror grubunun “Bir yabancının hayatı” şarkısında Alper Ağa’dan duyuldu. Yine aynı yıl Boe-B’nin kurduğu İslamic Force grubu Türkçe sözlü rap müzik yapmaya başladı. Ağırlıklı olarak yaşanan sorunlardan, ırkçılıktan, ayrımcılıktan bahseden ve çok beğenilen bu şarkılar Türkler arasında hızla yayılıyordu.

islamic force - mesaj

Türkiye’de Almancı, Almanya’da yabancı
Gurbetçi çocuğuyum ben.
Almancı diyorlar, yabancı oluyoruz.
Biz perde arkası yolumuzu buluyoruz.
Almanya’da yaşıyorum
Çoğu Almanlarda kalp yok bunu biliyorum.
Şaşmıyorum. Dazlaklar içimi kinle doldurdular.
Taşıyorum, savaşıyorum.
Şiddete değil, müzige baş vuruyorum.
Başlıyorum. Bulaşıyorum bu işe. Bu işin içindeyim.
Uğraşıyorum. Molotof kokteylleri peşimde.
Yine de size ulaşıyorum.
Çünkü, sizlere bir orijinal rapim var.
Gurbet denen yer insanlığınıza zarar.
Urbanda saldırıya uğrayana kadar
Ama iş işten geçtikten sonra isyan neye yarar?
Hey, Hop Hans! Biz de sizin moruklarınız
Ne yalancı, ne yabancı, ne almancı
Sadece, gurbetçi çocuklarıyız evet.

Tüm dünyada yaşayan Türk gençliğimiz için yeni bir müzik yolu buldum
Melide Uzan Yüksel Hakan Barix yeni bir tür kurduk
Seviniyoruz ama Almanlara göre vatanlarını pisletiyoruz, işlerini alıyoruz.
Ellerini bağlıyoruz. ummadıklarından, sanmadıklarından daha çok başarıyoruz
Artık zamanı geldi müzikle başkaldırıyoruz.
Çünkü hayatına küsmüş Alman ilk kötü lafı bize atar.
Hanımına kızan Alman caddede ilk bize çatar.
Elinde olsa bizi Türkiye’ye geri satar.
Bu durumda insan hakları batar.
Hey Hop Hans! Bizde sizin moruklarınız
Ne yalancı ne yabancı ne Almancı
Sadece gurbetçi çocuklarıyız evet

Bizim zamanımızda iki kültür arasında geçer
Bizler yurt dışında yaşayan gençler
Bizim zaman vatan özlemiyle geçer
Bizler yurt dışında yaşayan gençler

“İslamic force – gurbetçi çocukları”

cartel (600x600)

Cartel bir numara

1995 yılına kadar Almanya’da birçok Türk genci Türkçe sözlü rap müziği bir şekilde herkese duyurmayı başardı. Sorunlarını, isteklerini, beklentilerini anlattılar. Rap müzik, birçoğunu kötü bir yoldan geri çevirmişti. Onlar da peşlerinden gelenler için bir yol oldulr. Alper ağa, boe-b, killa hakan, Kabus Kerim, Fuat, Erci-e… ve birçok isim daha o gün bu müziğin gelişmesi için bir irade ortaya koydular. Bugün, hala Almanya’da rap yapan müzisyenlerin çok büyük kısmını ve en iyilerini hala Türkler oluşturuyor.
1995 yılında Karakan, Cinai Şebeke ve Erci-e birleşerek Cartel grubunu kurdu. İlk albümleri “Cartel” Almanya’da 29.000 Türkiye’de ise 550.000 satış yaptı. Birçok ödül aldı ve birçok gazete, dergi ve programa konu oldu. Türkçe rap tarihinin en büyük sıçrayışını Cartel yapmıştı. 1995 yılında grup ilk kez Türkiye’ye geldi ve İnönü Stadyumu’nda konser verdi. O güne kadar Türkiye’de  Michael Jackson’dan sonra en büyük kalabalığı toplayan konser oldu. Türkiye’de birçok insan rap müziği Cartel sayesinde öğrendi.

Türkiye’de

rap grupları rapçiler (600x450)

Türkiye’de az sayıda da olsa genç bir kitle bu müzik türünden haberdardı ve kendi aralarında amatör olarak uğraşıyorlardı. Bugün Ceza, Sagopa Kajmer, Dr Fuchs, Yener gibi bilindik isimler o günlerde underground olarak bu müziği yapanlardan bazılarıydı. Fakat Türkiye çapında birçok rap müzik yapan isim birbirinden, müziklerinden ve organizasyonlar haberdar olamıyordu. 1997 yılında Turbo Blue Jeans Dergisi’nde Hip-Hop yazarlığı yapmaya, organizasyonlardan, yeni çıkan şarkılardan, yeni isimlerden söz etmeye başladı ve rap müzik yapan gençler için önemli bir iletişim kaynağı olmaya başladı. Bu durum organizasyonların daha kalabalık hale gelmesini, sanatçıların şehir dışında konserler vermesini, birlikte şarkılar kaydetmelerini sağladı. 1999 yılında Turbo’nun katkısıyla “Yeraltı Operasyonu” adıyla toplama bir albüm çıkarıldı ve underground kitlede büyük yankı buldu. Albümde Ceza, Fuchs, Sagopa Kajmer, Yener, Ses, Statik, Susturucu yer aldı. Giderek yaygınlaşan rap müziğe 2’nci nesil olarak 2000li yıllarda Sansar Salvo, Pit10, Da Poet, Saian, Patron, Hayki ve bir çok isim daha dahil oldu.