Atatürk’ü Anlamak

Bazı ölümsüzler vardır, daima sonsuzlukta yaşarlar. Bedenen toprağa karışsalar da fikren asla yok edilemezler. İşte Türk milletinin içinden çok önemli bir lider geldi geçti.

Dünya tarihi boyunca en büyük liderler arasında gösterilen Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 77. yılında bugün yine mateme kapılmanın ötesinde, onu anma; düşüncelerini, çabalarını, amaçlarını, aynı zamanda bunlarla beraber yaklaşımlarını anlama günüdür.

atatürk

“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir”, der Atatürk ve bizzat üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmek için gücümüzün yettiğini hayata geçirmeyi bir de şu sözlerle açıklar: “Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyete sahip çıkmak, Çanakkaleyi, Kurtuluş Savaşını kazanan ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir”.

Türkiye Cumhuriyetinin oluşması ve büyümesi için çok büyük çabalar sarfeden Atatürk, hem askeri hem de siyasi başarısı ile tüm dünya üzerinde, yıllarca kendisine karşı savaşmış olan düşmanından bile övgü dolu sözler alan örnek bir dünya lideri olmuştur.

Halkı için cephede ve mecliste elinden geleni yapmış, yeri geldiğinde canını feda etmekten bir an bile çekinmemiştir.

Atatürk, azmi, sabrı ve eşsiz zekası sayesinde düşman elinde olan topraklarımızı geri kazanmış, yeşermesi için de özgürlüklerimizi kalplerimize serpmiştir.

O, en büyük eserim dediği Cumhuriyeti el üstünde tutmuştur. Diğer ilke ve devrimleriyle de ülkemizin geleceğine ışık tutmaktadır. Laik, demokratik ve çağdaş bir Türkiyenin temellerini atarak güçlü bir tarih şuuru ve ortak yaşama sahip bir irade oluşturmayı amaçlamıştır.

Dr. Emre Kongar, Milliyet Sanat dergisinde Atatürkçülüğü şöyle tanımlar:

“Kültürel alanda Atatürkçülük, ne İslam düşmanlığı ne de Batı hayranlığıdır. Kültürel açıdan Atatürkçülük, Türk kültürünün ulusallaşarak, evrensel boyutlara ulaşmasının savaşını vermektir. Çünkü Atatürk, bir ortaçağ imparatorluğundan, çağdaş bir ulusal bir devlet yaratma çabasını simgeler. Üstelik üretim güçleri, Cumhuriyetin kuruluşunda kapitalizm öncesi aşamadadır. Bu nedenle Atatürk, bir yandan üretim güçlerinin gelişmesini sağlayıcı önlemler alırken, diğer yandan Batının gelişmiş olan ulusal kapitalist devletin üstyapı kurumlarını topluma aşılar. Anayasa, Yurttaşlık Yasası, giyim kuşam biçimleri, saat, takvim, alfabe gibi… tümü imparatorluktan ulusal devlete geçiş için harcanan çabalardır. Amaç, İslamın yok edilmesi ya da Batının benimsenmesi değil, çağdaş ulusal bir devlet yaratılmasıdır”.

Atatürk bu noktada dine karşı değildir; yalnızca siyasal iktidarın dine dayalı olmasına karşıdır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye konusunda en çok üzerinde durduğu konu, Türk İstiklalidir. Türk Gençliğine hitabesinde “Muhafaza ve Müdafaa” mecburiyetinden birinci olarak söz ettiği en önemli unsur bağımsızlıktır. Askeri, iktisadi vb. alanların herhangi birinde dahi tam bağımsızlığını yitirmek demek bütün alanlarda bağımsızlığını yitirmek demektir. Tam bağımsızlık bölünmez bir bütündür. Bu da demokratikleşmeyi ve sanayileşmeyi aynı zamanda uyumlu ve düzenli bir biçimde gerçekleştirip ekonomik bağımsızlık ve özgürlük sağlayabilmek, dışa bağımlı olmamak demektir.

“Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli istiklal bence hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettiği takdirde, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereği dostluk, siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım”. M. Kemal Atatürk

image

Atatürk’ün Vefatı:

Yeni Türkiyenin kurucusu, büyük asker, devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938 günü saat 09.05 te aramızdan ayrılmıştır. Yaklaşık sekiz aydır siroz hastalığı ile savaştığı söylenir. 9/10 Kasım gecesi boyunca Başbakan Celal Bayar, Londra Büyükelçisi Fethi Okyar, yakın arkadaşları, kızkardeşi, manevi evladı Sabiha Gökçen, Atatürk’ün yatağının yanı başındaydılar. Hastalığının çabuk ilerlemesi kaçınılmaz sonu getirmiştir. Atatürk’ün vefatından 3 dakika önce çok yakın arkadaşı Salih Bozok başarısız bir intihar girişiminde bulunmuştur.

Atatürk’ün vefatı üzerine hükümet binalarının daha sonra da limandaki gemilerin bayrakları yarıya indirilmiştir. Bütün dükkan ve evler aynı matem ile bayraklarla donatılmıştır. Hükümet bunun üzerine bir bildirge yayınlamıştır:

“Atatürk’ün vefatıyla Türkiye büyük kurucusunu kaybetmiş, insanlık da büyük bir evladını kaybetmiştir. Halkımıza büyük kayıpları için derin taziyelerimizi iletiyoruz. En büyük tesellimiz onun büyük çalışmalarına bağlılıkla olacaktır. Atatürk her zaman Türk halkına güvenmiştir. Onun büyük çalışmaları için teşekkür ediyoruz ve bu çalışmaların devam ettirilmesini vasiyet etmiştir. Türk gençliği her zaman Cumhuriyeti koruyacak ve Atatürk’ün izinden gidecektir, böylece Mustafa Kemal Atatürk sonsuza kadar yaşayacaktır.

İstanbul ve Ankara’da düzenlenen törenlerin ardından Atatürk’ün naaşı 21 Kasım 1938 günü Etnografya Müzesine konuldu. Atatürk öldüğünde Cumhuriyet henüz 15 yaşındaydı. Atatürk’ün ölümü, Cumhuriyetin geleceğiyle ilgili endişeleri de ortaya çıkardı. En büyük endişe kaynağı, Atatürk’ün birleştirici karizmatik liderliğinin destek verdiği Cumhuriyetin dayanaklarının bir sarsıntıyla yıkılmasıydı. Türkiye cenaze töreninde kurucusunu, önderini kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken, Cumhuriyetin ayakta kalacağı mesajını vermeye çalıştı. Atatürk’ten sonra da Cumhuriyet rejiminin, Kemalist devrimlerin yaşatılacağı yolundaki mesajlar iç ve dış kamuoyuna bildirildi.

image

Atatürk’ün Vefatının Ardından Yazılan Bir Kısım Yazılar:

The Times gazetesi Atatürk’ün Türkiyeyi modern ülkeler seviyesine getirmek için gerçekleştirdiği reformlardan bahsederken şunları söylemiştir: “Onun şaşırtıcı ve kıskandırıcı diğer başarısı da toplumun derinliklerine kazınmış eski uygulamaların ortadan kaldırılmasıdır. Ayrıca Atatürk’ün Cumhuriyeti kurmak için yaptığı bazı icraatlarını gerçekte Türkiyedeki zor koşulların ürünü olan bu yönetim, Türk halkına eski nesillere göre daha özgür, daha güvenilir bir hayat sunmuştur”.

Türkiyede olan Prof. Dr. Eberhard günlüğüne şu notları yazmıştır: “Dün öğleden sonra oniki buçuğa doğru Atatürk’ün öldüğünü bildiren haber her yerde işitiliyordu. Muazzam bir şok yaratılmıştı ve sessizlik her tarafı kaplamıştı. Çocuklar, yanı sıra yetişkin erkekler ve kadınlar ağlıyordu. Keder çok yaygındı ve böyle bir şey hiçbir ülkede görülmemişti”.

Amerikalı gazeteci Glodya Baker’ın, “Atatürk’e neden diktatör diye çağrılmaktan hoşlanmadığını sordum. Ben diktatör değilim, benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur, benim arzu edip de yapamayacağım bir şey yoktur. Çünkü ben zoraki ve insafsızca hareket etmek istemem. Bence diktatör diğerlerinin iradesine boyun eğendir. Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim” sözlerine yer verilmiştir.

11 Kasım 1938 günü El Ahram gazetesi de samimi bir biçimde duygularını yansıtmıştır: “Mustafa Kemal öldü. O, Türk milletinin atası ve son asırların yetiştirdiği en büyük adam. Türkiyeyi kulluktan kurtaran, istilacılara karşı saldırı ateşini yakan, savaş meydanlarında ona başbuğluk edip kurtuluş sahiline çıkaran adam öldü… Tarih onun adını ebedileştirecektir. Bütün Şark alemi, Türk milletine en derin taziyelerini sunar. Dün ölümünü öğrendiğimiz Atatürk’ün, dünyanın en büyük adamı olduğunu tarihin kaydetmesi hiç de uzak değildir”.

Ürdün Kralı Hüseyin Bin Tallal, Atatürk’ün Anıtkabir defterine şunları yazmıştır: “Dünyanın en büyük kahramanlarından biri burada yatmaktadır. Bu şahsiyet hiçkimseyle kıyaslanamaz, çünkü o, çeşitli özellikleriyle en büyüktü. O, yepyeni bir Türkiye kurmuştu denilebilir, çünkü en nazik döneminde bulunuyordu. O, ideallerini nasıl gerçekleştireceğini ve yolunu nasıl çizeceğini biliyordu. O, gelecek kahramanlar için bir modeldi. O, savaştaki kahramanlığı sayesinde düşmanı ülkesinden kovdu ve ülkesinin bağımsızlığını ve özgürlüğünü kazandı. O, barıştaki kahramanlığı ile yeni ve refah bir ülke kurdu. Yani ülkesinin itibarını yükseltti. Hak Teala onun yerini cennet etsin”.

Sovyetler Birliği Prezidyım Başkanı N. Podgorny Anıtkabir defterine Atatürk hakkında yazdıkları: “Kendisini Türkiye Cumhuriyetinin seçkinin bir devlet adamı ve askeri; memleketimizin büyük dostu olarak sayan biz Sovyetler, Yeni Türkiyenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırası önünde saygıyla eğiliriz”.

Son Olarak:

Atatürk 17 yılda 40 Dostluk Antlaşması yapmıştır (1921- 1937) ve Yeni Türkiyenin bütün ülkelerle barışık olduğunu dünyaya göstermiştir. İmzalan dostluk antlaşmaları, ilke olarak gelip geçici değil, ebedi dostluklar üzerine kurulmuştur.

Atatürk, tam 115 Yabancı Devlet Başkanıyla siyasi ilişki içerisinde olmuştur. Ayrım yapmaksızın tüm yabancı devlet başkanlarıyla kurduğu dostluk ilişkileri, antlaşmaları, Türkiyenin dış ilişkilerini dostluk temeline oturtmayı amaçlamasındandır ve bunu başarmıştır. Bu, dünyaya küresel yaklaşımı ve bakışıydı onun.

Balkanlar ve Ortadoğu Barış ve İşbirliği bölgelerine dönüştürülmüştür. Amaç; Atatürk, Türkiye için olası tehditleri ortadan kaldırmak “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesini benimsetmek ve bu düşünceyi sınırları dışına yayabilmekti.

Atatürk’ü anlamak ne güzelken, onu sonsuzluğa uğurlamanın ağırlığını siz de hissedebiliyor musunuz şimdi?

Büyük Kurtarıcı, O Büyük Lider Ruhun Şad Olsun.

 

Önceki yazıKasım’da Kelimeler Buruk Olur
Sonraki yazıSözüm Sana Çocuk!
İnsanın en büyük pratiği kendi hayatıdır, derler. Deneyimlerimizden çıktığımız yolculuğumuzda her durakta ve her yolda hayatın anlamına dair edindiğimiz her doktrin muazzam mucizelerle dolu biz insanlara münhasırdır. Benimse en büyük meramım, derin bir insan sevgisi ve anlayışı, bütün insanlara duyulan kardeşlik ruhu; insanların mutabakat içinde olmaları, dünyayı daha iyi algılayıp, daha yaşanılır bir yer olmaya muktedir, düşüncelerin özgür, barışın ve insanlığın hüküm sürdüğü, çocukların mutlu yaşadığı bir dünya inancı ve de hayalidir. Yazmaksa, olup bitenler karşısında herkesin sesi olmak, kıyılardan geçip, sokağın en işlek caddelerinden dokunmaktır hayata... Hayatın kendisine karışmak, düşünceye biat etmek demektir. Varoluşun en derin sebebidir yazmak...