Biz Türkmenleri Çok Severiz (?)

Türkiye Cumhuriyeti, dış politikasında Ahmet Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” hayallerini bir tarafa bırakıp, bir an önce Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışını benimsemesi gereklidir, bunda zorunludur ve hatta mecburdur.

türkmen dağı turkmenleri stratejik derinlik davutoğlu rusya suriye uçak krizi bayır bucak bayırbucak kızıldağ ışid deaş daeş türkmenleri

Bundan 4 – 5 yıl öncesine kadar “Türkiye, adım adım Orta Doğu bataklığına sürükleniyor” derdim, artık demiyorum, çünkü Türkiye artık Orta Doğu bataklığına saplanmış durumdadır.

2011 yılından itibaren bu duruma nasıl gelindiğini anlatmaya gerek yok, konu hepimizin malumu.

24 Kasım sabahına Türkiye F-16’ları Rusya Federasyonuna ait SU-24 tipi savaş uçağını sınır ihlali gerekçesiyle düşürdü haberiyle uyandık.

Rus savaş uçağının düşürülmesi bazı kesimlerde sevinçle karşılandı.

“Türkiye, Türkmenleri bombalayan Rus savaş uçağını düşürdü!”

“Rusya Türkiye’nin gücünü gördü…”

Falan…

Türkiye Rusların uçağını düşürdü…

Ruslar Türkiye’nin gücünü gördü…

İyi…

Güzel de…

Peki, biz Rusya’nın gücünü gördük mü?

Rusya’nın gücünü biliyor muyuz ?

Hani şu ellerindeki 8.500 tane nükleer bombadan sadece 2 tanesi ile Dünya’nın yörüngesini değiştirebilecek olan Rusya’nın gücünün farkında mıyız?

Aslında şöyle kabaca bir bakıldığında Türkiye kağıt üzerinde haklı…

İki Rus savaş uçağı Türk hava sahasına girdi; Rus pilotlar uyarıldı. Bir Rus uçağı Türk hava sahasını terk ederken; diğer Rus uçağı ihlale devam ettiği için vurularak düşürüldü. Lakin durum bu kadar basit değil.

Her şeyden önce, her hava sahası ihlalinde ihlali yapan uçak düşürülmez.

Eğer öyle olsaydı; Türkiye’nin Ege’de hava sahasını ihlal eden Yunan savaş uçaklarından 3-5 tanesini her ay düşürmesi gerekirdi.

“Rusya Türkmenleri bombalıyor!”

Türkiye’nin bir başka masum gerekçesi ise; “Zalim Esad (?) ve gavur Rusya (?) bir olmuş Bayırbucak bölgesinde, Türkmen Dağı’ndaki masum (?) Türkmenleri bombalıyor!”

Gerçekten de öyle bombalanan yer Türkmen Dağı, ancak insanın aklına bazı sorular geliyor; mesela şu bombalanan Türkmen Dağındakilerin; kaç tanesi gerçekten Türkmen’dir?

Bayırbucak adından da anlaşılacağı üzere Bayır’ı muhaliflerin kontrolündeki Türkmen Dağı, Bucağı ise Esad yönetiminin kontrolündeki Akdeniz’e kıyısı olan bölge.

Zalim Esad (?) ve Rusya neden kendi kontrollerinde olan Bucak’taki yüz binlerce Türkmen’i bombalamıyor da gidip Bayır’daki Türkmenleri bombalıyor?

Daha geçen sene 2014’ün Haziran ve Temmuz aylarında, IŞİD, Irak’ta Türkmenleri katlederken, camilerini, türbelerini bombalarken sadece Irak’ın Musul kentinde 200 bini aşkın Türkmen aile göç etmek zorunda kalırken, Iraklı Türkmen kadınlar tecavüze uğrayıp satılırken, tüm bunları görmezden gelen hükümetin şimdi çıkıp “Esad ve Rusya bir olmuş Suriye’deki Türkmen kardeşlerimizi öldürüyor” propagandasını yapması ne kadar samimidir?


Konuyu fazla uzatmak istemiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti, dış politikasında Ahmet Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” hayallerini bir tarafa bırakıp, bir an önce Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışını benimsemesi gereklidir, bunda zorunludur ve hatta mecburdur.

Aksi halde, gidişat Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti için pek hayırlı görünmemektedir.