Drapetomania: Ülkeden kaçma arzusu

Gitmeler/ kaçmalar üzerine son zamanlarda oluşan atmosferin altında geliştirilen söylemler ne anlama gelmektedir? Özgürlük uğruna insanların köklerinden kopmak istemesi, hangi reddetme duygusunun baskın hale gelmesi ile oluşur?

indigo dergi Drapetomania kaçma

Politik Rest

AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesi üzerine, Şair Yılmaz Odabaşı, “politik rest” ortaya koyarak , “Yılgınlık yok. Ama 70’lerden beri politik mücadele veren, 4 yıl cezaevinde yatmış bir şair olarak, benim böyle bir tepki göstermeye hakkım yok mu? Celladına aşık olmuşsa bir millet (…) daha önceki sözümü tutacak, İsviçre’den Fransa’ya geçerek oraya yerleşeceğim! Oturup faşizminizle, ilan edeceğiniz Hilafetle kına yakın! 80’de askeri darbeden bugüne ödediğim bütün bedellere rağmen Türkiye’yi terk etmeyen ben, gittim!” dedi ve yurtdışına çıktı.

İnsanın kendi hayatından çıkıp gitmesi çok zor, ama çıkıp gitme arzusu duyması o kadar da zor değil. Bu türden bir arzuyu duyduğu zaman da, gidemese de yaşadığı hayatla kendisi arasında bir yalıtılmışlık başlamaz mı? Yalıtılmışlığın ortasında her şeye rağmen yaşamayı sürdürmek, özgür bir birey olduğuna dair naif bir inanca sahip olmakla mümkün olabilir mi?

Murat Gülsoy, giden insanları anlatırken, çekip gitmenin olanaksızlığını vurgular; ‘’Zaman zaman ortadan kaybolan insanların hikayelerine rastlarız. Siyasi nedenlerle gözaltına alınıp kaybedilen insanlardan söz etmiyorum. Kendiliğinden, durup dururken çıkıp giden, evini, ailesini, yaşadığı yeri terk eden ve kendisinden bir daha haber alınamayan kişiler. Hatta bazıları hakkında aslında başka bir şehirde, farklı bir isimle yeni bir hayat kurduğuna dair şayiaların çıktığı ne derece gerçek olduğu tartışmalı hikayeler. Bunları duyduğum zaman tedirgin olurum. Yüksek bir yerden aşağıya bakarken, aniden kendime hakim olamayıp boşluğa atlayacakmışım gibi hissettiğim zamanlardakine çok benzeyen bir tedirginliktir bu. Hayır, derim kendi kendime, o insanlar kim bilir neden kaybolmuşlardır ortadan; kimisi belleğini yitirmiştir, kimisi bir kaza geçirip ölmüştür. İnsan kendi hayatından çıkıp gidemez.”

Gerçekten çekip gitmek fantezinin ötesine geçemeyen bir düş mü? Bu olasılığı gerçekleştirmek, hangi gemilerin neden/niçin yakıldığına bağlı değil midir?

İyi bir kariyer yapabilmek için yarış atları gibi eğitime/öğretime koşullandırıldık! Kentin öteki ucundaki işimize gidebilmek için şafaktan önce yollara çıkıyoruz şimdi. Sevmeye çalışıp, nefret ettiğimiz işimize, hoşlanmadığımız şoförlerin araçlarında gitmeye ve ömür törpüsü trafiklerde yaşamlarımızı bozuk paralar gibi harcamaya alıştırılıyoruz. Hep uyku halindeyiz ve bunun tutsak alınmamız için bilinçli olarak uygulandığı üzerine şüphelerimiz var. Yarım pansiyon tatil düşlerine bir yıl önceden başlıyoruz. Yalancı cennetimizi banka borçları ile oluşturduğumuzun farkında olmadan evlere, arabalara, tatillere, elektronik cihazlara sahip olmayı mutluluk sanıyoruz. Zamanı geldiğinde demokrasi oyunundaki rolümüze bürünüp, oy kullanıyoruz. Bizi yönetecekleri özgür irademiz ile seçtiğimize inandırıyoruz kendimizi.

Modern zamanların kölesi olduğumuz hissi içimize yerleştiğine göre, kaçmak en büyük amaç haline mi geldi?

Söz kölelerden açılmışken; 19. yy’da Amerikalı sözde Dr. Samuel A. Cartwright “Zenci Irkının Özellikleri ve Hastalıkları” isimli, ırkçılığın utanç verici sayfalarından oluşan kitabında, Drapetomania (Kaçma Hastalığı) adını verdiği bir hastalığı tanımlar. İncil’in; kölelerin efendilerine boyun eğmesi gerektiğini ve asla kaçma arzusu duymamaları gerektiğini söylediğini ve anlamsızca bu kölelerden bazılarının Drapetomania’ya yakalandığını yazar! Cartwright, kölelere iyi davranılırsa, yeterli yiyecek, giyecek ve yakacak odun verilirse, her aileye kalabilecekleri bir ev sağlanırsa; ancak geceleri ortalıkta dolaşmalarına, içki içmelerine izin verilmez, birbirlerini ziyaret etmeleri sınırlanır, aşırı çalıştırılmazsa yönetilmeleri son derece kolay olur, tıpkı dünyanın başka yerlerindeki diğer insanlar gibi! Bu “normal” şartlarda kölelerin kaçma isteği duymaması gerekir. “Eğer beyaz adam Tanrı’nın arzusuna karşı gelir de kölesini kendi seviyesine çıkarmaya çalışırsa ya da kendisi onun seviyesine inerse veya Tanrı’nın ona verdiği gücü suistimal edip de zalimce cezalar verirse, kölenin ihtiyaçlarını sağlamazsa köle kaçmaya kalkışabilir.”

Dr. Cartwright’in tedavi önerisi: Kölenin içine girmiş bu şeytanı kovmak için sistemli bir şekilde kırbaçlanmasını önleyici bir yöntem olarak öneriyordu; ama tabii ayak başparmakların kesilmesi şeklinde daha kalıcı bir tedavi de olası demektedir!

Spartaküs mü Olmalı?

Drapetomania-indigo-bayram sarıÜlkede, seçim sonrası şaşkınlığı üzerinden atamayan bir kesim var şu an. On üç yıllık iktidarın yeni zaferine anlam veremeyenlerin ‘’Bu nasıl oldu?” sorusunun yanıtını didiklemenin, analiz yapmanın anlamsızlığına inanan Türkiye’nin entelektüel dünyasının yalnızlaşmanın/küsmenin sınırlarında gezindiğini gözlemliyoruz.

Bombalanan insanlar, sokağa çıkma yasakları, ölen çocuklar, bayraklara sarılan şehitler sonucunda bir aydınlık geleceğine inanan insanları can sıkıntısı, yenilmişlik, anlaşılmamışlık karşıladı 2 Kasım sabahında.

İşte bu günlerde seçim sonuçlarından etkilenen herkes kaçmak istiyor! Düşünce özgürlüğünün, hukuk devletinin, güçler ayrılığının sona erdiğine inanan bu insanların kaçma isteğini sorguladığımızda, karşımıza asıl korkunun kimler üzerinde etkili olduğunu görürüz!

Dr. Cartwright’in, Drapetomania tanımından yola çıkıp; kaçma düşüncesinin yerine halkın koşulsuz biat ettiğini düşünelim. Kredilerle oluşturulan sahte cennetin, kömür/yiyecek yardımlarının, dini ağırlıklı söylevlerin, katı ahlakçılığın/yasakların ve oluşturulan şiddet ağırlıklı kaosun sonucunda iktidarı getirdiğini de kabul edelim. Tüm bunlar kaçmak için yeterli sebep mi?

MÖ 73 – MÖ 71 yılları arasında, Antik Roma Cumhuriyeti’nde gladyatör Spartaküs’ün köle ayaklanmasında yaptığı önderliği anımsamaya ne dersiniz?