16 Ton nedir bilir misiniz?

16 Ton nedir? Basit bir soru, cevabı içinde; 16 ton, 16 tondur.

maden madenciler gunu 16 ton soma madencilerin tarihi turkiye 16 ton madenciler soma ermenek

Dikkatli olanlar hatırlar belki, hani şu çizgifilm karakterlerinin üzerine düşen 16 tonluk ağırlığı, ya da herhangi bir film karesinde karşılaşmışızdır 16 ton yazan ağırlıklara.

İyi de neden 16 ton?


15 değil, 17 değil de neden hep 16 ton?

16 Ton’un madencilerin acılarla, zulümle geçen tarihlerini anlatan bir sembol olduğunu sonraları öğrendim.

İşte o madencilerin acı dolu tarihlerinden bazı hikayeler…

Maden işçilerinin acı tarihi

18. yüzyılda Descartes, Imanuel Kant, David Hume gibi düşünürlerin öncülüğünde Aydınlanma ve Akıl Çağını yaşayan Batı dünyası, askeri alanda da gelişmekteydi. Akıl çağına ulaşamamış diğer toplumlara gidilerek onların zenginliklerine ulaşılması gerekiyordu. Bu “Keşifler Çağı”nı başlattı, keşfettikleri sadece toprak değildi, Amerika ve Afrika halklarının ateşli silahlar karşısındaki savunmasız durumlarını da keşfettiler. Avrupalı sömürgeciler keşfettikleri toprakların zenginliklerini, silah zoruyla yine o toprakların yerlilerine çıkartmaya koyuldular, bunda da başarılı oldular.

Sömürgelerden gelen kaynaklarla Avrupa giderek sanayileşiyordu. Sanayi devriminin en büyük silahı olan buhar makinelerinin durmaksızın çalışması gerekliydi. Bol bol kömür lazımdı. Madem dünyanın öbür ucundakileri silah zoruyla madenlere sokmak mümkün olmuştu, parası ve silahı olanlar bunu kendi ülkelerinde de yapabilirlerdi, zira parası ve silahı olmayanlar çoktu. Parası ve silahı olanlar, akıllarını kullanarak önce 5 yaşın üzerindeki her yoksul çocuğu madene gönderebileceklerini akıl etti.

Bu yoksul çocuklar karanlık madenlerde rahatça ilerleyebilirler hem de büyüklere göre daha düşük ücretle çalışabilirlerdi. Zengin aklı çoluk çocuğu madenlere gönderdi, din de karanlıkta can veren çocukların arkasından ilahiler söyleyerek kalanları teselli etmeye koyuldu, böylece ertesi gün yeni çocuklar madenlere inebileceklerdi. İndiler de, işte bu çocuklar üzerinden gelişen madencilik faaliyetleri acımasız bir sektör haline geldi.

Yıl 1897, Amerika Birleşik Devletlerinde yetmiş iki milletten göçmen yerin yedi kat altında boğaz tokluğuna çalışıp can vermekten bıkmıştı. Pensilvanya’daki grevci maden işçileri 1897 Eylül’ünde sendika hakkı için yürüyüşe geçtiler. Şerif, silahlı adamlarıyla karşılarına dikildi. İşçilere “dağılın!” denildi fakat işçilerin dağılmasına fırsat dahi verilmeden arkalarından ateş edildi. 25 maden işçisi öldürüldü. Şerif kalan sağlarla başa çıkamayacağını anlayarak ulusal muhafızları çağırdı, ulusal muhafızların topları silahları sendikal hareketin yayılmasını engelleyemedi.

1898 yılının 12 Ekim’in de Chicago Wirden Kömür Şirketinin patronları, grevci maden işçilerine karşı, Güney’den Alabama’dan 200 kadar siyah işçiyi trene toplayıp Wirden’a doğru yola çıkarmıştı, İllinois’de trene binen kömür şirketinin silahlı adamları, tren Wirden Garına girerken, garda bekleyen maden işçilerinin üzerine ateş açıldı, 8 maden işçisi ölürken 40 maden işçisi yaralandı.

20. yüzyıla girilmişti. İşçiler şirket lojmanlarında oturmak zorundaydı. Kiralar ücretlerinden kesilir, şirketin mağaza ve marketlerinden alışveriş edilirdi. İşçilerin mağazadan, marketten aldıkları borç olarak yazılır sonra ücretlerinden kesilirdi. Aslında maden işçilerine hiçbir zaman gerçek para verilmez, sadece şirketin mağazalarında geçen markalar verilirdi. Bu şartlar altında sendika öncülüğünde maden işçilerinin grevi başladı. Bunun üzerine maden şirketi, greve kalkışan işçileri lojmandan attı. Onlar da sendikanın verdiği çadırlarda kamp kurarak grevi sürdürdüler.

turkiye 16 ton madenciler soma ermenek madencilerin tarihiŞirket patronları, işçi kamplarının serbest piyasaya ekonomisinin yarattığı modern çağa yakışmadığını düşünerek, önceleri kampı dağıtmak için geceleri dev projektörleri kamp üzerinde gerdiriyor arada bir de kampa ateş ediyorlardı. İşçileri bu şekilde yıldırılamayacağı anlaşılınca Vali, ulusal muhafızları çağırdı. Bölgede sıkıyönetim ilan edildi, maden işçileri tutuklandı. Forbes çadır kenti, ulusal muhafızlarca basılıp dağıtıldı. 20 Nisan 1914’te 1200 madencinin aileleriyle birlikte kaldığı Ludlow kampı makineli tüfeklerle tarandı, bu da yetmedi madencilerin çadırları ateşe verildi. İki kadın, 11 çocuk ve 20 maden işçisi öldürüldü.

Türkiye’de madencilere yapılan zulüm

Anadolu’da madencilere yapılan zulme gelecek olursak, biraz da efsaneyle karışık Uzun Mehmet hikayesiyle başlar. Aslında Uzun Mehmet’in kömürü bulduğu iddia edilen 1829 yılından çok daha öncesinden, Milattan öncesinden beri bölge halkı kömürü bilmektedir ancak ağaçların bol olduğu bölgede yaşayan halk, kötü kokan ve çıkartılması zor olan kömürle pek ilgilenmemiştir. 1800’li yıllarda Avrupalı devletlerin Buhar Çağına girmesiyle kömürün önemini anlayan Osmanlı, 1848 yılına Sultan Abdülmecit’in bir fermanıyla Ereğli kömür havzasını padişahın vakıflarına kattı.


1865 yılına gelindiğinde Padişah Abdülaziz bölgeyi Bahriye nezaretinin denetimine verdi. Bölgede kömür vardı ancak kömürü çıkartacak adam yoktu. Bölge halkı madene inmek istemiyordu. Bunun üzerine 1867 yılında Dilaver Paşa bir nizamname çıkardı. Padişahın onayıyla çıkarılan nizamnameye göre; Ereğli Sancağında 13 yaşını geçmiş 50’sine varmamış bütün erkekler 2 vardiya hainde 12 saat madende çalışacaktı. Vardiya aralarında köyüne gitmek isteyen işçinin trene binme hakkı yoktu. Tren yalnızca yöneticiler ve memurlar içindi. Köyüne gidemeyen madenciler maden çevresindeki barakalarda, hatta bazıları mağaralarda yaşamaya başlamıştı. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla 1921 yılında zorunlu çalışma uygulaması kaldırıldı.

Aradan yıllar geçti. Artık 2000’li yıllarda, Milenyum Çağındaydık ancak maden işçileri için değişen pek bir şey olmadı. Bunun en son ve belki de en acı örneği 2014 yılında Manisa’nın Soma ilçesinde yaşandı. Olaydan sadece 14 gün önce, 29 Nisan 2014’de CHP’li Özgür Özel TBMM’de eline sarı bir madenci bareti alarak Soma’daki maden ocaklarının araştırılması için önerge vermiş, CHP’nin teklifi TBMM Genel Kurulunda görüşülmüş ancak AKP’li vekillerin oylarıyla reddedilmişti.

Hükümet adına söz alan AKP’li Manisa Milletvekili Muzaffer Yurtdaş Soma’daki maden ocaklarının dünyadaki ve Türkiye’deki pek çok madene göre daha iyi durumda olduğunu iddia ediyordu. Soma önergesinin reddedilişinin 14’üncü gününde Soma maden ocağında çıkan yangınla 301 madenci yanarak can verdi. Soma faciasından bir ay önce Soma madenlerini dünyanın en güvenli madenleri arasında gören hükümet, faciadan 17 gün sonra Soma madenlerinin araştırılması için önerge verdi.

Soma’ya giden devlet büyükleri de oldu elbet.

Bakanlar… Milletvekilleri… Ve tabi ki dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da yanında danışmanlarıyla Soma’ya gitti. Bu sıra bir grup maden işçisinin tepkisiyle karşılaştı. O anda polisler bir madenciyi yere yatırdı, madenci yerde yatarken, Başbakanın danışmanı yerde yatan madenciyi tekmeledi…

Tekmelenen madenci  Erdal Kocabıyık’tı, önce onun madenci olmadığı, Soma’ya “provakatör” olarak geldiği söylendi. Evi basıldı, göz altına alındı, 538 TL para cezası aldı.

Tekmeyi atan Danışman arkadaşa mı ne oldu?

7 günlük darp raporu aldı, yanlış okumadınız tekmeyi atan kişi 7 günlük darp raporu aldı.

Ve bu hafta, 4 Aralık Madenciler gününde şöyle bir haber duyuldu:

Yani bilindik, hiç yabancısı olmadığımız bir SIXTEEN TONS meselesi.

Bazı insanlar der ki insan çamurdan yapılmıştır
Zavallı adamcağız kas ve kandan yapılmıştır
Kas ve kan ve deri ve kemikler
Zayıf bir zihin ve kuvvetli bir sırt

Onaltı ton yüklersin, eline ne geçer
Daha da yaşlanıp daha da borca batarsın
Aziz Peter beni çağırma çünki gidemem
Ruhum şirkete zimmetli

Güneşin ışıldamadığı bir sabah doğdum
Küreğimi alıp madene doğru yürüdüm
9 numara kömürden onaltı ton yükledim


* Bu yazıda Ümit Kıvanç’ın 16 Ton Belgeselinden yararlanılmıştır.

13 Mayıs 2014 ‘Soma Faciası’ Kapitalizm’in getirdikleri