Ah şu politikacılarımız: Konuşursam politikacının ayağı kayar!

Sevgili politikacılarımız, aman sakın sizler konuşmayın. Sanırım konuşursanız önce sizin ayağınızın altına kaykay çekilebilecegini düşünüyorsunuz.

politikacilarimiz temsili

“Konuşursam pek çok devlet adamının ayağı kayar” diyen, eski ya da yeni politikacıların dikkatine! Bu cümleyi o kadar çok duyar hale geldik ki siz okuyucularımız ile bu sözleri söyleyen politikacılar hakkında iki lafın belini çatırdatmak istedim.

Bu söylemde bulunan sevgili politikacılarımız, aman sakın sizler konuşmayın. Sanırım konuşursanız önce sizin ayağınızın altına kaykay çekilebileceğini düşünüyorsunuz. Haklı mısınız, haksız mısınız kısmını okuyucularımıza bırakıyorum. Eee neticede kaymak marifet işidir, baba yiğitlik, kıvrak bir zeka ve en başta da cesur bir yürek gerektirir, hele bir de üzerine balı sürersen tadından yenmez hale gelir. Bu beyanlarınızı hangi zemine basmak için kullandığınızı bilemesek de basmak, zıplamak, hoplamak, oturmak, kalkmak, sıçramak amaçlı mı yapılıyor, elbet bunu da zaman gösteriyor.

Bu arada, bildiğinizi ama “banane banane” moduyla oynaşarak deşifre etmeyeceğinizi deşifre ettiğiniz yarı uyanık, yarı bulanık beyanlarınız ile biz halk kitlesini; ilim, bilim, teknik, irfan, kültür, ahlak ve her tür konuda bir ileriki adıma taşıdığınız için sizlere sonsuz teşekkür ediyoruz. Siz çok yaşayın he mi!

Ah ahh nerede o eski oyunlarımız?

Bakın eskiden neler neler oynarmışız. Sen kör ol ben ebe, onun adı körebe. Can yakar bu, top değmesin tenine, adı yakar toptur iyi biline. Saklanarak tez vakitte köşeye kaç, bu oyunun adı ise saklambaç. Çeliğin çomağına, fırıldağın dönmekten sarhoş olmuş başına, dördü yerde birinin burnu havada olan beş taşa selam ola…

Çocuktuk çocuk, her birimiz de şen şakrak oyunlarla büyüdük. Büyüdük büyümesine de büyüdüğümüz oyunları birbirine çatarak politik oyunların en büyüğü haline getirdik. Sahnelerimiz farklı, oyunlarımız farklı dedik, toptan tüm oyuncuları evinden barkından ettiğimiz yetmediği gibi sahnede ne toz, ne de perde bıraktık. Havamızı zehir, suyumuzu zıkkım, insanımızı şarlatan, doğamızı ise doğduğuna bin pişman ettik. Tüm politikası batasıcalara “insanlığı yiyin gari!” diyesim var da tüm masumların hatrına “yiyemeyin he mi!” diyorum.

Gün geçmiyor ki “aradığınız insanlığa şu an ulaşılamıyor” mesajinı almayalım. Çok sevgili; başımız, sonumuz, canımız, ciğerimiz, canparelerimiz, kıymetlilerimiz, okumuş, yetişmiş, öğrenmiş, öğretmiş, bilmiş, bilmemiş sevgili politikacılarımız!..

İnsanlığa ulaşmanın 1. yolu; bakmak, 2. yolu; görmek, 3. yolu; bilmek ise bu BGB kombinasyonunu tamamlamak için de gereğini yapmak gerekmektedir.

Politikacılarımız ve oyunları

Sevgili politikacılarımız, dünyadaki en güzel şeyin oyun oynamak olduğunu hepimiz biliyor ve de çok seviyoruz. Mesela ben bu yazıyı yazdığımda yakar top oynamayı ne çok özlediğimi hatırladım ve emin olun birkaç gün içerisinde de gereğini yapacağım. Bu yüzden siz yine de oyun oynamaktan kendinizi lütfen alı koymayınız. Ama oyunlarınız bu kez, onlarca koşucunun start alarak parkuru tamamlamak için koşup ve tam tamamlamak üzereyken düşen rakiplerinden birini görüp; sevgi, şefkat, vicdan, hoşgörü ve en çıkarsız temiz duygular ile geri dönerek onu kaldırarak start çizgisini hep beraber; sevgiyle göğüsleyen insanların oyunu gibi olsun.

Hatta yine her biriniz gerçekten oyun oynamak istiyorsanız, takım elbiselerinizin o ağır yüklerinden kurtulun, bulunduğunuz makamlara çıkış sebeplerinizi hatırlayın. Bir an önce halkın içine inip mahalle aralarında çamurda oynayan çocukların içine katılın. Kirlenmek güzeldir ama sizin bu tür oyunlarınızla değil yahu!

Ah ahhh nerede o eski oyunlar? Yakar top oynamak isteyenler lütfen el kaldırsın. Hazır eller havaya kaldırılmışken; Ya ya ya, şa şa şa, tüm takımlar çok yaşa!

Çocuk oyunlarının masumiyetiyle ve sevgiyle kalınız.


 

İlgili yazılar

Türkiye’de Kutuplaşma Politikası

AKP’nin Suriye Politikasındaki Zikzakları

Seçimler Dış Politikamızı Nasıl Etkileyecek?

Politika ve Seks – Yargıtay Seks Hayatımıza Karışıyor!

 

Önceki yazıKomün toplumunda yaşamak ister miydiniz?
Sonraki yazıFed’den tarihi faiz kararı
1973 İstanbul doğumluyum. Çalışma ve ilgi alanlarımı sınırlamam pek mümkün değildir. Kimi zaman kalemim bana sırdaş olmuş, kimi zaman toplumun faydasına olan cümleleri dökmüş, kimi zaman da toplumun yaralarına dokunarak dile gelmiştir. Kalemi kullanırken en keyif aldığım taraf ise "sessizin sesi" olabilmektir. Yeri geldiğinde bir taşın sesi, yeri geldiğinde bir kedinin serzenişi, yeri geldiğinde konuşamayan engelli bir çocuğun dili, yeri geldiğinde ise bir saç örgüsünü dile getirebilmek en keyif aldığım şeylerden biridir. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağısı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bu alanlarda hakkıyla faaliyet gösteren kurumların yanında bulunmanın yanısıra, mağdurların şahsen yanında istikrarla olabilmenin de güzelligini yaşayabilenlerdenim. Yönetiminde ya da genel kurulunda faaliyet gösterdiğim derneklerde doğru ekip çalışması ile "olmaz" denilenin aslında ne kadar kolaylıkla olabileceğini yaşayanlardanım. "Şunun uzmanıyım, bunun uzmanıyım" demek elbet güzel, ben direkt sahaya dalarak takım çalışmasına hızla uyum sağlayarak, iş ve zihin gücünü sergileyerek faydalı olmaktan keyif duyanlardanım. 1998 doğumlu dünya tatlısı, mutlu mu mutlu, sevimli mi sevimli, şamatacının teki olan zihinsel engelli Cansın adında bir oğulun annesiyim. Onun bana öğrettiklerinin arasında "sessizliği dinleyebilmek" en değerlilerinden biridir diyebilirim. İnsanoğlunun değer biçilemeyecek kadar değerli olan, ne kadar çok şeye sahip olduğunu unutmadan yaşamak ve bunu unutanlara da hatırlatabilmenin gururunu yıllardır şahsen yaşayanlardanım. Ailem olan İndigo'ya duyduğum sevgi, saygı ve sadakat 1 Ağustos 2011'de başladığım andan itibaren hiç bitmeden devam etmektedir. İndigo aileme ve siz okuyucularıma sonsuz sevgi, saygı ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Ben 1 Ağustos 2011'den beri: Yazdım, yazıyorum ve yazacağım! Çocukluğumdan beri insanlık için çalışmalar: Yaptım, yapıyorum ve yapacağım! Daima huzurla kalmanız dileğimle...