Çok yönlü kader: Dönüm noktaları mevcut mu?

Doğum ve ölüm, tüm dünya insanlarının değişmeyen ortak kaderi. Bunun dışında arada kalan ve bizim ona hayat, yaşam dediğimiz mesafede yaşananlar ise herkesin kendi kaderi, kendi hayatı, kendi yaşamı mı gerçekten? Tek başımıza mı paylaşıyoruz kaderimizi, yoksa ortak kader alanları, kader dönüm noktaları mevcut mu? Kader dönüm noktalarının yaptığı basınç önceden farkedilebilir ve müdahale edilebilir mi?

Çok yönlü kader: Dönüm noktaları mevcut mu?

Bir sohbet eşliğinde Burçin İvren ve Kevser Yeşiltaş “Kader” ve dönüm noktalarımızı konuşuyor…

Değişken kader dönüm noktaları

Kevser Yalçın: Yaşam boyunca, her insanın bir kaderinin mevcut olduğunu fakat bu kaderin önceden her anının belirlenmiş değil de bazı kader dönüm noktalarının olduğunu düşünüyorum. Bunu nasıl anlayabiliriz ve nasıl farkedebiliriz: Kaderin dönüm noktasına yaklaştıkça, olayların mizanseni değişmeye ve yeni “insanlar” hayatımıza katılmaya ya da uzaklaşmaya başlıyor.  

Hayatımızın tamamı bir kadere bağlı değil, bazı kaderi dönüm noktaları mevcut ve o dönüm noktalarındaki mücadelemiz ve kararlılığımız dönüm noktasına fazlasıyla etki ediyor. 

Kader dönüm noktaları ve tekamül

Kaderin dönüm noktasının yayın yapan enerjisi olayları değiştirme gücüne sahip bir enerji. Burada yapılması gereken en önemli şey, sabırlı, sakin kalmak ve endişeyi uzak tutmak. Değişimi hissetmek için olayların gidişatını gözlemek ve kararlı olmak gerekiyor gibi geliyor bana.

O kaderi durumun tek kişilik olmadığını düşünüyorum ben. Bir çok insanı etkiliyor. Başta aile içindeki kişiler, hayata katılan kişiler ve yeni oluşum içine dahil olan kişiler. Yani kapsamlı. O zaman tek bir kişinin kaderi değil de tekamül için gerekli grup kaderi gibi.

Yani kaderin dönüm noktası, bir grupsal kader dönüm noktası gibi.

Ve tüm küçük küçük grupsal kader dönüm noktaları birleşip dünyanın tekamül kaderini oluşturuyor.

Burçin İvren: Evet, sana katılıyorum.

Ben de kaderin sabit olmadığını değişken olduğunu düşünüyorum. Yani kader kendi yaratım sistemine uygun olasılıkların kayıt olduğu bir hazne bana kalırsa. Bazı olasılıklardan diğer olasılığa atlayış yapmak – ki kast ettiğim daha parlak bir olasılıktır – dönüm noktalarındaki performansımıza bağlı olabilir.

kader dönüm noktaları

Grup kaderi olduğunu da düşünüyorum. Önce istersen, kader de dönüm noktasına varmanın belli belirtileri var mı? Bunu inceleyebiliriz. Ya da örneğin kişi o dönüm noktalarına yaklaşır iken içinde bu yönde bir şeyler hisseder mi, anlar mı? Bu his ile mi bazı davranışlar ve seçimler içine girerek, kast ettiğin basıncı düğüm noktasında harekete geçirip salıverir? Ya da süreç zaten bu oluşumu içsel ve dışsal hazırlamaya çoktan başlamış mıdır?

Evet bence de en önemli nokta bu işte. Sürekli farkında olmak ve kendini bilme çalışmalarında bahsedildiği gibi “uyanık” kalmak imkansız.

Ancak o uyanıklığı sağlayan bir takım belirtilerin olduğunu düşünüyorum ben. Örneğin, iç sesi, vicdan sesi, olayların seyri, akışı, rüyalar ve belki de görüntü olarak vizyonlar. Hatta bazen, hiç ummadığınız anda, bir arkadaşınızın sohbet anında kurduğu cümle, bilmeyerek yapılır bu genelde. Ama birden dersiniz ki; “söylediğin şey, zihnimde tam yerine oturdu.”

Fakat bir de gerçekten çok önemli anlar vardır ki, bir kelime bile hayatınızı değiştirir. Bir seçim yapmak durumundasınızdır fakat seçiminizin nasıl sonuçlanacağını bilemezsiniz. Birkaç seçeneği eleyip eleyip, iki seçeneğe indirirsiniz ve vereceğiniz karar belki de sizin kaderinizi hepten değiştirecek bir kelimeye bağlıdır. Hakimin karşısında boşanmak üzere verilen bir “evet” ile, evlendirme memurunun cevabına verdiğiniz “evet” kader dönüm noktasıdır. Çok iyi düşünmenin, çok yönlü düşünmenin, kader dönüm noktalarında önemli yer tuttuğunu düşünüyorum ben. Çünkü vereceğiniz karar ve seçeceğiniz seçenek yine tek başınıza sizi ilgilendirmiyor. Ailenizi, varsa çocuklarınızı, arkadaşlarınızı da etkileyeceği için, yine grupsal bir kaderi dönüm noktası ortaya çıkıyor.

Basınçtan bahsettik bunu biraz açalım mı ne dersin?

Kader dönüm noktalarında basınç etkisi

Geleceğin kader dönüm noktalarının basıncı var. O basıncı boşaltmak gerekir. Basıncı minimuma indirmenin en önemli yönü de sanırım bizim bir takım düşüncelerimizin basınç yaratan etkilerini azaltmak.

K. Y.: Çünkü düşüncelerimiz adım adım o kader dönüm noktasına yaklaşıyor ve bir olay gerçekleşecek. Bunu çevirebiliriz. İyi ya da kötü dönüştürebiliriz.

Bir basınç etkisi var, grizu patlaması gibi. Biriken enerjinin yoğunluğunun basıncı. O basıncı boşaltmanın bir kaç yolu var, eskilerin başımın gözümün sadakası diye eski eşyalarını hibe ederlerdi. Yine bir takım talihsiz olayları üst üste yaşadıklarında “bir uğursuzluk var, hayırlara vesile olsun” diyerek sadaka verirler, zekat verirler. Bir kaç çocuk sevindirirlerdi. Gelecek dönüm noktalarının basıncını boşaltmanın bir yolu da insanlara iyilik yapmak bence.

Bu dönüm noktalarının yarattığı basınç bize hisler, rüyalar, sezgiler ya da ufak uyarılar tarzında geliyor. Her insan, inancına göre farklı algılamalar yaşıyor. Onları iyi yakalamak ve peşinden gitmek, hatta yorumlarken objektif kalabilmek lazım. Uyarılar dedik, Evrenin bizimle konuşma dili Olaylardır. Yaşadığımız olayları takip etmek gerekiyor. 

Basınca Etki Edenler

Kevser eğer yanlış hatırlamıyor ise, Hz Muhammed’in de bir sözü var: “İyilik ömrü uzatır” diye. Aslında bu cümlede bir sır gizli. Birçok şeye tek bir cümle ile ulaşabiliriz.

B. İ.: Demek ki senin de dediğin gibi basıncı etkileyen bir takım davranışlarımız ki-bu davranışlar asıl o kaderin dönüm noktası olmasa bile- etkliyor . O zaman bir bütünlük var diyebiliriz. Bir örnek oluşturayım: Diyelim ki biri maddi anlamda zor bir durumda.

Belki öncesinde  yaptığı başka bir iyi niyet – ya da aldığı bir dua – bir iyilik onun sürecindeki negative tıkanıklığı açabilir hatta daha feraha ulaştırabilir demek ki.

Senin söylediğini doğru kabul edersek o zaman aslında din adı altında verilen çoğu şey belki de bu negative tıkanıklığı – biz bilmiyor iken – açmak amaçlı olabilir.  

Bir gün komşum bir masada yemek yiyip sohbet ederken şöyle demişti Kevser. Konuya giriş yapmadan once ön bilgi vereyim; Bir maddi kayıba uğruyorlar; Ev vs gibi malk mülk satılmak zorunda kalıyor ve bildiğin sıfır noktasındalar. Kadın bir bebeğe bakıcılık yapıyor. İşin kötü yanı şu ki bebeğin anne ve babası da boşanıyor ve maddi sıkıntı da var. Kadın komşum yani, içinden geldiği için, bir süreliğine bebeği bakıyor ama bakıcılık parası almıyor. Üstüne üstlük bebeğin işte bezidir, mamasıdır vb gibi ufak tefek şeyleri de kendi ceplerinden karşılıyorlar.

Bana dedi ki “Biz o bebeğin duası sayesinde durumumuzu iyileştirdik. Her işimiz daha sonra açıldı feraha erdi“.

Düşün… Bir masa başı sohbetinde kadından çıkan fikre bak. Eminim bizim kadar kitap okumamıştır ya da ruhsal konulara eğilimli değildir. Ama görmüş… Yani anlamış ve bunu ona bağlamış. Tabi kesin gerçek bu mudur değil midir bilemeyiz ama diyebiliriz ki “bir etki kesin var”.

Alakasız gibi gözüken şeylerin hayatımızı enerjisel düzeyde etkilemesi haricinde senin de dediğin gibi bazı dönüm noktaları direk belli oluyor. Evlilik, iş vb gibi. Ancak bunlar zaten bilinen şeyler. Daha az bilinen şeyleri, daha gizli hatta basit sayılacak şeylerin ardındaki etkiyi göstermek bence daha faydalı olabilir.

Bu arada bence bunun niyet ile de alakası var. Belki de Yaratıcıya seçimlerimizin en yüksek hayrımıza hizmet etmesi için, ondan işaretler istemeliyiz.

Yani sonuçta tamam seçimlerimiz etkili ama gerçekte ne kadar olumlu ya da olumsuz etkiyeceğini bilmiyoruz. Demek ki topu biraz yaratıcıya atarak ondan bize-bir cümle-bir rüya – bir his vb gibi yollarla bize işaret göndermesine niyet etmeliyiz.

Zaten er geç su akar yatağını bulur derler ya niyetlerimiz ve seçimlerimiz daha baskın olan olasılığa doğru bizi hazırlayacaktır.

Grup kaderi kader dönüm noktaları

K. Y.: Harikasın Burçin, çok güzel örnekler bence. Hayat en büyük öğretmen ben hep buna inanırım. Hayat bizim öğretmenimiz, tatbikat, yani yaşayarak deneyimlemek. Bir de derler ya, dünya, ermişlerin yüzü suyu hürmetine dönüyor diye.

Senin bahsettiğin bebeğe bakan kadın, bebek, onun ailesi, bakıcının ailesi yine birbirini etkileyen kaderler var.

Ben hala bir kişinin tek başına bir kaderi olmadığını, grup kaderleri olduğuna inanıyorum çünkü dağ başında tek başımıza da yaşıyor olsak, bizim kaderimiz mutlaka oradan geçen birinin kaderiyle kesişecektir.

Ya da kader kesişmeleri de olabilir. İhtiyaçlar oranında kader kesişmeleri yaşıyoruz. Ortak düşüncelerin ortak noktalarda birleşmesi ve ortak bir kader yaratması gibi.

Çünkü bir baba bir karar alıyorsa tüm aile etkilenir.

Bir patron bir karar alıyorsa tüm çalışanları etkilenir.

O işyerinde çalışan bir kişinin kaderi bile olsa ortak kaderler söz konusu olacaktır. O kişinin ailesi de bu ortak kaderi paylaşacaklardır.

Benim kaderim yok aslında bizim kaderimiz var gibi geliyor bana. Bu yüzden varlık bildiğinden sorumludur denmiş ya…

Senin kaderin bütünün kaderi. ürettiğimiz tüm düşüncelerin yoğunluğuna göre, ortak bir noktada kesişiyorlar. Bu da doğal olarak basınç yaratıyor. Bir gelecek dönüm noktası yaratıyorlar. Eğer sürekli menfi yönde üretmişsek, menfi bir olay yaşayabiliriz çünkü ihtiyaçtır ve düşüncelerin bitmesi yönünde belki de bir uyarıdır.

İyi olumlama düşünceleri üretmişsek o da bir noktada kesişecek ve bir basınç yaratacak. Belki de olan bir dönüm noktasını yok edip yeni bir dönüm noktası yaratacak.

Hani bazen diyor ya bazı akışlarda “dünyanın kaderi sürekli ertelendi”.

Bazen ölüme yakın deneyim yaşayanlar diyorlar ki “daha vaktin var git, yaşa”.

Kaderin de bir zamanlaması ve süresi var ve ihtiyaçlar oranında belirleniyor. Eğer varlık ihtiyacı dünya ortamında henüz var olacaksa ertelemelere tabi oluyor.

Ve dünyanın kaderi de var, tüm insanların ortak ihtiyaçları bitmeden dünyanın kaderi son bulmuyor. Biz buna fiziki kıyamet ya da din günleri ya da siklus sonu, veyahut da tufanlar diyoruz.

Ortak Kader Anları

B. İ.: Evet grup kaderi. Bence bu yüksek bir zeka ve planlamanın kesişmiş hali. Grup kaderi hakikaten farklı bir şey. Aynı iş yeri, aynı aile zaten gözüken bir ortak kadere sahip belli bir miktarda. Ama bazen anlık kesişmelerde de hiç tanımadığımız kişilerle ortak bir kadere sahip oluyoruz. Ben bazen şey düşünmüşümdür. Üniversitede Buca’nın sokaklarından geçerken, sırf o sokakta yaşayan insanları görmek için geçerdim. Çünkü ben oradan geçer iken, o hiç tanımadığım kişi pencerede iken, ya da halısını süpürürken, benzer yerde olmamızın ve göz göze gelmemizin ortak bir kader anı var dı. O göz göze gelmek bile, ortak bir kaderdi ruhlar adına. Aslında uçuk bir örnek olmuş olabilir bu ama napayım öyle düşünüyordum o zamanlar.

Bu arada şuna da değinebiliriz.

İnsanların da belli duygu – düşünce ya da enerji de diyebiliriz bir alanları var. Bu alanın  değişip dönüşüp kader programındaki seviyeye ulaşması için bir takım şeyleri yaşaması gerekiyor. Tamamlanmak gibi düşünebilir. Ortak kadere sahip bir diğer kişinin de aynı şekilde bir kader enerji alanı var. İyi ya da kötü herkes, kendini ve kader programını birbirinde tamamlıyor. Almak ve vermek bittiğinde ise ayrışmalar oluyor. Bitiş de oluşum süreci kadar değerli aslında.

Kevser, konuyu dağıtmak istemem ama hissel anlamda kaderimize dahil etmemiz gerektiğini hissederiz bazı insanları. Bu his  bazen – o kadar aslında altyapısızdır ki – karşımızdaki kişiyi tanımasak bile onunla olmak isteriz, tanıyormuş gibi. Yakın gibi, tutku gibi. Sence, bu ortak bir kader programının insanın içinde oluşturduğu bir çeşit “çağrı” mıdır? 

Kaderimize Etki Edecek İnsanı Hissetmek

Belki de doğmadan önce yaptığımız hayat planımızın gerçekleşmesi için, içimizden aldığımız çağrıdır.

K. Y.: Ya da ortak düşüncelerin bir ortak kaderde birleşme planının çağrısı da olabilir. İhtiyaçların belli bir zaman ve mekanda kesişme ortak kaderi de olabilir. Yani her iki tarafın da yaşamda duyduğu ihtiyaçların ortak kader döngüsünün zamanı gelmiştir ve alışverişten geliyoruzdur, köşeyi döneriz ve o kişi tam karşımızdadır.

Şu göz göze gelmeler beni çok düşündürür. Birçok tanıdığımla yaptığım sohbetlerde nasıl tanıştınız konuşulur. Hep şöyle denir. “Bir gördüm çok etkilendim işte hayatımın insanı”. İlk bakış, ilk karşılaşmalar ne kadar etkilidir ve önemlidir. O saniye karar verilir, o kişiyle bir ömür geçirilme olayına. Nasıl karar verilir ilk saniyede bunu bir türlü anlayamadım. Sanki doğmadan önce iki kişi yukarıda sözleşiyorlar, dünyaya doğuyorlar, zamanı gelince karşılaşıyorlar ve aşık oluyorlar. İki kişinin kaderi, birden ortak kadere dönüşüyor ve onların aileleri, doğacak çocukları dahil oluyor.

Şu günlerde popüler olan bir dizi var Flashforward, orada bir söz çok dikkatimi çekmişti. Çok uzun yıllardır üzerinde hep düşündüğüm konu tam karşımda duruyordu.

“Geleceği bir kere gördük mü, o gelecek gerçekleşmek ister. Ya da Gelecekle ilgili bir yorum yapıldı mı, bir düşünce üretildi mi, artık o gerçekleşmek için yer arar, yol arar. O gelecek, gerçekleşmek için hız kazanır, basınç yaratır, o basınçtan kurtulmak için ağır önlemler almanız gerekebilir.” 

Gelecek görüldüğü, yorumlandığı, düşünce üretildiği için mi gerçekleşiyor yoksa zaten bir gelecek var ve biz onu mu görüyoruz? Fal baktıran ile falcı arasındaki ilişki, kahin ile sözleri arasındaki ilişki. 

Kader ve Kahinlik

Kahinler de hep o dönüm noktalarını işaret etmiş zaten, sembolik anlatmışlar çoğu. Çünkü biliyorlardı onlar, tam söylerlerse gerçekleşme ihtimali çok yükselecek. Yoruma kalsın, belki değiştirir insanlık diye. Fakat o dönüm noktalarının enerjilerini boşaltmak, salınmasına izin vermek gerekli olabilecek bir şeyler yapabiliriz ileride.

Diyelim ki fal baktırıyorsun ve söylenenlerin bazıları zamanla çıkıyor. Falcı ile arandaki rezonanstan dolayı o mu senden alıyor gelecek plan bilgilerini, yoksa sen onun dediklerine konsantre olarak, gerçekleşme boyutuna geçiriyorsun?

Falcı konsantre durumunda iken, zaman mekan boyutunda sıçrama yaparak, gelecek plan bilgilerini imajlar halinde alıyor olabilir. Ve zaten belki de senin hayat planında olanları sana hatırlatıyor olabilir.

Falcı senin zihninle rezonansa girerek, zihnindeki imajları görüntü imajı olarak telepatik olarak çekip alıyor ve sana iletiyor olabilir.

Sen, falcının söylediklerinden etkilenip, bilinçaltında, enerjisel sıçrama yaparak, düşüncelerini yoğunlaştırıp, söylenenleri yerine getirecek hayat planını oluşturmaya başlıyorsun. Ve belki de hayat planında değişiklik yaparak. Sonra da aaa falcının dedikleri çıktı valla diyorsun.

Mimar sen misin? Yoksa falcı gerçekten kahin mi? Ne dersin? 

B. İ.:  Şimdi fal derken aslında yanlış yönlendirmekten de korkuyorum insanları. Ancak şöyle diyebilirim Kevser. Sorduğum sorunun cevabı bence her ikisi. Yani algılayan kişi, belki hakikaten kayıt alanımıza giriyordur, belki de girmiyordur ancak bizdeki yoğunlaşma bu tür şeylerin oluşumuna etki ediyordur.

Ama bana kalırsa bir insanın kadersel kayıt alanına girmek, bence pek mümkün değil. Doğru yaklaşım şudur bence: – konuyu falın dışına çıkarak genel bir yaklaşım sunacağım-

Bir kişi diğer kişiler ile kendiliğinden ya da bir yoğunlaşma ile rezonans oluşturabilir ve algılarını da kendi alt yapısındaki bilgiler doğrultusunda ifade edebilir. Ancak bunu etkileyen birçok parametre var. O nedenle kesin bir şey demek uygun değil.

Düşünce Kaderi mi Yaratır?

Bu arada bir şey söyleyeceğim. Hani sürekli şey empoze ediliyor:“kader yoktur, kişiler düşünceleri ile gerçeği yaratır” gibi. Ben bunu “The Secret Hatalarına Çok Yönlü Bakış” adlı yazımda da değindim. Bana kalırsa çok hatalı bir cümle bu. Kendimce fikrimi söyleyeyim.

1) Kaderin sadece bizim düşüncelerimiz ile şekillendiğini savunulması hatta o kadar ki tüm bir kaderi sanki biz yaratıyormuşuz gibi empozelerin olması başlı başına bir hata.

2) Diğer en büyük hata ise düşüncelerin geleceği yaratma noktasındaki “güç” vurgusunun abartılması. Yani etki olabileceğini zaten kabul ediyorum ancak abartı var. Suistimal var. Yanlış empozeler var.

İnsanlara şu vurguyu yapmak istiyorum:

“İnsanoğlu, insanoğlu bir sinek yaratmaktan acizsin!”

“Bir kaderi yaratmak senin ne haddine! Yapabileceğin maksimum şey, kayıtlı olasılıkların arasında sekmek olur.”

Kevser çok ağır konuşmuş olabilirim. Bu konu hakkında kızgınlığım var.

Bana sanki “düşünce gücünün” çok abartıldığı haşa ama tek bir ilah noktasına getirilmeye çalışıldığını seziyorum. Sınırları iyi bilmek lazım. 

Sen ne düşünüyorsun bu konu hakkında?

K. Y.: Aslında ben de düşüncelerine katılıyorum, belki burada yaptığımız kesin konuşmalar gibi algılanıyor oysa, bizim yaptığımız sadece herkesin cevabının kendisinin bulabileceği bir ortam yaratmak.

İnanışlar bu yönde olduğu için ve çok merak edilen bir konu olduğu için falı örnek verdim ve cevap elbette her insanın düşüncesinde farklı farklı olacaktır. Bir cevap yok, çok cevap var, hatta kaç kişi okuyorsa o kadar cevap olacaktır. Ve senin dediğin gibi kesin bir şey yok, çünkü bilmiyoruz. Bu boyutta ve bu bilinçte ancak muhakeme yöntemiyle yorumluyoruz.

Şu empoze edilen düşüncelerinle geleceğini yarat gibi durumlar beni de çok endişelendiriyor. Çünkü hayat mimarı biz değiliz.  Tüm kaderimizi biz yaratmıyoruz. Yaratsaydık acaba düşünsene nasıl bir kaos yaşanırdı tüm dünya da.

Çünkü empoze edilen vurgulanan düşünce “para bana gelsin, para bana aksın, zengin olayım, güç bende olsun, arabam olsun, evim olsun, bereketim bol olsun” vs. Düşüncelerimizle geleceğimizi yaratmıyoruz, kaderimizi oluşturmuyoruz. Ancak etki edebilir ya da yönlendirme yapabiliriz belki. Her zaman diyorum, hep bana hep bana der olduk bu yeni çağda, eskiden hayırlısı neyse o olsun derdik. Düşün anneannem bile piyango bileti çekerken “hayırlıysa çıksın, yoksa çıkmasın ne yapayım ben o parayı” derdi. Geri iterdi hayırlı değilse. Oysa şimdi papağan gibi sürekli “tüm paralar bana aksın” diyoruz. Hiç hayırlı ise olsun demiyoruz. Para akıyor bir yöne ama sanırım söyleyen yönünde değil de söyleten yönünde. Suistimal çok.

Ben düşünceler ile kader yaratmanın, gelecek yaratmanın bir nevi puta tapmakla eş olduğunu düşünenlerdenim.

Eskiden puta tapılırdı şimdi ise, kendimize tapıyoruz bir farkı var mı? Putlar tanrıydı şimdi kendimiz Tanrı’cık olduk. Bu en büyük ve en tehlikeli duygulardan biri olan kibirdir. Eşkoşmadır. Düşüncelerimizle kaderimizi değiştirmiyoruz ama egomuzu oldukça fazla kabartıyoruz.

Sözlerimin başında endişeleniyorum diye bir kelime kullandım. Endişelendiriyor çünkü hep bana Rabbena dedikçe, bunalıma girmek ve gerçekleşme beklentisi içinde olmak çok tehlikeli. Kimse bu konuda uyarılmıyor işte. Sonra da olmuyo olmuyo diye güvensizlik doğuyor ve o kişinin beklentisi depresyonu tetikliyor.

İnan, bu yola inançla ve müthiş enerjiyle başlayıp da inancını güvenini yitirmiş ne kadar çok insan var. Ama yine de belirtmeden geçemeyeceğim, ahkam kesmek ne haddime de sadece düşüncelerimi paylaşmak demek istiyorum. Yine de seçim kişiye ait. Herkesin aklı fikri var, nasıl isterse seçim kendisine aittir.

Dış Kökenli Şifa Enerji Uyum Çalışmaları

B. İ.: Ben şu batı kaynaklı şifa eğitimleri hakkında konuşmak istiyorum. Ben ısıtılıp ısıtılıp önümüze hep farklı bir isimle getirilip şık kadın ve erkeklerin nursuz yüzleri ile sahte parıltılı gülümseyişleri ile farkındalık satan eğitimlerine karşıyım. Üzerine bir sürü paralar verip, hatta bazılarının “ver para al sertifika” üzerine kurulu kendine etiket satın alma durumuna karşıyım. Ben aslında ilgi alanıma hitap etse de içerisinde birçok kirliliği barındıran bu ruhsal gelişim pazarına karşıyım!

Ben gönüllü olarak yapılan yazılan gerçek ve iyi niyetli paylaşımları destekliyorum.

Ve bir gün telefonda bir arkadaşımla konuşuyorduk. Şöyle bağladık sohbeti. Farkındalık denilen şey bir odada mum ışığında bağdaş kurarak güzel müzik açılarak ulaşılacak bir şey değildir. Peki bunları ben yaptım mı? Evet yaptım. Hiç biri ruhtaki gerçek ıstırabı ertelese bile yok etmeyecek.  

Mutluluk Nerede?

B. İ.: Bak sana basit bir şey diyeyim. Mutluluk şunda mesela: Annenle beraber sarma sarmakta, yolda yürürken karıncanın tam üstüne basacakken bir hamleyle basmamakta, sorumluluklarını yerine getirmede, sen ben o güzel bir sohbet ile bir masada hep beraber yemek yemede, paylaşmada!

Bize bu ruhsal gelişim pazarının en büyük zararı, bireyi yalnızlaştırıp kişinin kendisinde birer Tanrıcık zannının oluşturmasıdır.

Konuyu uzattım ancak demek istediğim şu ki:

Alt yapısı başka genetiğe, başka bilinçaltına uygun başka kültür yapıların uygun teknik ve yöntemleri alsak bile işe yaramayacaktır. Çünkü senin suyun buradan. Senin toprağın buradan. Senin genetik kodun buradan. Senin toplu bilinçaltın buradan. O nedenle kendi kültürümüze uygun bilgelikleri hem mistik hem de rasyonel bir bakış açısı ile araştıralım diyorum.

Bilge anne babalar, bilge büyükanne ve babalar burada. Köyde! Toprakta! Kendimize dönelim ve bir masada dostlar ile sohbet edip yemek yemek ne kadar basit bir şeymiş gibi dursa da asıl yaşamın, asıl mutluluğun bunlar ve benzeri şeyler olduğunu hatırlayalım diyorum Kevser.

K. Y.: Hayatın ta kendisi zaten farkındalık, sohbette, paylaşımda. Yoksa odalara çekilip yalnızlıkta değil. Hayatın tüm akışına rağmen içine dalmakta, orada kendini bulmakta gözlemlemekte. Her an tetikte olup, ne dedim, yanlış mı dedim, eyvah hata yaptım diyerek paranoyak hale gelmeyelim. Her an rezonans halinde olamayız dünyayla ve hayatla. Her an meditasyon halinde olamayız, dağlarda yaşamıyoruz ki.

Hatta diyorum ki, dağda ermek kolay, yalnız başınayken aydınlanmak kolay, düşüncelerinle gelecek kurmak çok kolay. Oysa gir trafik stresine er bakalım, eve git ödemeler, faturalar gelmiş, aydınlan bakalım.

Olabilir mi? Sürekli ikilem içinde kalıp, acaba hangisi gerçek dünya diyoruz çoğunlukla. Düşler kuruyoruz gerçekleşsin diye beklenti içine giriyoruz, olmuyor, zamanla gerçekleşecek, ama bekleyemiyoruz, sonra gerçek hayatın içinde kayboluyoruz. Düşlerle kaderimizi oluşturamıyoruz fakat çok güzel depresif bir durumu yaratabiliyoruz.

Bu tip çalışmalar ancak keyifle olmalı. Tüm hayat boyu yapılmalı. Hemen iki günde iki olumlama yap, gelsin paralar, bolluk bereket olmaz ki? Biz hayatı doya doya yaşayalım, hep tetikte olmayalım. Sürekli kendini bilmek olmaz, bunun kitabını yazan da sürekli kendini bilerek mi yaşadı acaba. O da yaşamın içinde olarak bunları kitaba dökebildi.

Kültür Çatışması: Yalnızlık ve paylaşım

K. Y.: Burçin, dediğin gibi yalnızlık durumunu ben de düşünüyorum.

Bu çalışmaların çıktığı ülkelerin kültürü buna çok müsait, insanları yalnızlığı seviyor olabilir ama Türk insanı, yalnız kalmayı değil, birlikte paylaşımı, alışverişi, konuşmayı sohbet etmeyi, çalışarak elde etmeyi, pozitif düşünmeyi, güzel düşler kurmayı seven ve dile getiren bir toplumdur ve böylelikle kendini tanır.

Kader ile ilgili dönüm noktaları yaşayanların hayatını incelersek, hepsinin içinde çalışmayı, çabayı, azmi, isteği ve pozitif hırsları görebiliriz.

Ben diyorum ki, bir takım isteklerine kavuşup, kaderlerinde dönüm noktası yaratmış kişiler, sürekli evlerinde oturup hayal kurmadılar. Hayal kurdular fakat gerçekleştirmek için inanılmaz çaba harcadılar. 

Tekrar kader konusuna dönersek:

Kaotik işleyen bir evrende kader ile ilgili hangi sorular ve cevaplar geçerlidir diyemeyiz. Hepsi deriz. Dünyanın düz olduğuna inanmayı bırakalı epey bir zaman oldu. Çünkü mantığımız ancak düz mantığı kabul edebiliyordu fakat şimdi yuvarlak olduğunu biliyoruz.

Fakat hala anlayışlarımızı yuvarlayamadık yani kaotik hale getiremedik. Çok yönlülük yerine tek yönlülüğü kabul etmek daha kolay ya da daha çok işimize geliyor olabilir.  Evrenin kaotik bir düzeninin olduğunu bilmemiz gerekiyor.  Yine de belirtmek istiyorum, attığımız her adımda da, ya şimdi ne olacak, adımı attım şimdi bir şeyler olur mu gibi beklentiler içine girmek de gereksiz çünkü gönlümüzü ferah tutmalıyız. Her şeyin hayırlısı. Kaderi şekillendirmek için bize seçenekler sunuluyor. Kararı bizim verdiğimiz noktalar var. Orada kendi kaderimizi yönlendirebiliriz. Fakat bunu ciddi anlamda iyice ele alıp düşünerek yapmakta fayda var. Çünkü bizim vereceğimiz bir karar grup kaderini çok etkileyecektir. En başta da en yakınlarımızı.

Bir bilgisayarın içindeki kablolar gibi, biri eksik olsa bilgisayar çalışmaz. Tüm kaderler birbiriyle ilintili. Grup kaderlerin de birbiri aralarında ilintileri mevcut. Hepsi birbiriyle koordineli. İşte bu yüzden kaderimiz kendi ellerimizde olsaydı, bu ilinti mevcut olamazdı. Bu kadar ince, süptil, yüce bir gidişatı insan ellerine bırakılması düşünülebilir mi? Her şey birbiriyle ilintili ise kişi kaderi yoktur, birbiriyle iletişim ve koordineli kaderler vardır.

Güneş özgür iradesini kullanarak, çekim gücünden vazgeçse, ortada dünya yaşamı kalır mıydı? Dünya ben artık dönmekten vazgeçtim dese, yaşam olur muydu? Ağaçlar artık karbondioksiti oksijene çevirmekten vazgeçtik diyerek özgür iradesini kullanabilir mi? Bu yüzden kaderimizi kendimiz yaratıyoruz, düşüncenin gücü, iste-olsun, hep bana aksın, gelsin gibi çalışmaları biraz daha hayata yayarak ve çalışarak çaba göstererek, gözlemleyerek, farkındalık yaratmamız daha mantıklı olacaktır.

Mevlana’nın şu sözü çok önemli hayatımız için.

“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

Hemen başımıza elzem bir şey geldiğinde panik oluyoruz ve endişeye kapılıyoruz bir daha düz yola çıkamayacağımıza dair. Oysa bazen peş peşe gelen olumsuz gibi görünen olaylar bizi feraha, bolluğa kavuşturacaktır. Sabır etmek çok önemli bir erdemdir. Ve Türk insanı sabırlıdır.  Bizim kültür alt yapımızda sabır, güven, paylaşma, belki bir ömür boyu bekleme vardır. Acele etmeden, tevekkülle.

Kaderlerimiz ve Sabır Etmek

B. İ.:  Süper! Sabır evet. Bak yeni farkediyorum. Dış basım kaynaklı hiç bir kişisel gelişim kitabı “sabret et” demez.

Bu arada Mevlana süper demiş. Üzerine yorum yapılabilir mi ki? Yorum yapacak yer kalmamış. Bunu düşünce boyutunda değil de gerçek yaşamın içinde birebir yaşayarak tecrübe etmiş bir kişi, Mevlana’nın düşüncesini hakkıyla anlayacaktır. O zaman konu şuna gider: “Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır” cümlesinin virgülden sonraki kısmına denk gelir

Aslında olumsuz olayların kader dönüm noktalarını oluşturduğunu düşünüyorum. Şöyleki o kadar acı birikirse gerçek yolumuzu bulma ihtiyacımız o derece artacaktır.

Bir şeyi düşünce olarak bilmek yetmiyor. Hakikaten onu özümsemek lazım. 

Kaderde Üst Üste Gelen Olumsuz Deneyimler

B. İ.: Hani olur ya bazen her şey üst üste gelir. Kader planımıza doğru ilerlememiz gerekirken  belki de çok oyalandık daha yanlış şeylerde. Belki artık hızlanmamız lazım. Belki de çoğu şey insan adına ancak hepsi üst üste gelince öğrenilebilirdi. Ben bunun bir arkadaşımla konuşurken geyiğini çevirmiştim. Bu Tanrı’nın hızlandırılmış kursu olmalı. Yoğun ve üst üste. Ama inan anca böyle anlıyor insan.

İnsan olarak belli bir öngörüye sahip olmamız için, yaşam yolunda burnumuzun sürtülmesi şart. Sınırları zorlayan kader, üzüntü – stres ve olumsuzlukları zorlayan kader belki de ancak bu şekilde varılması istenen noktaya bizi taşıyordur.

Çünkü mutluluk içinde ne düşüneceğiz ki? Ne kadar büyüyeceğiz ki?

Yaşanılan her şey için, içinde bize bir şeyler öğretmek ya da hayat adına öğrenilmesi gereken eksik bir parçayı tamamlamak amaçlı olduğu üzerine bir öngörü geliştirmek hem olayın neden nasıl niçin  denklemini çözümlemeye, hem de ileriki yaşamımız için kendimizce formüller üretmemizi sağlayacak hem de dediğin gibi süreci dua-sabır ikilisi ile daha soğukkanlı atlatmamızı sağlayabilecektir.

Tabi bunlar sadece bizim şuan düşündüklerimiz. Eminim ki plan dahilinde, bizim haberdar olmadığımız daha büyük amaçları da vardır Yaratıcı’nın.

Tüm yaşanan olumsuzluklar bitince, sular durulunca, gelen ve seni saran bela yavaş yavaş artık geri çekilince, artık kalbin daha ferah atmaya başlayınca ve gelen belaların ilerde olası daha büyük bir belayı engeller nitelikte olduğunu sezdiğinde işte ancak o zaman anlayacaksın Mevlananın dediğini : “Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”

Ruhsal İhtiyaca Uygun Kaderi Yaşantılar 

K. Y.: Eski spiritüalizm ve metapsişik öğretilerde şu söz vardır: Her başa gelmez bela, erbab-ı istidat arar.” Yani insan istidatlı ise, yani başına gelen her ne ise, o onun ihtiyacıdır, varlıksal ihtiyacıdır. Ruhsal ihtiyaçtır.

Fakat bizim atasözlerimizde de şu çok önemlidir “Allah dağına göre kar verir.”

Kutsal ayetlerde de bu kaderi durum şöyle açıklanır “Kimseye kaldıramayacağından fazla yük yüklenmez.”

Bundan ben şunu anlıyorum, herkes kendi varlıksal ihtiyacına göre kaderi durumlar yaşar. Ve her zorluğun yanında mutlaka kolaylığı vardır. Senin konuşmanda bahsettiğin gibi, son noktaya dayanmadan kolaylık, iyilik gerçekleşmiyor.

Niye? Çünkü dünya dualite kavramı üzerine kurulmuş, olumlu ve olumsuz yan yana iç içe, birbirinden ayırmak mümkün değildir. Biz hep  istiyoruz güllük gülistanlık olsun. Oysa bir takım hamleler yapmış kişiler, başarı yakalamış, ya da aydınlanmış kişiler, çok büyük badireler atlatmış, hayatlarını feda edecek derecede kaderi durumlar yaşamışlardır.

O dönüm noktaları yaklaştıkça, onun enerjisinin boşalması için belki de bizim olumsuz dediğimiz durumlar oluşmaya başlıyor. İşte burada en önemli duruş sabırdır.

Sabırlı olmak, sakin kalmayı başarabilmektir. Düşünce temizliğine önem vermiştir tüm Peygamberler, aydınlanmış kişiler, ulular, yüceler. Neden? Düşünceni temiz tut, düşüncen neyse sen de O’sundur. Olaylar erbab arıyor, istidat arıyor. İstidatlıysan yaşarsın ki yaşanıyor. Fakat şunu da unutmayalım ki, her zorluğun yanında kolaylığı, her kolaylığın yanında mutlaka zorluğu beraberdir. Yan yanadır, ayrılamaz bir bütündür. Tüm hayatın pozitif iyiliklerle olması beklenmemelidir. Tüm hayatın olumsuzluklarla da olmaz. İkisi bir bütündür, dengelidir ve ihtiyaca göre şekillenir, yaşarız.

Soyağacı Kaderi 

K. Y.: Bir de metapsişik konularda kader konusu şu şekilde açıklanır. Kişi, kendi kaderi diğer kaderlerle bağlantılıdır. Ailenin bir kaderi olduğu gibi, o soydan gelen kişilerin de kaderleri vardır. Soyağacı kaderi durumları. Dünyaya doğmadan, sen bu seçimi yaparsın. O aileyi, o sülaleyi, o kandan doğmayı kendin seçersin. Çünkü birbirini peş peşe izleyen bir kan bağının kaderi durumu vardır. Buna çok ağır eprövler (sınavlar), ağır yaşam koşulları, ağır sorumluluklar, çok zenginlik, hukuki miras durumları vs. her ne olursa bir sürü örnek sıralanabilir.

Yani bir soyağacının yaşadığı ailevi kader durumuna doğmayı sen seçersin. Belki çok ağır bir takım yaşam olayları seni bekliyordur, belki de ihtiyaçlarını gidermek için doğarsın, belki de durumu sonlandırmak için, iyileştirmek için senin o aileye doğman gerekmektedir. 

Kader ve Dayanma Gücü

B. İ.: Kevser hakikaten bazılarının kader şartları çok ağır oluyor. Sanırım ruh bu ağır şarta hazır donanımda doğuyor. Yoksa inanılmaz acılara rağmen yine herkes, hiç bir şekilde intihar etmiyor. Hep ufak da olsa bir mutluluk yakalamaya yetinmeye çalışıyorlar.

Bence Yaradan öyle bir zorluğu kaldırabilme kapasiteni sunmuş olmalı. Hatta bu öyle bir kapasite ki sadece ruhsal anlamda değil. Bence bedenindeki hücrelerin DNA sı bile buna hazırlıklı olmuş olmalı. Başka türlü baş edilemez yoksa. 

SoN


Sevgili okuyanlar, kader konusu bir sohbet eşliğinde  inceledik. Cümleler üzerinde kesme ya da değiştirme gibi düzeltmeler yapılmadı. Sonradan eklenen renkler ve resimler harici, tamamen doğal bir çalışma oldu ki sizde sohbetin akışından da bunu çıkarabilirsiniz.

Yaptığımız bu çalışmanın sizlere faydalı olması dileğimizle.

Belki bir dahaki sohbette tekrar görüşmek üzere…


İnsanın Bir Kaderi Var mıdır Yok mudur?