Ders: İnsanlık – Konu: Aşhane

Cami bildiğimiz cami formatından biraz uzak. Adeta bir sosyal sorumluluk merkezi haline gelmiş ve bunun böyle olmasında camide görevli din görevlisi Levent Bey’in emeği çok büyük… Soğuk ve ayazın bastırdığı bir gecede, evsiz bir insana çorba içip içmeyeceği sorulmayacak bir soru ama onları da incitmemek gerek diyor İbrahim Amca… Onların gözüne yerleştirdiğimiz korku ve endişe, çorbaları getirdiğimizde gerçek bir mutluluğa dönüşüyor…

evsizler

Saatler akşam 11’i gösterdiğinde Kadıköy ilçesinin Hasanpaşa semtinde bulunan, eski mimarili bir yapı olan Hasanpaşa Camisi önünde  Mustafa ve arkadaşları ile buluşuyoruz. Mustafa bu gönüllüler hareketinin kıvılcım noktası olan Sakarya Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mahmut Karaman’ın oğlu ve babası müsait olmadığında bu sorumluluğu kendisi üstleniyor. Herkes gibi ben de çorbanın nerede yapıldığını merak ediyorum ve beni caminin avlusunda bulunan 5 – 6 metrekarelik bir odaya götürüyor. İçeride epey büyük, sanayi tipi bir kazanda kaynayan çorbanın buğusundan mı yoksa bu güzel insanların yaptığı bu gönül hareketinden  dolayı mı sıcacık  bir ortam var, ilk başlarda anlamıyorum ama sonradan ikincisinde karar kılıyorum. Sonrasında küçük rafların olduğu yere doğru gidiyoruz. Halk ekmekten alınan 2 – 3 kasa poşetli ve 1 kişiye çorbanın yanında yetebilecek boyuttaki ekmekleri ve çorbanın doldurulduğu plastik bardakların olduğu yeri gösteriyorlar. Plastik bardakların boyutu ”dünyaca ünlü kahve dükkanının” kahve bardaklarının en büyük boyuyla eşit. Ancak bardak boyuyla bu arkadaşlara eşit olanların, insanlığa sağladıkları katkı bakımından Aşhane gönüllülerinin eline su bile dökemeyeceği aşikar. Onlar dükkanlarının önünde üşümemek için yatan evsizleri kovanlar, bu arkadaşlar ise ”evsizler” için sıcak yataklarında yatmamayı tercih edenler…

aşhaneCaminin avlusundaki beyaz yazı tahtası dikkatimi çekiyor ve Mustafa sormama fırsat bırakmadan açıklıyor.”Evsizler haricinde yardıma muhtaç öğrenciler için yapılacak yemek malzemelerinden eksikler tahtaya yazılıyor ve çevre esnafından yardım etmek isteyenlerin bunlardan dilediğini tahtadan sildirdiğinden bahsediyor. 250 – 300 civarında öğrenciye de yemek yapıldığını ve ihtiyacı olanların da bundan faydalandığını söylüyorlar. Cami bildiğimiz cami formatından biraz uzak. Adeta bir sosyal sorumluluk merkezi haline gelmiş ve bunun böyle olmasında camide görevli din görevlisi Levent Bey’in çok büyük katkılarının olduğu telefon numarasını açık bir şekilde duvara asmasından da belli oluyor. Aşhane aracının gelmesini beklediğimiz esnada, gönüllü arkadaşlarla bir sohbete koyuluyoruz. Yaptıkları hareketin çok da abartılacak bir şey olmadığını ve herhangi bir cemaat, dernek ya da yardım kuruluşuna bağlı olmadıklarını, tamamen sivil bir inisiyatif olduklarını ancak bunun herkesçe tuhaf karşılandığını, toplumumuzun ”rol edinme” ile ilgili bir probleminin olduğunu, kişilerin böyle bir organizasyonun mutlaka bir dernek ya da kuruluşlarca yapılması gerektiğine inandıklarını ancak her mahallede böyle bir hareket başlarsa bürokratik kuruluşların gecikme ile ilgili sıkıntılarından da söz edilemeyeceğini belirtiyorlar. Bu esnada Aşhane kapıya yanaşıyor ve  ekmeklerle bardakları araca götürüyoruz. Camide pişen yaklaşık 500 kişilik sıcak çorba büyük kaplarla araca götürülüyor. Çorbanın sıcak kalıp kalmadığını sorduğumda aldığım cevap beni oldukça şaşırtıyor. yaklaşık 1000 kişilik kapasitesi olan ancak evsizlerin son zamanlarda gözden kaybolmaya başladığını ve bu sebepten ötürü 500 kişilik dağıtım yapabildiklerini söyleyen Mustafa, Aşhane aracının içindeki çorba kazanlarının çorbayı sürekli yüksek ısıda tutmasını sağladığını belirtiyor. Yani özetle herşey bu iş işin planlanmış ve ona göre yapılmış.

aşhane

Saat fazla geç olmadan yola koyuluyoruz. Evsizleri nasıl bulacığımızı merak ediyorum ama şoförümüz İbrahim Amca yaklaşık 50 gündür her gece bu yola başkoyduğu için onları bulmakta fazla zorlanmayacağımızı tahmin ediyorum. İbrahim Amca emekli ve tam bir  gönül adamı. Her gece geç saatlere kadar bu işin peşinde koşturmasının zor olup olmadığını soruyorum ama sorumun böyle insanlar için absürt olduğunu farkediyorum sonradan. Tek amacının  insanların duasını kazanmak olduğunu dile getiriyor İbrahim Amca, ve bunu siz de zaten bakışlarından anlayabiliyorsunuz. Gönüllülerin kendilerine ne sıklıkla eşlik ettiklerini merak ediyorum ve İbrahim Amca her gün mutlaka 1 kişinin kendileri ile beraber çorba dağıtımına katkıda bulunduğunu söylüyor. Hergün öğle saatlerinde uyanıp daha sonra Aşhane aracını kendi elleri ile yıkadığını ve tüm akşamını bu işlere ayırdığını öğrendiğimde hayranlığım bir kat daha artıyor. Bir yandan da günümüz toplumunda böyle örnekleri görmenin şaşkınlığını yaşıyorum.

İlk durağımız Harem Otogarı oluyor. Otogarda gecenin geç saatlerinde yolda kalmışlar ya da otobüs bekleyenleri davet ediyorlar. Davete icabet eden kişilerin şaşkınlığı gözlerinden de okunuyor. İbrahim Amca kendisi ile gelmemi istiyor. Beraber yola koyuluyoruz ve otogarın arka kısmında bulunan bir kapalı alanda soğuktan sakınmak için yatanların olduğu bir yerin olduğunu tahmin ediyor ve evsizleri eliyle koymuş gibi buluyor. Biri yerde uzanmış yüzükoyun yatan diğeri ise onun yanında oturan iki evsize çorba içip içmeyeceklerini soruyoruz ancak genç delikanlılar korkak gözlerle bakıyorlar ve anlamadığımız bir dilde konuşuyorlar. ‘Afgani‘ ‘Afgani‘ diyen gençler sanki bizim onlara herkes gibi davranacağımızı düşünüp, korkak gözlerle muhtemelen kendi dillerinde ”suçsuz” olduklarını anlatmaya çalışıyorlar. Soğuk ve ayazın bastırdığı bir gecede, evsiz bir insana çorba içip içmeyeceği sorulmayacak bir soru ama onları da incitmemek gerek diyor İbrahim Amca… Onların gözüne yerleştirdiğimiz korku ve endişe çorbaları getirdiğimizde gerçek bir mutluluğa dönüşüyor…

Havaların soğuk olması sebebiyle ”evsizlere” ulaşmada ve nerede kaldıklarını öğrenmede sıkıntı yaşadıklarını belirtiyor İbrahim Amca. Harem Otogarı’ndan sonra tekrar yola çıkıyoruz ve Üsküdar’daki birkaç parka daha uğradıktan sonra Avrupa yakasındaki duraklarımıza doğru tekrar yola çıkıyoruz. Avrupa yakasındaki ilk durağımız Eyüp oluyor. Eyüp Meydanı’na geldiğimizde 10 – 15 kişilik bir ”evsizler” grubunun her günkü bekledikleri yerde Aşhanenin yollarını gözlediğini farkediyoruz. Sonra ben bu gönüllüler olmasa idi şimdi bu insanların ne yapacağını, insanlar olarak ne zaman böyle olduğumuzu, bu insanlar olmasa idi evsizlerin bir tas çorbaya ulaşmak için nelere yönelebileceğini düşünüyorum. Sonrasında ise sebepsiz bir hüzün değil de tam anlamıyla mantıklı bir hüzün içerisine giriyorum…

Siz! Babasından istediği telefonun bir alt modelini aldı diye ona kızanlar, Siz! Bir bardak kahve için 15 lira verip gereksiz zevkler edinenler, Siz! Elinde onlarca çanta olmasına rağmen ayakkabısı ile muhteşem kombini sağlamaya çalışanlar, Siz! Evsiz gördüğünde yolunu uzatmayı tercih edenler, Siz! Vicdanlarını sosyal medyada ”like”ler ile tatmin edenler… Gerçeklerle yüzleşmek niçin bu kadar zor oluyor? Onlar çok fazla birşey istemiyorlar. Bir bardak sıcak çorba ile onları gerçekten mutlu edebilirsiniz bu hiç zor bir olay değil. Biz ne zaman böyle olduk sorusu çağımızın en önemli sorusu olmalı!

Mustafa ile sohbetimize devam ediyoruz. Kendisine yapılan olayın tamamen gönül kazanma olduğunu ve çalışmanın muhteşem bir insaniyet boyutu olduğunu söylediğimde o, ”bunun o kadar da abartılacak bir şey olmadığını” ve herkesin bunu herhangi bir dernek ya da örgüt kapsamına girmeden bu boyutta faaliyetler yapabileceğini, toplum olarak önemli problemimizin bunu çeşitli dernek ve vakıfların zaten yaptığı ve bizim elimizden fazla birşey gelmeyeceği gibi bir algıya sahip olduğumuzu” belirtiyor. Bizim kültürümüzde sosyal yardımlaşmanın zaten olduğunu ve yurtdışında ”misafirperver” olarak tanınan bir milletin, yurtiçinde sokaktaki misafirlerine ne kadar ”misafirperver” davrandığını düşünmeye başlıyorum. Evsizlik probleminin toplumumuzun bir gerçeği değil, bir ayıbı olduğunu dile getiriyor Aşhane gönüllüleri.

Daha sonra bir kaç parka daha gittikten sonra Süleymaniye Camii’nin arkasında kentsel dönüşüm sebebiyle boşaltılmış bir mahalleye gidiyoruz. Elektriğin olmadığı, suyun olmadığı bu yıkıntılarda mültecilerin kaldığını öğreniyorum. Aşhane aracı ile birlikte karanlığın içinde ilerlerken 8 – 10 kişilik çocuklu büyüklü bir topluluğun zifiri karanlık olan bir sokakta beklediğine tanık oluyorum. Aşhanenin gelmesini bekliyorlarmış. Kendimi trajik bir filmin içerisinde hissettim bir anda. İbrahim Amca’nın kornası ile birlikte çevredeki yıkıntılar arasından da insanlar hareketlenerek ortaya çıkıyorlar. Onların gözlerindeki mutluluğu görmek  gerçekten paha biçilemez bir duygu…

aşhane aracı

Sonrasında Aksaray’a yol alıyoruz ve bir parkta yine duruyoruz. Normalde sadece ”park” olarak gördüğümüz ve kenarından geçerken zihnimizi bir saniyeliğine oyalayan o yerde, o kadar çok evsiz olabileceğini hiç düşünmediğimi farkediyorum. Eminim bunu siz de düşünmemişinizdir. Çorba almaya gelen bir evsiz, gecenin ayazında üzerinde sadece bir hırka ile duruyor ve soğuğun kemiklerine kadar işlediğini gözlerinden anlıyorsunuz. Tam o esnada bunu yazmamı istemeyeceğini düşündüğüm halde İbrahim Amca, üzerindeki montun cebinden eşyalarını aldıktan sonra montunu evsiz gence veriyor. Kaçımız böyle bir fedakarlık yapar bilmiyorum ama o saatten itibaren bildiğim tek şey: iyi insanlar hala varlar. Fakat ”evsizlik” problemi herşeyin ötesinde bir dağ gibi karşımıza çıkmaya devam ediyor ve bununla ilgili yapılacak hala çok şeyimiz var.

Ölmeden önce yapılacak bilmem kaç tane şeyin listesine bakıp iç geçirenler: eğer gerçekten deneyimleyince değişik duygulara gireceğiniz şeyler arıyorsanız, şu soğuk havalarda işte size Aşhane‘nin iletişim adresi.

 

İlgili yazılar

Gurur Duyulacak Sosyal Sorumlular

Bisikletli Sahaf

Soma’da Milyonlarcamız Öldü!

Suriyelinin Türkiye Sokaklarında Yaşam Sınavı