Gurur Duyulacak Sosyal Sorumlular

Ne mutlu bize ki; sosyal ve sorumluyuz. Ne mutlu bize ki ben doyuyorum ve mutluyum gerisinden bana ne demiyoruz. Ne mutlu bize ki, vicdanımızın sesini duyabiliyoruz. Daima bize seslenen vicdanımız, şimdi biz sana sesleniyoruz! Seninle gurur duyuyoruz.

gurur

Bireysel olarak her birimiz, kendi içimizde oluşturduğumuz bir dünya sosyal sorumluluk projeleriyle doluyuz. Bana göre tüm sosyal sorumluluk projelerinin altında yatan duygu, vicdan duygusudur. Yardıma ihtiyacı olan birilerinin haberini aldığımızda, var olan imkânlarımızı seferber edip, ellerimizi uzatırız. Vicdan duygumuz, empati kurmamızı ve harekete geçmemizi sağlar. (İstisnalar kaideyi bozmaz.)

Bireysel olarak öyle güzel organize oluruz ki, çoğu zaman tek başımıza kurumlara bedel hale geliriz. Dayanışma gereken durumlar karşısında, bazen maddi yardımlarda bulunamasak da, elimizden ne geliyorsa onu yaparız. Eminim sizlerinde yaşadığı birçok olay vardır. Şimdi sizlere, benim yaşadığım olaylardan küçük kesitler sunarak, vicdanımızla neden gurur duymamız gerektiğini bir kez de ben hatırlatmak istiyorum.

Gurur Duyulmalı!

Emeklilik maaşı ile ayın sonunu zor getiren ama Van depremi için getirdiği küçük bir gıda kolisiyle, kargo sırasında sabırla bekleyen saçlarına nur yağmış bir dede, gurur duyulacak bir dededir.

Hiç tereddüt etmeden ailesini geride bırakıp, kendisinden çok uzakta bulunan bir şehirde yaşanan doğal afet için yola çıkarak yardım çalışmalarına katılan her birey,gurur duyulacak şahsiyetlerdir.

İki çocuk okutan orta direk bir ailenin, engelli bir çocuğun aylık ilaç masraflarını ömrünün sonuna kadar karşılayacağını söylemesi, gurur duyulacak bir tekliftir.

Kendi çocuklarına yiyecek ekmeği zor bulurken, beslenme çantasını boş getiren bir çocuğa, her gün meyve suyu ve poğaça alan bir anne, gurur duyulacak bir annedir.

Öğretmenler gününde öğretmenine altın kolye almak yerine, sınıftaki her çocuk için fidan diktirip, bunun belgesini öğretmenine hediye olarak veren veliler, gurur duyulacak velilerdir.

Babasını kaybetmiş bir çocuğu oğlundan ayırmayıp, diğer çocuğun ömür boyu okul masraflarını karşılayan ve ona aynı şefkati gösteren bir baba, gurur duyulacak bir babadır.

Doğum gününde kendisine alınacak hediyeleri istemediğini söyleyerek, çocuklarını bayat ekmekle besleyen diğer bir annenin tüm gıda alışverişini yapıp, onların kapısına götürdüğünde çocukların gözlerinde gördüğü sevinç için “işte benim doğum günü hediyem budur” diyen bir anneanne, gurur duyulacak bir anneannedir.

Radyodan duyduğu bir anons ile tanımadığı bir bebeğe kan vermek için yolunu değiştirip hastaneye koşan bir taksi şoförü, gurur duyulacak bir insandır.

Kendi işyerinde engeli bir bireyin çalışmasına olanak vererek, onun hayata bağlanmasını sağlayan firma sahibi, gurur duyulacak bir işverendir.

Aç olduğunu bildiği komşusunun her akşam kapısı tıklatıp yemeğini paylaşan bir aile,gurur duyulacak bir ailedir.

Hafta sonlarını ücretsiz olarak engelli çocuklara ders vererek geçiren bir öğretmen, gurur duyulacak bir eğitimcidir.

Hiç bir ücret talep etmeden kendi atölyesinde sevgiyle yaptığı masa ve sandalyeleri, engelli çocukların eğitim görmesi için bağışlayan bir marangoz, gurur duyulacak bir esnaftır.

Nöbetinin olmadığı tüm saatleri karşılıksız olarak lösemili çocukları neşelendirmek ve onların kontrollerini yapmak için hastanede geçiren bir doktor, gurur duyulacak bir sağlıkçıdır.

Çocuklarına bir kez bile bayram kıyafeti alamadığı için bayram öncesi her gece sessizce ağlayan bir annenin hüznüne dayanamayıp, iş hayatındaki ilk maaşı ile bu çocuklara bayram giysisi alan genç bir kız, gurur duyulacak bir gençliktir.

Oyuncak alamadığı için gözünde yaş biriken arkadaşı ile oyuncağını paylaşan yedi yaşındaki bir çocuk, gurur duyulacak yeni bir neslin başlangıcıdır.

Çok iyi biliyoruz ki bu listenin sonu yok. Bireysel olarak her birimiz, kendi içimizde oluşturduğumuz bir dünya sosyal sorumluluk projeleriyle doluyuz.

Ne mutlu bize ki; sosyal ve sorumluyuz. Ne mutlu bize ki ‘ben mutluyum, gerisinden bana ne’ demiyoruz. Ne mutlu bize ki, vicdanımızın sesini duyabiliyoruz.

Daima bize seslenen vicdanımız, şimdi biz sana sesleniyoruz! Seninle gurur duyuyoruz.

Varlık ya da darlık içinde yaşasa da, insanlığın ne demek olduğu unutmayan tüm insanlarımızın yolu açık olsun. Yeni yılda varlığımız, birliğimiz, dirliğimiz, vicdanımız, sevgimiz ve insanlığımız her zaman daim olsun.

[divider]

Yazar: Serpil Çavuşoğlu  ‖ Sayı 75 | Kategori: Türkiye, Yaşam | 01 Aralık 2011 00:00 UTC+2

Önceki yazıPeygamber Arpası ve para ile gelen kölelik
Sonraki yazıTürkiye’nin Utanç Davası
1973 İstanbul doğumluyum. Çalışma ve ilgi alanlarımı sınırlamam pek mümkün değildir. Kimi zaman kalemim bana sırdaş olmuş, kimi zaman toplumun faydasına olan cümleleri dökmüş, kimi zaman da toplumun yaralarına dokunarak dile gelmiştir. Kalemi kullanırken en keyif aldığım taraf ise "sessizin sesi" olabilmektir. Yeri geldiğinde bir taşın sesi, yeri geldiğinde bir kedinin serzenişi, yeri geldiğinde konuşamayan engelli bir çocuğun dili, yeri geldiğinde ise bir saç örgüsünü dile getirebilmek en keyif aldığım şeylerden biridir. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağısı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bu alanlarda hakkıyla faaliyet gösteren kurumların yanında bulunmanın yanısıra, mağdurların şahsen yanında istikrarla olabilmenin de güzelligini yaşayabilenlerdenim. Yönetiminde ya da genel kurulunda faaliyet gösterdiğim derneklerde doğru ekip çalışması ile "olmaz" denilenin aslında ne kadar kolaylıkla olabileceğini yaşayanlardanım. "Şunun uzmanıyım, bunun uzmanıyım" demek elbet güzel, ben direkt sahaya dalarak takım çalışmasına hızla uyum sağlayarak, iş ve zihin gücünü sergileyerek faydalı olmaktan keyif duyanlardanım. 1998 doğumlu dünya tatlısı, mutlu mu mutlu, sevimli mi sevimli, şamatacının teki olan zihinsel engelli Cansın adında bir oğulun annesiyim. Onun bana öğrettiklerinin arasında "sessizliği dinleyebilmek" en değerlilerinden biridir diyebilirim. İnsanoğlunun değer biçilemeyecek kadar değerli olan, ne kadar çok şeye sahip olduğunu unutmadan yaşamak ve bunu unutanlara da hatırlatabilmenin gururunu yıllardır şahsen yaşayanlardanım. Ailem olan İndigo'ya duyduğum sevgi, saygı ve sadakat 1 Ağustos 2011'de başladığım andan itibaren hiç bitmeden devam etmektedir. İndigo aileme ve siz okuyucularıma sonsuz sevgi, saygı ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Ben 1 Ağustos 2011'den beri: Yazdım, yazıyorum ve yazacağım! Çocukluğumdan beri insanlık için çalışmalar: Yaptım, yapıyorum ve yapacağım! Daima huzurla kalmanız dileğimle...