Bu köşede genelde teknoloji yazıları ile karşınıza çıkıyorum. Bu sefer bilim, teknoloji, inovasyon ve sanatın temelinde yer alan bir farkındalık yazısı yazmak istedim. Her yıl 2 Nisan, Dünya Otizm Farkındalık Günü ve Nisan ayı Otizm Farkındalık Ayı olarak kutlanıyor. Bu dönem, sadece otizm hakkında konuşmak değil, aynı zamanda “nöroçeşitlilik” kavramını anlamak için bir fırsat. İnsan beyni tek tip değil; hepimiz bilgiyi işlerken, duyguları yaşarken ve dünyayı algılarken farklı yollar izliyoruz. Bu farklılıklar bazen otizm, DEHB, disleksi veya başka nöroçeşitlilik biçimleri şeklinde karşımıza çıkıyor ve bunlar eksiklik değil, insanlık mozaiğinin doğal parçalarıdır.
Nöroçeşitlilik ve ‘normal’ kavramının sınırları
Ne yazık ki toplum hâlâ “normal” kavramını çok dar tanımlıyor. Bunun sonucunda, özellikle yüksek fonksiyonlu otizm özelliklerine sahip bireyler sıkça yanlış anlaşılabiliyor. Dışarıdan “alışılmış” davranışlar sergileyebildikleri için çoğu zaman ihtiyaçları görülmüyor. Oysa bu bireyler soyut düşünme, analitik analiz, sistematik problem çözme gibi alanlarda avantajlı bakış açıları sunabiliyorlar. Onlara “uyum sağlama” baskısı kurmak yerine, sistemin onlara uyum sağlamasını öğrenmemiz gerekmez mi?
Nöroçeşitliliği kucaklamak sadece insani bir gereklilik değil, aynı zamanda inovasyonun kalbidir. Farklı bakış açıları olmadan yeni fikirler doğmaz. Teknoloji, bilim, sanat hepsi sınırların ötesini zorlayan zihinlerin eseridir.
Farklı düşünen birini “anormal” olarak görmek, yarının fikirlerini bugünden reddetmek demektir.
Geleceğin yaratıcılığını korumak
Bu Dünya Otizm Günü ve Otizm Farkındalık Ayı’nda gelin, önyargılarımızı masaya yatıralım. Otizmi bir “engel” değil, düşünmenin farklı bir biçimi olarak görelim. Farklılık korkulacak değil, öğrenilecek bir şeydir. Her beyin bir yazılım gibidir; kimi satır satır kod yazarak, kimi sezgisel bir dille iletişim kurarak çalışır. Hepsi kendi içinde sağlam bir mantığa sahiptir.
Gerçek ilerleme, her zihnin katkısını duyabileceğimiz bir ekosistem kurduğumuzda mümkün olur. Çünkü çeşitlilik, yalnızca bir sosyal kavram değil; insanlığın en güçlü inovasyon motorudur.
Bu yazımı oldukça farklı düşünen insanların içinde zorlu koşullar barındıran bir ortamda yazarken, hepimizi başkalarını yargılamadan önce anlamaya çalışmaya davet ediyorum. Yaşam boyu mobinge ve zorbalığa uğrayan bu bireylere bir de siz yargılarınızla darbe vurmayın. Çünkü farkında olmadan yaratabileceğimiz baskılarla geleceğin yaratıcılığını yok ediyor olabiliriz.



