Paulo Coelho: Hippilikten mistik büyücülüğe

1947 Rio de Janerio doğumlu Paulo Coelho, yazdıklarıyla bizleri büyülemeye devam ediyor. Yazarın romanlarında kendi yaşamışlığının izlerini buluyorsunuz. Bu duyguyu okuyucuya verebilecek kadar inandırıcı olmak acaba kaç yazara nasip olmuştur, diye düşünmeden edemiyor insan.

paulo coelho simyacı aldatmak

Paulo Coelho ile Simyacı

Simyacı’yı okuyalı yıllar oldu, ama tadı hâlâ damağımda kalmış. Bizim dünyamızdan izler taşıması mıydı beni böyle cezp etmesi, yoksa şiirsel dilinin tadı mı? Kim bilir, belki de birilerinin iddia ettikleri gibi Mevlana Celalettin Rumî’den alınan hikâyesi mi? Simyacı sahneye de uyarlandı. Onu da izledim Kocaeli Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde. O haliyle de çok uzak değildi bize vermek istediklerinden. Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir ‘nasihatname: Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın? Sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. ‘Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken,  güneşin doğuşunu seyretmek için şafak vakti uyanmaya benziyor. “Kitabın arka kapağına böyle yazmışlar kitabı tanıtırken. Hâlâ okumayan varsa, bir el atsınlar bakalım gerçekten dedikleri / dediklerim gibi mi?

Paulo Coelho ve Hac

Gençliğinde bir hippi olan Coelho, yazarlık serüvenine atılmadan önce bolca güfte yazmış ve bir ara gazetecilik de yapmış. O’nu bize ve tüm dünyaya tanıtan ise1986’da yılında Hıristiyanların Batı Avrupa’dan başlayıp İspanya’da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu olmuş. Yazar bu kutsal yolculuğu The Pilgrimage (Hac) adlı kitabında anlatınca yazarlık serüveni de başlamış oldu. Yazarı, bütün dünyada en çok okunanlardan yapan romanı ise, yukarıdaki satırlarda söz ettiğim, 1988 yılında yayınlanan Simyacı romanı oldu. 42 ülkede yayınlandı ve 26 dile çevrildi.

paulo coelho hac

Ben burada size Hac romanından birkaç söz edeceğim. Roman gerçek bir yaşantıya dayalı, derin bir mistisizmle örülü bir yolculuk hikâyesi. Mevlana’yı okuduğum zamanlarda Hac’ı da okumam iyi bir tevafuk oldu sanıyorum. Roman, yazarın Havari San Tiago’nun, İber Yarımadası’ndaki gömülü olduğu yere yani San Tiago de Compostela’ya yaptığı yolculuğu anlatıyor. Hıristiyan dünyasınca üç kutsal yoldan biri kabul edilen bu Hac Yolculuğu sonunda yazar, değişmiş, olgunlaşmış, bambaşka bir insan olmuş, bilgeleşmiştir.

paulo coelho

Kahramanımız, yolculuk boyunca rehberi Petrus’un kendisine öğrettiği çeşitli egzersizleri (tohum egzersizi, zalimlik egzersizi, su egzersizi, diri diri gömülme egzersizi …) yaparak ve karşısına birçok kez köpek suretinde çıkan şeytanını alt ederek bu yolculuğu, bütün zorluklarına rağmen, başarıyla tamamlar ve San Tiago Şövalyeleri’nden biri olur.

Yazarın “yürekten verilen savaş” diye sözünü ettiği “nefis terbiyesi” semavi bütün dinlerin ortak bir eğitim yöntemi olarak dikkat çekicidir.


 Yazar, bilgelik yolunu şöyle tanımlamakta: “Bilgeliğin gerçek yolu üç şeyle tanımlanabilir. Birincisi, sevgiyi içermeli; ikincisi, hayatına uygulanabilmeli. Yoksa bilgelik, hiç kullanılmayan bir kılıç gibi paslanıp işe yaramaz hale gelebilir. Son olarak da, herkesin izleyebileceği bir yol olmalı. Şu anda yürümekte olduğun yol gibi, San Tiago Yolu gibi…”

Yazar, üç tür sevgiden söz ediyor bu yolculuk boyunca. İki insan arasında olan Eros’tan, gönül dostluğuna dönüşen Philos’tan ve tepeden tırnağa aşk olan, O’nu yaşayanı yakıp kül eden Agape’den. Santiago de Compostela yolcuğunun bir amacı da Agape’ye ulaşmaktır. Agape, içimizdeki her boşluğu kaplayıp dolduran, saldırganlığımızı un ufak eden aşktır.

Coelho’nun, Türkiye’den Seren Coşkun için yazdığı “Martıların kanadında Yolculuk: Madagaskar” isimli kitabı 25 Ağustos 2010’da Hayalperest Yayınlarından tek kopya olarak basılarak Seren Coşkun’a hediye edilecek olması ve bu kopya dışında çoğaltımı ve satımının kesinlikle yapılmayacak olması Agape’yle izah edilebilir mi? Ne dersiniz?


Sansasyonel Romanın Uyarlaması: Grinin Elli Tonu