Türk Sinemasında Cinsellik

Türk sinemasında cinsellik, tecavüzden namus meselesine, istismardan kadın özgürlüğü anlatımına kadar birçok amaçla kullanıldı. 70’li yıllarda bine yakın erotik film çekildi. Türk sinemasında cinselliğin gelişim öyküsü…

türk sinemasında cinsellik kapak

Türk sineması henüz emekleme çağındayken, sinemalarda porno diyebileceğimiz yabancı filmlerin gösteriminin yapıldığı polis kayıtlarında mevcut. Bu kayıtlarda Kadıköy ve Odeon sinemalarının yabancı porno filmler oynatıp gençleri zehirledikleri için 1922 yılında kapatıldıkları bilgisi yer almakta. Bu da bize gösteriyor ki, yıkılmak üzere olan baskıcı ve tutucu Osmanlı Devleti’nde dahi görsel cinselliğe talep var.

Bir Fransız mürebbiyenin çalıştığı evin erkeklerini ayarttığı 1919 yapımı “Mürebbiye”, Fransız İşgal Kuvvetleri Komutanı Mareşal Louis Franchet d’Esperey tarafından sansür uygulandı. Filmin Anadolu’ya gönderimi ve gösterimi yasaklandı. Türk sinema tarihinin ilk sansürü olarak kabul edilebilecek bu uygulama, aslına bir Fransız kadınının hafif meşrep gösterilmesine dayanıyordu.

Cumhuriyet ilan edildikten sonra Türk sineması, uzun bir süre Muhsin Ertuğrul‘un omuzlarında taşındı. Tiyatrocular dönemi diye de adlandırılan ve 1950’lerin başına kadar devam eden bu süreçte cinsellik yüzeysel olarak işlendi. Ağırlıklı olarak erkek egemen ve kadının ikinci planda olduğu yapımlara imza atıldı.

1950 – 1960 arası dönemde yeni sinemacılar, bayrağı tiyatroculardan devralmaya başladı. Daha cesur ve modern filmler üretilse de, cinsellik yine fazla temas edilmeyen, tecavüz ve namus kavramlarıyla işlenen bir şiddet öğesi olarak kaldı.

Türk sinemasının altın dönemi olarak adlandırılan 1960 – 1970 arası dönemde cinsellik yine namus kavramıyla paralel olarak kullanıldı. Tecavüz bir cezalandırma aracı olarak resmedildi. Evlilik öncesi ya da evlilik dışı cinsellik ise namus kavramıyla ilişkilendirilerek kullanıldı.

Dünyada 68 kuşağının bakış açısı sinemaya da yansıyınca, daha özgür filmler üretilmeye başlandı. Türkiye’de ise “Erotik Filmler Furyası” olarak tabir edilen süreç, cinselliğin özgürce anlatımından ziyade istismar edildiği bir dönem oldu. Cüretkar afişler, yabancı seks filmlerinden parçaların dahil edildiği erotik filmler ve komedi – seks filmleri olarak lanse edilen niteliksiz cinsel sömürü filmleri çekildi. Birçok büyük isim bu filmlerden uzak durabilmek için sinemadan uzaklaşırken, bazı önemli oyuncular ise bu filmlerde oynadılar. Ayrıca bu filmlerle ünlenen oyuncular da oldu.

1974 – 1979 yılları arasında 1000’e yakın erotik film çekildi

Televizyonla birlikte sinemadan uzaklaşmaya başlayan seyirciler, arabesk ve erotik filmlerle tekrar sinemaya ilgi göstermeye başlayınca, açgözlü yapımcılar bu tür filmler üretmeye devam ettiler. Bu filmlerin ortak noktaları, niteliksiz İtalyan erotik komedilerinin ucuz birer kopyası olmalarıydı. Bu furyanın başlangıç filmi olarak daha sonra bir seriye dönüşecek olan Melih Gülgen imzalı 1972 yapımı “Parçala Behçet” gösterilmekte. Bu furyanın gerçek anlamda aktif olduğu 1974 – 1979 arası dönemde 1000’e yakın erotik film çekildi. Kalite giderek düştü. Hatta bazı filmler, isimleri değiştirilerek yeni filmlermiş gibi gösterime sokuldu. Bu filmlere, sansürden geçtikten sonra cinsel içerik ekleniyordu. Böylece gösterimleri engellenemiyordu.

1980 darbesi, erotik film furyasının sonunu getirdi. Bu furyada yer alan hemen hemen bütün kadın oyuncular sinema sektörünün dışına itildi. 80’lerde Atıf Yılmaz gibi önemli yönetmenler, filmlerinde kendi seçimlerini yapan ve toplumsal baskılara rağmen cinselliğini özgürce yaşayan kadınların hikayelerine yer verdiler. Atıf Yılmaz imzalı 1982 yapımı “Mine”, bu filmlerin en çok göze çarpanı oldu.

1990’lar Türk sinemasının kısır yılları olsa da, üretilen filmlerin birçoğunda çekinmeden cinsellik kullanıldı. 2000’li yılların gelmesiyle birlikte çekilen film adedi yükselmeye başladı. 15 yıllık süreçte sektörü komedi filmleri ele geçirse de, çok değerli filmler de üretildi. 2008 yapımı “Issız Adam” ve 2011 yapımı “Kaybedenler Kulübü” gibi beğeni toplayan filmlerde cinsellik, başarılı şekilde işlendi.

 

PAYLAŞ
Önceki yazıKapak: Aralık 2015 – Sayı: 123
Sonraki yazıAykırı aşkların kadınları: Padişahlar ve cariyeler
14.03.1985 tarihinde Kadıköy'de dünyaya geldim. Kadıköy'de doğdum, Kadıköy'de büyüdüm. Yazma sevdası içime düşünce önce 2 roman yazdım, sonra da sinemaya dair yazılar yazmaya başladım. 2011'in başından beri bloğum cagrigirlangic.blogspot.com da 400'ü aşkın filme dair yazdım. Hala da devam ediyorum. Sonra metin yazarlığı yapmaya başladım ve yazarlık mesleğim haline geldi. Yazımına devam ettiğim Türk Sinema Tarihi Ansiklopedisi, emek ve zaman isteyen bir proje. Sabırla yazımına devam ediyorum. indigo ise hem beni geliştiren, hem de bir parçası olmaktan haz aldığım yer.