Bir siyasal eylem olarak ‘Yılbaşı’

Yılbaşı kutlamak ya da kutlamamak bir siyasal tavır, eylem, faaliyet; hülasa bir siyasal duruştur. Nasıl kutladığınız, nasıl eğlendiğiniz, 31 Aralık gecesi neler yaptığınız hiç ama hiç önemli değil; önemli olan bu konudaki tavrınız, aslında siyasetle hiçbir alakası olmayan bu güne yüklediğiniz anlamdır ki onu siyasal bir tavır, bir siyasal eylem haline getirir.

yılbaşı kutlamaları siyaset çocuk okullar milli eğitim

Siyasetin kabul gören en geniş tanımlarından biri, onun bir iktidar mücadelesi olduğu yönündedir. Hemen belirtmek gerekiyor ki siyasetin tanımın içerisine yerleştirilen bu iktidar kavramı, günlük dilde kullandığımız anlamda, bir siyasal iktidara, Bakanlar Kurulu’na, TBMM’de elde edilen sandalye çoğunluğuna vb. indirgenerek tanımlanan bir iktidar değil; onları da içine alacak şekilde topluma, toplumsal kurumların, süreçlerin tamamına yayılan bir iktidar mücadelesidir. Bu iktidar mücadelesinin maddi boyutu olduğu kadar, sembolik (değer, anlam vb.) bir boyutunun olduğunu, sembolik bir mücadeleyi içerdiğini de unutmamak gerekiyor.

Yılbaşının ilk mahmur hafta sonunu yaşadığımız şu saatlerde, sizleri siyaset bilimi dersiyle taciz etmeye hiç niyetim yok; o yüzden elimden geldiğince, mevzuyu kısa kesmeye çalışacağım. Sadece şunu söyleyeyim, siyaset sadece seçimler, asgari ücret, vergiler vb. değildir; semboller dünyası da; Siyasalın Kıyısında başlıklı kitabında Rancier’in, temelinin uyuşmazlık olduğunu söylediği siyaseti anlamak için hayli önemlidir.


Yukarıdaki iki paragrafta çok kısaca özetlemeye çalıştıklarımdan yola çıkarak siyasete kolay yollu bir tanım üretmeye çalışayım. Siyaseti tanımlamak için cebimde iki temel kavram var, uzlaşmazlık (ki iktidar mücadelesi bunun üzerine bina olur) ve siyasetin sadece maddi dünya ile alakalı olmayıp hiç de bu dünyanın uzağına düşmeyen semboller, anlamlar, değerler dünyasıyla da alakalı oluşu (ki yılbaşı kutlamak tam da buna denk düşüyor).

Cebimdeki Kelimeler’den hareket ederek siyaset tanımımı yazayım: “Siyaset, yeni yıla girişle ilgili tavrımız, bu teknik durumla ilgili ürettiğimiz değerler, anlamlar, semboller ile ilgili bir uyuşmazlık ve buna dair bir iktidar mücadelesidir.” Eminim bu tanım, benim Siyaset Bilimine Giriş dersinden bütünlemeye kalmama neden olurdu; ama inanın kesinlikle ama kesinlikle yanlış bir tanım değil; sadece eksik.

Konu semboller olunca kültürden bahsetmemek olmaz. O sembolün siyasallaştırılması sürecinde devreye, o toplumun kültür kodları girer. Teknik bir konuyu, dünyanın kendi ve dünya etrafındaki dönüş süresinin hesaplanma tekniği ile ilgili bir durumu “yılbaşını” siyasetin, Türkiye siyasetinin, tanımı içerisine koymamıza neden olan da onun bu sembolik durumudur. Tartışma, artık ne dünyanın güneş etrafındaki dönüşü ile ilgili teknik bir tartışmadır ne de tüm dünyada geçerliliği olan siyasal bir tartışmadır. Bu tartışmanın yapılabildiği diğer Müslüman toplumları da dışarıda bırakarak konuşalım; sorun artık Türkiye ile ilgili bir siyasal sorundur. Tıpkı, tıp bilimini ilgilendiren bir kavram olarak kürtajın teknik bağlamından koparak Amerikan toplumunun siyasal tartışmalarının odağında yer alması gibi… Geçmişte, II. Mahmut döneminde, fesin resmi başlık olarak kabulünde, Cumhuriyet’in fes yerine şapkayı getirmesinde, Arap harflerinden Latin harflerine geçişte, 70’li yılların erkek bıyık modalarında, Türk solunda parka ve postalın sembolik anlamlarında… Olduğu gibi. Listeyi uzatmak mümkün; siyaset semboller üretmeyi, bunlar üzerindeki bir tartışmayı, uzlaşmazlığı bu anlamdaki bir iktidar mücadelesini de içerir.

Dün fes nedeniyle II. Mahmut’un lakabının “gavur padişaha çıkmasına sebep olan siyasal mücadele, tartışma, anlamlandırma süreçleri, bugün de yılbaşı için geçerlidir: “Yılbaşı bir gavur adetidir” ve “Müslüman yılbaşı kutlamaz.” Unutmayalım, siyasetin doğasını, muhtevasını dikkate almadıkça, II. Mahmut’tan bugüne çektiğim çizgiyi, düşünsel hattı anlatabilmek de mümkün değildir; ne yazık ki ne dünyanın dönüşü ve takvim ile ilgili bir teknik tartışma ne de İslam ve yılbaşı ile ilgili teolojik bir tartışma bunu açıklayabilir.

Nasıl kutladığınız, nasıl eğlendiğiniz, 31 Aralık gecesi neler yaptığınız hiç ama hiç önemli değil; önemli olan bu konudaki tavrınız, aslında siyasetle hiçbir alakası olmayan bu güne yüklediğiniz anlamdır ki onu siyasal bir tavır, bir siyasal eylem haline getirir. İşte tam da bu çerçeveden baktığınızda, yılbaşı kutlamak ya da kutlamamak bir siyasal tavır, eylem, faaliyet; hülasa bir siyasal duruştur.

Müslüman yılbaşı kutlamaz!

Yılbaşının siyasallaşması, özellikle AKP iktidarı ile iyice belirginleşti ve bu günün kutlanmaması yönünde idari önlemler alınmaya başlandı. Örneğin Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar, Milli Eğitim müdürlüklerine gönderdiği bir yazıyla okullarda düzenlenen yılbaşı etkinliklerinin iptal edilmesini emretti. Açıklaması şu şekilde: “Yaşanan terör olayları sonucunda yakılan okullarımız, eğitimden yoksun bırakılan öğrencilerimiz, öğrencisiz bırakılan öğretmenlerimizin içinde bulunduğu mağduriyetleri de göz önünde bulundurularak, bu tür etkinliklerin yapılmaması için gerekli tedbirlerin alınmasını önemle rica ederim.”


Açıkçası, bu konuda, Zonguldak Çaycuma İlçe Milli Eğitim Müdürü’nü Ankara Valisi’nden daha samimi bulduğumu belirtmeliyim. Müdür Bey, tam da bu yazıda tartışmakta olduğumuz gibi, yılbaşının siyasal karakterinin altını çizecek bir açıklama yaparak, ilçedeki okullarda gerçekleştirilecek etkinliklerin iptal edilmesini emreder. İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Özdemir’in açıklaması da şu şekilde: “Milli kültürümüzle, milli ve dini değerlerimizle hiçbir ilgisi olmayan yılbaşı kutlamaları çocuklarımızın ve gençlerimizin kendi kültürümüze ve değerlerimize yabancılaşmalarına, yozlaşmaya, başka milletlerin değerlerini benimsemelerine, milli ve manevi değerlerimizden uzaklaşmalarına yol açmaktadır. Ayrıca Türk milli eğitiminin temel amaç ve hedefleri ile de bağdaşmamaktadır. Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle, okullarımızda yılbaşı kutlaması, yeni yıl eğlencesi ve bu amaca hizmet edecek hiç bir etkinlik yapılmaması, velilerimizden ve öğrencilerimizden kutlama amacıyla her hangi bir talepte bulunulmaması, yeni yıl kutlamalarını çağrıştıracak süsleme ve semboller kullanılmaması, özellikle bu amaca yönelik eğitim öğretimin aksatılmaması, ortaokul ve liselerde öğrencilerimizin, yılbaşı kutlamanın milli ve dini bakımından sakıncaları ile ilgili bilgilendirilmesi hususunda gereğini önemle rica ederim.”

Örnekleri Artırmak, İstanbul Bahçelievler İlçe Milli Eğitim Müdürü ya da benzer diğer kamu görevlilerinin açıklamalarına da yer vermek mümkün; lakin gereksiz.

İçinde yaşadığımız dönemde siyasi iktidar, yılbaşı kutlamalarını bir şekilde engelleme niyetinde; engellediği için de onu suçlayamayız. Siyasetle ilgili yaptığımız tanımı unutmayın, Rancier’in siyasetle ilgili tanımını da hatırlayın; siyaset uyuşmazlıkla yakından alakalıydı. Mevcut iktidarı suçlayamayız, Nitekim İslamcı siyasal düşüncenin yılbaşına yüklediği anlam ortadadır. Lakin bu İslamcı düşüncenin yılbaşına yüklediği sembolik koda itaat etmek zorunda da değiliz. Yine yazının en başına dönüp siyasetin tanımına bir kez daha bakın lütfen; siyaset bir mücadeledir; hem de semboller ve anlamlar üzerinde yürütülen bir mücadele. Kutlanmaması yönünde idari kararlar alınabilir; ama bu sizin – benim “kutlamama” engel değildir. Ne güzel diyor Foucault: “İktidarın olduğu yerde direniş vardır.”

Mevcut yapının yılbaşı ile dindarlık arasında kurduğu ilişki, sadece ve sadece kitleleri kendi söylemi yönünde motive etmeye yönelik bir siyasal hamleden ibarettir. Bu hamlenin dini değil de siyasal olduğunu bilmek ve her sene ısıtılıp önümüze getirilen “Müslüman yılbaşı kutlamaz!” argümanının, aslında siyasetin anlamlar ve değerler düzeyinde yaşanan bir tartışmanın uzantısı olduğunu bilmek de önemlidir.

Yeni yılınız “kutlu” olsun. Dilerim ailenizle, arkadaşlarınızla güzel bir yılbaşı gecesi geçirmişsinizdir. Gerçi yıllar önce vefat etti ama olsun, Michel Foucault’nun da yeni yılı kutlu olsun!

İlgili yazılar

Yılbaşında Görülen İnsan Manzaraları

Küresel Sömürü Kültü: Noel Baba


Yeni yıl kararlarımızı ne kadar uygulayabiliyoruz?


Dr. Mete Kaan Kaynar
Mete Kaan Kaynar, 1972 Ankara doğumlu. 1993 yılında Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek Lisans ve Doktora eğitimini de aynı bölümde tamamladı. Doktora eğitimi sırasında University of Westminster, Centre for Study of Democracy’de bir yıl araştırmacı olarak çalıştı. Halen, aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmakla birlikte, Türkiye Ortadoğu Vakfı: Özgür Üniversite’de dersler vermektedir. Vakfın yayın kurulunda görev yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.