Sanal mı adı? Yalan mı?

Sanal dünyada görmeden, bilmeden, tanımadığın bir insanla hayatlar paylaşılıyor, sorunlar konuşuluyor… Geçici rahatlık yaşattırıyor bu durum. Sevgi ve ilgi yoksunluğu gideriliyor en başta. Halbuki sonu hüsran oluyor çoğunlukla.

sanal ilişki yalan ilişki

Medeniyetin ve modernliğin getirisi internet hepimizin evinde. O kadar alıştık ki! Panik yaşıyoruz bağlantı kesildiğinde. Kullanma dozunu ayarlamaksa bizim elimizde. Ama ne gezer… İstisnalar kaideyi bozmaz desek de çoğunlukla dalmış gidiyoruz sanal alemin derinliklerine. Önceleri ne kadar kızardık çocuklarımıza “Yeter, kapat artık” diye. Şimdi ise hepimizin birer laptopu var önümüzde. İnternet her birimizin hayatında vazgeçilmez oldu bile. Getirdiği kolaylıklardan faydalanmak yerine, oyuncak ettik elimizde.

Kimimiz Facebook’ta, kimimiz Mynet’te oyun oynamakta, kimimiz de arkadaş arama odalarında. Allah sonumuzu hayır etsin derim, çünkü gerçekten oyaladığı kadar da tehlike herkesin kapısında.

Loading...

Gazetelerde okuyup, televizyonda izliyoruz… Evden kaçan kaçana… Kimileri tanışmış sohbet odalarında… Kadın, bir ay sonra almış çocuğunu kucağına. Ardından aramaya koyuluyor çocuğunun babasını ekranlarda. Çocuklar, oyunlar sayesinde derslerini bırakmışlar bir kenara. Ya da ödevlerini araştırarak yapmak yerine, bir tuşa basması ile zaten hazır karşısında. Ne aile sohbeti kaldı, ne de karı koca muhabbeti. Koca işten gelir, yemeğini yer, hemen bilgisayar başına. Kadın dizilerini izler televizyon karşısında. Artık beraber girilmiyor bile yatağa. Arkadaş buluşmaları, o güzelim yemek sohbetleri bitti. Cam var ya! Nasıl olsa. Sanal dünya, özlemleri de yok etti dostlar arasında. Fatura ödemeleri, banka işlemleri halledilir oldu bir tuşla. Hareket etmez olduk… Sanırım, zayıf insana rastlamak güç olacak aramızda.

Ama en önemlisi, aldanmamak lazım söylenen yalanlara. Çoğu insan sanal alemde gerçeği değil, kurduğu hayalleri paylaşmakta. Yani, hayali bir hayat yaşamakta… Tanıttığı kendi değil, olmak istediği kimliğe bürünüyor oysa. Zayıf ya da kilolu, genç ya da yaşlı, evli ya da bekar olması önemli değildir orada. Bu yüzden duygular ani ve yoğun yaşanır, kolaylaşır hoşlanma. Sınır yok sanal dünyada. Paylaşılıyor sorunlar tanımadığın bir insanla. Geçici rahatlık yaşattırıyor bu durum. Sevgi ve ilgi yoksunluğu gideriliyor en başta. Halbuki sonu hüsran oluyor çoğunlukla.

Görmeden sevmeler, dokunmadan sevişmeler, ikonlar yoluyla öpüşmeler… Kabul gördü aramızda. Evlisi de yaşıyor, bekarı da. Rekor rakamlara ulaştı aldatmalar sanal yolla. Önce tanışma, sonra yazışma, sonrası camda, hoşlandıysan buluşma… Sistem herkeste aynı işliyor, başka yolu yok sanalda.

Peki;

Çekingenlik ve içe kapanıklılık mı?

Gerçeklerden korkup kaçmak mı?

Sevgiye ve ilgiye açlık mı?

Can sıkıntısını gidermek, sorunları unutmak mı?

İstediğimiz gibi biri olabilmenin kolaylığı mı? Bizi itiyor yaşamaya sanal dünyada.

Şimdi;

Ya! Devam etmek var… Sanaldaki yalan hayata. Ya da! Korkmadan yaşamak var… Gerçek hayatta.

Hepimiz adına; Özlediğimiz sohbetlere kavuşabilmeyi, gerçekten hissederek sarılabilmeyi, olduğumuz gibi görünebilmeyi diliyorum yaşantımızda.

İlgili yazılar

‘Mutluluk’ Elde Edildiğinde Biten Sanal Bir Duygu mudur?

İlişkilerde Direnç ve Kutuplaşma


Odaklanma ile İlişkilerin Güçlensin

Gerçeklik ve ilişkiler: Biz kendi izlerimizi süren ruhlarız!

PAYLAŞ
Önceki yazıDürüst olun erozyondayız
Sonraki yazıSevgiden Nefret Doğar mı?

20 Haziran 1960 tarihinde İstanbul’da doğdum. Ailenin küçük kızı olmama rağmen; gerek yetiştirilmem, gerekse kişilik olarak babamın genç yaşta ölümüyle birlikte sorumluluğu haylice üstlenmiş bir durumda büyüdüm. Yapmak istediğim ve hayalini kurduğum birçok şeyi bazı aksilikler (şanssızlık da denebilir) neticesinde yapamamanın üzüntüsünü hep yaşamışımdır. Hayatımdaki en güzel ve en olumlu şeyin, şimdilerde genç bir delikanlı olan oğlum olduğunu düşünüyorum ve bunun keyfini yaşamanın tadını çıkartıyorum.

Özel sektörden satış ve organizasyon sorumlusu olarak emekli olduktan sonra, 40’lı yaşlarda almış olduğum eğitimler neticesinde güzellik uzmanı eğitmeni oldum.

Çocukluğumdan beri sanata ve edebiyata olan düşkünlüğümden olsa gerek, ilk yazım ‘Palyaço değilim’ ile başlayarak, bugüne kadar 50’yi geçen yazı yazdım. Bana huzur veren bu işimi devam ettirmek en büyük arzum…

Hayatın iniş ve çıkışlarla geçtiğini kabul ediyorsak; inişlerde yaşanan o güçlükler ve zorluklar çok canımızı acıtmış oluyorsa da; buna rağmen, bazılarımızı olgunlaştırıyor diyebiliyorsak eğer! Ben o bazılardanım işte…

Geçmişe dönük keşkelerim yok, gelecekte yapmam gereken çok işlerim var artık…