Türkiye’de bilimin ışığında ilericilik ve gericilik

Türkiye ve özellikle Orta Doğu ülkelerinin hemen hemen gündeminden düşmeyen bir sorundur ilericilik ve gericilik. Türkiye’de ise bu sorun akımı Atatürk döneminde yaşanan Menemen hadisesi ile gündeme gelmiş ve inkılapların sisteme girişleri ve devlet idaresinde meydana gelen değişimlerle birlikte sürekli olarak gündemde kalmayı başarmış bir konu olarak günümüze kadar gelmiştir.

türkiye bilim ilericilik gericilik

Örnek vermek gerekirse yeri gelmiş padişah yanlıları için gerici, cumhuriyet yandaşları için ilerici denmiş; yeri gelmiş inkılap karşıtları için gerici hatta yobaz, inkılap sevdalıları için ise ilerici sıfatları kullanılmıştır. İlericilik ve gericilik yaftası her alanda yaşanabilecek her tartışmada tarafların biri için kullanılabilecek bir sıfat haline gelmiştir.

Yeri gelmiş kürtajı kabul ettirmek isteyenlere ilerici; kürtajı onaylamayanlar ise gerici, örümcek kafalı olmuştur. Sırasında kadının sosyal hayattaki yerini tartışan taraflardan sınırsız özgürlük ve eşitlik isteyenler ilerici, bazı sınırlamaların olması gerektiğini savunanlar ise gerici sıfatını üzerilerine serpmişlerdir.

Oysa yıllar boyunca bu iki kavram arasında bağrışan, çatışan ve savaşan gruplar, acaba bir kez olsun durup kendilerine hakkıyla ilericiliğin veya gericiliğin neler olduğunu; bu kavramları kullanmak veya sahiplenmek için mevcut hedefte olması gereken sebeplerin neler olduğunu, ne kadar olması gerektiği ve özellikle bu sebeplerin kimler tarafından hangi kriterler doğrultusunda belirlendiğini sorup sormadıklarını merak ediyorum.

Şimdi okuyucular sorabilir, “Bunca tartışma neden? Bunca soru neden bunca karışıklık niçin?” diye. Söyleyeyim. Geçen hafta elime Cengiz Özakıncı‘nın 2001 yılında genişletilmiş baskı ile yayına çıkmış olan İslam’da Bilimin Yükselişi ve Düşüşü adlı kitabı geçti. Üniversite yıllarında alıp bir kenarlara attığım sonrasında elime tekrar alarak okumayı başardığım bir kitap oldu. Kitap ile ilgili olarak söyleyebileceğim yargılardan biri; uzun ve araştırma temalı bir kitap olmasına rağmen bir solukta ve ilginç bularak okuduğumdur. Buradan şu sonuç çıkması ise düşünürlerin hatasıdır; kitabı ya da içindeki düşünceleri benimsediğim ya da reddettiğim anlamına gelmiyor bu sözüm. İşin burası bana kalsa daha iyi olur.,

İlericilik ve gericilik

Kitabı bitirdikten sonra aklımda türlü sorular oluştu. Bu sorular için değişik kaynaklardan değişik cevaplar edindim. Aslında insanoğlunun yaşam ihtiyaçlarını karşılayıp, sonrasında bir arada yaşam sürmesine başladıktan sonra insan hayatına giren sanat, bilim ve sosyoloji konularının başladığı günden beri ilericilik ve gericilik, gündemimizden düşmeyen bir sorun haline gelmiş. Ve özellikle vahiy yoluyla gelen dinler ile birlikte bu gericilik ve ilericilik sıfatları dindar olarak adlandırılan insanlar ile değişiklikler ve yenilikler peşinde koşan insanlar arasında kullanılan kavramlar haline gelmiş.

Hafife alınmasın, tarihin birçok döneminde insanlar sırf gericiliklerinden dolayı katliamlara veya işkencelere maruz kalmış. Örneğin Roma’da Hristiyanlar, yönetimi tamamen ele geçirdikten belli süre sonra yaptıkları ilk iş, çok tanrılı dine inanan halkı ve bu halkın ürettiği gerek sanat gerekse bilim alanındaki eserlerini tahrip etme, yıkma ve katletme olmuş. Bu yıkımın insanlık tarihine verdiği zararı ise tarif etmek hesaplamak mümkün değil.

İlericilik nedir?

Şimdi burada şunu sormak lazım ilericilik nedir? İlericilik terim anlamı olarak ilerlemeden yana olan kimse anlamına gelmektedir. Peki, ilerleme nedir? İşte burada ilerlemeyi değişik alanlarda ve farklı anlamlarda ele almak mümkün. Örneğin toplumsal anlamada bakıldığında ilerleme toplum için, insanlık için olumlu anlamda atılan adımlar ve değişiklikler olarak tanımlanabilirken, bir şirket açısından bakıldığında ilerleme şirketin kar oranlarının ve iş kapasitesinin artması anlamına gelmektedir. Buradan çıkaracağımız ortak sonuç ise sadece ve sadece olumlu yönde olan değişmelerin ilerleme olarak adlandırılabileceğidir.

Ani ilericilik demek, insanlık hakkında olumlu yönde yapılabilecek değişimlerin tarafını tutan ya da bu düşünceleri benimseyen kişidir. Roma’nın birikmiş olan sanat ve bilim verilerini sırf dinsizlerin elinden çıktı diye yok eden bir topluluğun attığı adımlar kesinlikle gericilik olarak nitelendirilebilir. Ama her yıkım ya da ortaya sunulacak olan yeniliklerden bazılarına müsamaha göstermemek kanaatimce gericilik sayılmamalıdır. Zira ilericiliğin baz alacağı tek kriter vardır; o da olumlu yönde olmasıdır.

Türkiye’de ilericilik ve gericilik

Bizim ülkemizde de her zaman ilericilik ve gericilik gündemden düşmeyen konuların başında gelmiştir. Örneğin 90’lı yıllarda yaşanan başörtüsü krizini ele alalım. Bu çatışmaların yalandığı sürelerde özellikle medya ve dönemin iradi güçleri indinde başörtüsü ile okula girmek isteyenler, okumak isteyenler ve çalışmak isteyenler gerici diye adlandırılırken, giyinişine zerre kadar dikkat edilmeyen ama başörtüsünü kendine ait sandığı yaşam alanında istemeyen zümre ilerici olarak reklam edinmekteydi.

Şimdi burada sorulacak soru şu? Başörtü giymek ve ülkesinde adım attığı her yerde bu örtüyü kullanmak isteyen biri hangi sebep ve kriter göz önüne alınarak gerici olarak adlandırıldı? Bu durumun toplum açısından olumsuz olarak kabul edilebileceği hangi sebep kıstasa dahil edilerek gerici diye yaftalandı? Diğer açıdan bakalım; başörtüyü sadece kendine ait gördüğü alanlarda istemeyen zümre, hangi kriterler ve sebepler doğrultusunda ilerici diye anıldı? Başörtüsünü kamu alanlarından uzaklaştırmanın neresi bu belirleyici bireyler tarafından toplum açısından olumlu bir değişiklik olarak görüldü?

Kuran kursları

Gelgelelim başörtüsünü hedefe koyan güruh, sonrasında Kuran kurslarını da nişangahına yerleştirmiş ve bu sefer yaşları yedi ila on beş arasında değişen çocuklarının Kuran eğitimini ve İslam ahlakını öğrenmesinin önüne de ket koymuştu. 1998’de sekiz yıllık zorunlu eğitimin gelmesinin akabinde kurslar ilkokul ve ortaokul öğrencileri için artık gidilebilecek yerler listesinden çıkmıştı. O dönemler namaz kılan bir ortaokul öğrencisi ve onu destekleyenler gerici diye adlandırılıyorken, ne yaptığını hangi gerçeğe veya ilkeye yönelik hareket ettiğini bilmediğimiz hatta sorgulamadığımız zümre sırf bu ve benzeri durumlara karşı diye ilerici olarak lanse edilmekteydi.

Bazen bu tartışmaların içinden çıkamayan ve açıkçası kendini savunacak bir söz bulamayan kimseler son koz olarak da Atatürk ve inkılaplarını savunma malzemesi haline getirerek, aslında seviyesizce ve korkakça Atatürk adını kullanarak karşı tarafa saldırıp alaşağı etmeye kadar gidiyordu. Evet, toplum içindeki bazı kişiler ve bu kişilerin oluşturduğu dinamikler maalesef dini değerleri savunanları Atatürk ismini kullanarak gerici diye yaftalarken kendilerini yine Atatürk isminin gölgesinde ilerici olarak adlandırıyorlardı. Göremedikleri şey ise toplum indinde Atatürk ile dini karşı karşıya getirdikleri gerçeğiydi.

Din farklıdır, dini yaşayan kişi farklıdır

Unutulmaması gereken tek kaide, ilericilikte baz alınacak tek kriter olumlu yönde olan değişimlerdir. Ve yine dikkate alınacak başka bir husus ise din ile dini yaşayanlar arasındaki farkın asla göz ardı edilmemesi gerektiğidir. Hatırlayanlar vardır; bir ara dindar olarak adlandırılan sözüm ona bazı kişi ve cemaat liderleri kullanılarak, yani onların yaptıkları kötü işler ve suçlar göz önüne getirilerek bu ülkede dindar kesim kötü ve yobaz olarak gösterilmeye çalışıldı. İnsanların dindar insanlara olan inançları sarsılmaya çalışıldı. Burada da unutmamamız gereken bir ilke olmalı: Din farklıdır, dini yaşayan kişi farklıdır. Ve insanların peşinden gitmesi gereken olgu; insanlar değil, dindir. Kişiler ancak rehber olabilir ama kavramak ve kavradığını düşünce ve davranış haline getirmek yine insanların kendisine kalır.

Bilimin ışığında ilericilik ve gericilik

Bilim açısından ilericilik ve gericilik ele alındığında ise karşımıza yine aynı kriter çıkar. Olumlu yönde değişimler ve buluşlar ancak bizim için ilerici olarak kabul edilebilir. Bu bilim dünyasının da göz önünde bulundurduğu bir gerçektir. Zira insanlığa yaramayacak hatta insanlık için zorluk çıkarıp değişik kötü sonuçların doğmasına neden olabilecek nitelikte buluş ve icatlar, zannımca ilerleme ve ilericilik olarak adlandırılmamalıdır.

Sözüm ona görme yetisini kaybetmiş olan bir insana yapay bir göz icadı ilericilik olarak sınıflandırılırken, kitle imhasında kullanılan silahların üretilip geliştirilmesi bence ilerleme değil sadece ilerleme alanında atılan adımların yan etkileri olarak değerlendirilmelidir. Velhasıl kelam her ilerleme bir değişiklik olabilirken her değişim ve yenilik bir ilerleme olarak görülemez ve değerlendirilemez.

Yeni Türkiye’nin Ahlaki Restorasyonu

Atatürk’ün Medeni Bilgiler kitabında İslam

İstanbul'da okudum. Van'da öğretmenlik görevime başladım. Sonrasında yolum Şanlıurfa'ya düştü. Ne zaman başladım yazmaya bilmiyorum. Ama kendimi yazarak yaşamaya adadım. Ben sözden daha kuvvetli olanın sözü yıllara karşı dayanıklı kılanın yazı olduğuna inanırım. Düşüncelerin sözlerde eskidiğine yazılarla geliştiğine inanırım. Hayatımızın her alanında yazı ile barışık olma ümidi ve dileği ile yazılarımla burada olacağım. Bunun için Indigo Dergisi ailesine sonsuz teşekkürler.