İnsan ve Dünya: Bütün bunlar ne için?

İnsanın biyolojik olarak varlığı dünyanın ekolojik dengesine bağlıdır. Bugüne kadar çevre gönüllülerinin de sık sık dile getirdiği, üzerine kafa yorduğu dünyanın ekolojisi ile ilgili üretilen sloganlar, insanın yalnızca biyolojik devamı ile ilgili kalmış durumdadır. Peki ya beşere rağmen insanın var olma mücadelesini, ‘insan’ gibi insanın devamını neden kimseler gözümüzün önüne sermez?

İnsan ve Dünya: Bütün bunlar ne için?

Sanman taleb-i devlet ü cah etmeye geldik
Biz aleme bir Yâr için ah etmeye geldik. (Yenişehirli Avni)

Tuhaf… Çok tuhaf!

Yaşadığımız dünya, burada insan olarak var oluşumuz, dünyayı ve kendimizi tanımaya çalışmamız, bitmek tükenmek bilmeyen çabamız ve doğaya karşı direnişimiz, bir an durup düşünüldüğünde oldukça tuhaf görünüyor. Nasıl bir yer bu dünya? Nasıl var oldu? Nasıl bir şey bu insan? Niçin dünyayı bu hale getiriyor? Hangi güdü ile yapıyor tüm bunları? Öleceğini bilen tek canlı olduğu iddia edilmesine rağmen, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyayı kollarının arasına almak, kucaklamak, kavramak istiyor. Şehirler ülkeler kuruyor, buna medeniyet adını veriyor, yasa üretiyor, düzen kuruyor ve düzene uymayanlara kendince adalet uygulayıp ceza veriyor. Zaman zaman da kendi kurduğu düzen ayaklarına pranga oluyor. Kendi kurduğu tuzağın yemi haline geliyor.

İnsan neslinin devamı için dünyanın insanın doğası için elverişli bir yer olarak kalmaya devam etmesi gerekir. Bu biyolojik ve ekolojik bir gerekliliktir. İnsanın biyolojik olarak varlığı dünyanın ekolojik dengesine bağlıdır. Bugüne kadar çevre gönüllülerinin de sık sık dile getirdiği, üzerine kafa yorduğu dünyanın ekolojisi ile ilgili üretilen sloganlar, insanın yalnızca biyolojik devamı ile ilgili kalmış durumdadır. Peki ya beşere rağmen insanın var olma mücadelesini, ‘insan’ gibi insanın devamını neden kimseler gözümüzün önüne sermez?

İnsanın psikolojik ve ahlaki devamlılığı

İnsanın psikolojik ve ahlaki devamlılığı hususunda gönüllüler çevre gönüllülerine nispeten oldukça az ve dağınık bir yapı görüntüsü sergilemektedir. Hayatımızı kuşatan kapitalizm, günlük yaşamın kısırlığında otomatikleşen ve robotlaşan insan, yapay zeka ürünü otomasyonların ortaya çıkardığı insanlaşmaya evrilen robotlar, kaotik bir yapıya doğru ilerleyen dünya ekolojisi ve siyaseti, ölümler, katliamlar ve en önemlisi umursamazlık yaşama evrenimizi çekilmez bir hale getirmiştir. Bu gidişe dur demeye çalışanların sesleri cılız çıkmaktadır çünkü iktidarın gücünden mahrumdurlar. İktidarlar şeytanla, yani düzenle bir şekilde anlaşabilmeyi göze alanların olmaktadır.

Böyle karmaşık bir görüntü çizen hayatımız bizi o kadar içerisine çekmiştir ki kendi yaşamımız ve öz benliğimizle ilgili en ufak bir fikir edinmemize fırsat vermez. Bunca koşturmaca ve kargaşa bir şekilde sürüp giderken kendimizi bir an olsun İbn Sina’nın Uçan Adamı gibi her şeyden çekip alarak düşünmeye çalışalım ve soralım: Nereye gidiyorum?
Kur’an da sormuyor mu zaten: “Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?”

Benliğe Ayna: Dost

Eskiden dostlar vardı. Dostlarla hasbihal edilen dost meclisleri bir de. O meclislerde kendimize ve var oluşumuza ayna olan bir dost mutlaka olurdu. Dostlar azaldı artık, çünkü insan azaldı. Dost dediklerimizin sözleri çok keskin bir bıçak gibi en derine ulaşır. Dostu kavramsal olarak insanın kendisine ayna olan insanlar ve haller için kullanıyorum. Bir psikolog gibi sizi kalbinizden söküp alan ve ortaya seren kişi veya durumdur kastım. Bunun gibi dostlar kalmadıysa etrafımızda sığınacağımız yer acıdır. Acı felsefenin ve dönüşümün başlangıcıdır. Acımızı, ahımızı yani insanlığımızı koruyalım ki kendimizi deşmeye ve böylelikle anlamaya ve bilmeye kapı açabilelim. İnsan ancak zayıflığında kendisiyle karşılaşabilir çünkü.

Elimizde yalnızca yar için tüketeceğimiz son bir nefesimiz ve bir ah demeye takatimiz kaldı. Yüceler bize de “Şimdi mi?” demeden son gücümüzle derin ve sesli bir ah etmeye ihtiyacımız var. Hem de hakiki yar için. Kafka’nın dediği gibi:
“Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla…”

Derdi Kendisi Olan Bir İnsan: Kafka

Kafka, kendisinin dışında bir başkasıyla meşgul oluyor gibi görünse de aslında derdi kendisiyledir. Meselesi insanlar değil insandır. O yüzden hayatından uzun süreli ilişkiler kurduğu insanlar geçmiştir. Felice, Milena, Dora, Oskar Baum ve Max Brod gibi bir çok kişide Kafka içindeki insanı aramıştır. Meselesi kendisidir. Yıllarca başkalarına konuşmuş gibi okusak da Kafka’yı, o hep kendisine konuşmuştur, kendisi olmaya aday içindeki insanına seslenmiştir.

Bir ses verelim içimize…Çok uzaklara ulaşmasını istercesine, uzak dağlardan yankılanacak bir tonda ah çekelim. Ah edelim ki ciğerden dilimize gelen hüznümüz seslendiğimizin çok uzaklarda değil de hemen yanı başımızda olduğunu göstersin bize. Kalp atışımızda, kanımızın akışında, şah damarımızda bulalım onu. Canımızdan yakın canımızı… Candan yakın olan kendimizi… Kafka’yı bir ömür inleten insanı…

Değersiz hayaller gibi insanlığımızı da yok mu ettik?

İnsanlık yalana teslim olmuş