Gecikmeden yeni hayaller ve yeni renkler lazım

Hayallerle yaşarız… Çocukluk yıllarından itibaren biriktirir, yüklerimizle kendimize bir dünya kurarız. Bazıları için pembe, bazılarına mavi, bazen de turuncudur var olan.

Gecikmeden yeni hayaller ve yeni renkler lazım

Gecikmeden yeni hayaller ve yeni renkler lazım…

Öğretmenlerimizin sözleri, söyledikleri annemizin memesi kadar kutsallaşır bizim için. Öyle ki bir ömür taşırız heybemizde. Okulda bir cebimizi, evde başka birini doldururuz öğrendiklerimizle. Her yeni gün yeni bir yaşantı getirendir çocukken. Babanın ses tonu, yaklaşımı, annenin ihtiyaç gideren joker tutumu, arkadaşın içine gömülmenden, sessizliğinden kurtaran kahramanlığı, kardeşin senin olanı paylaşarak çoğaltmasıdır çocukluk.

Sonra büyürüz ve her gün aynıdır sanki, hiçbir şey değişmez gibi. Önce çocukken kurduğumuz hayalleri unuturuz, sonra kendimize dair her şeyi. Yalnızlığımızdan, içimizden, uzaklaşır iş telaşında kayboluruz. Tek sorumluluğumuz çalışmak gibidir mantığımızca. Çalışırız, üretiriz, dilimizde pelesenk olmuş sözcüklerle yaşar gideriz. Sonra depresif zamanlar gelir girer hayatımıza, genellikle hiç beklemediğimiz bir anda. İçimize çekilerek değerlendirme vakti olduğunu görmeden bu zamanları yok etmeye çalışırız. Sorgulamanın, yeniden düşünmenin, hayal kurmanın lügatımızda yeri kalmamıştır. İçimizde bir ses, çocuk masumluğunu anar, onu kutsar ve her kutsal tabu gibi ona yanaşamaz, yaşayamaz.

Sonra ağarır gökyüzü. Daha az renk görür daha az işitiriz. Memnuniyetsizlikle savaşmaya, yeniden umut yeşertmeye çabalarız, tam da vazgeçmişken hayat bizden. İşte o vakit anlarız ki aslında neler sığdırmışız ömrümüze. Yaşamın akışında göremediklerimizi, hissedemediklerimizi anarız tebessümle. Aslında fütursuzca nefes alış verişimiz, bilinçsizce sevişlerimiz ve engellediğimiz sevişmelerimizde gizlidir tam da yaşam. Arkadaşımız ki o tüm toplumdur bizim için, yalnızlığımızı alırken unutturmuştur bize içimizdeki ahengi. Yaşadıklarımızı pay ederken görememişiz yenilenen yaşantıları, duyamamışız içimizde yeşeren filizleri. Hep aynı kalmış, çocukken büyüttüklerimizle heybemizi doldurmuş, yeni açacak çiçeklere yer bırakmamışız.

Bazı zamanlar heybemizi indirip kurcalama vaktidir. Geç olmadan, ağarmadan, her milyon nefesimizde bir temizlemeliyiz heybemizi. Eskimişleri çıkarıp yenileri eklemeli ve bakım yapmalıyız özümüze. Belki de o vakit artık kutsal olan biz oluruz, çocukluğumuzu özlemle anmadan…

PAYLAŞ
Önceki yazıAtatürk’ün emanetine ne kadar sahip çıkabildik?
Sonraki yazıUluslararası Motorsporları Rallisi Marmaris’te
Özlem Akkel | Psikolog/Terapist. Kadıköy 1983 doğumlu olan yazar 8 yaşından itibaren yazdığı şiirler ile yaşamdaki konumunu tanımlamıştır. 2006 yılında psikoloji bölümünü başarı ile bitirdikten sonra meslek hayatında birçok eğitim ve sertifika programlarına katıldı. Psikolog olarak aldığı görevlerin yanısıra çeşitli dergi ve gazetelerde mesleki ve edebi yazıları yayınlandı. “3’e 1 Kala Babam ve Ben’’ adlı bir şiir kitabı ve “ADAM Yüzleşme” adlı bir psikolojik romanı 2014 yılında yayınlandı. Halen Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans programına devam etmekte ve aktif olarak psikoloji alanında çalışmaktadır. Bununla birlikte Adam Yüzleşme romanı serisinin ikinci kitabını yazmaktadır.