20’li yaşlar: Hayattan ne umduk ne bulduk?

Hayatımızın 20’li yaşları… 20’li yaşlardaki en büyük umudum, hayatımın ilerki dönemlerinde kaderimin, büyük umutlarımın yüzünü kara çıkartmamasıydı. Bu umudum, saltanatının ardından sararan yapraklarını dökerken tek tek, bir baktım ki gündüzlerim kısalmış, gecelerim uzamış, güneşler doğana dek…

20'li yaşlar: Hayattan ne umduk ne bulduk?

Hayatımızın yönünü belirleyen 20’li yaşlar

Hayata gözlerimizi açtığımız zaman, aslında her birimiz ne kadar da naifiz. Ne kadar saf gözlerle dünyaya bakıyor, ne ufak şeylerde mutluluğu yakalayabiliyoruz… Ta ki kırılma noktasına varana dek…  20’li yaşların ilk yarısında, üniversite arkadaşlıkları ve dersler en baş sırada yer alıyor hayatımızın önem listesinde.

Okulu birincilikle bitirmemizi söylüyor velilerimiz, şartlandırılıyoruz güzel bölümlerden mezun olunca, büyük firmaların bizleri kapıda karşılayacağına. Duvara asılacak olan derece belgelerine duyulan arzu, kör ediyor gözlerimizi gençliğimize…

Erkenden hırslandırılıyoruz, büyük bir yalana inana inana… Doyamıyoruz, başardıkça daha da fazlasını istiyoruz, ne de olsa gözümüz en yükseklerde… Derslerden arta kalan zamanlarda üniversite arkadaşlarımızla beraber oluyoruz. Belki de ilkokul ve lise arkadaşlıklarımızdan sonraki en masum arkadaşlıklar kategorisinde kampüsdaşlarımız.

O kadar mutlu oluyoruz ki o arkadaşlıkların kattıklarıyla, hayatımızın hep böylesine saf ilişkilerle yürüyeceğine inanıyoruz, en azından bunu ümit ediyoruz birçoğumuz. Bir de mutlaka o dönem, kesinlikle evleneceğimize inandığımız bir sevgilimiz oluyor. Bazen çok zeki, bazense çok çalışkan olması kör ediveriyor gözlerimizi ve bir anda, hayatımızın insanını bulduğumuza inanıyoruz çalışkan ve başarılı.

20’li yaşların ikinci yarısına girdiğimiz zaman ise, bir nevi ilk yarının rövanşını oynamaya başlıyor bizlere hayat sanki…

O her an beraber olduğumuz arkadaşlarımız genelde uzaklaşıyorlar bir bir… Her gün beraberken senede belki bir defa duyuyoruz seslerini… Okulu dereceyle bitiriyoruz belki ve akabinde mülakata çağrılabilmek için adeta parçalıyoruz kendimizi. Derslerdeki başarı ile hayat başarısı arasındaki farka işte bu dönem açılmaya başlıyor gözlerimiz.

Diplomalarda yazan not ortalamaları değil, ikili ilişkilerdeki sağlamlığımız, çok fazla insan tanıyor olmamız ve biraz da şansımızın olması gerekiyor, hem iyi bir işe girebilmek hem de hayatta ilerleyebilmek için. Diplomalar, geleceği garantilemeyen beyanlar olarak alırken duvarlardaki yerlerini, işlevini insan ilişkilerine ve şansa devrediyorlar.

Kampüs hayatının saf ilişkilerine gelince… Hayatta en mumla aradığımız, ancak tekrarına bir daha zor rastlayacağımız arkadaşlıkları mırıldanır oluyoruz bir şarkı misali hasretle ve özlemle… Menfaatin kol gezmeye başladığı ikinci yarıda, paranoyalarla doluyor ilişkilerimiz adeta. Çalışkan ve zeki beyaz atlı prense gelince… O da kimi zaman çocukluğumuzda okuduğumuz ya da dinlediğimiz masal gibi mazide kalıp gidiyor. Ama kimi zaman da oluyor ki hayatın karanlığının içinde adeta bir yıldız gibi parlayıp, gönlümüzün sahibi olmayı başarıyor.

20’li yaşlar, kendi içinde bir maç gibidir. İlk yarında kazananlar, ikinci yarıda kaybedebilirler. Ama hayat bu, belli mi olur. Bazen de ikinci yarının kazananlarıdır ilk yarıyı kaybedenler. Hayatımızın yönünü veren bu yaşa hakkını en iyi şekilde vermeniz ümidiyle…

En iyi yaş hangisi? 35 yaş neden dönüm noktası?

1981 doğumlu olan Bahar Eşin, Avusturya Lisesi’nde aldığı eğitimin ardından, Marmara Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü birincilikle bitirmiştir. Ardından eğitimini, yine Marmara Üniversitesi’nde, bu kez İngilizce MBA Masterı yaparak sürdürmüştür. Bahar Eşin, beş senedir Almanya’da yaşamakta ve evlidir. Nisan ayında bir çocuk sahibi olan Eşin, Almanca, İngilizce ve Fransızca bilmektedir.