Türkiye’de kurumlar şeffaf ve hesap verebilir olmalı!

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin araştırmasına göre Türkiye’deki kurumlar etkin, hesap verebilir, şeffaf ve katılımcı bir yönetim anlayışını hayata geçiremiyor.

Uluslararası Şeffaflık Derneği'nin araştırmasına göre Türkiye'deki kurumlar etkin, hesap verebilir, şeffaf ve katılımcı bir yönetim anlayışını hayata geçiremiyor.

Türkiye’de kurumlar ne kadar şeffaf ve hesap verebilir durumda?

Uluslararası Şeffaflık Derneği, Türkiye’nin 15 kurumunu derinlemesine inceleyen ‘Türkiye Şeffaflık Sistemi Analizi’ni yayınladı. Rapora göre, kurumlar yeterli sayılabilecek kaynaklara ve yasal çerçeveye karşın; etkin, hesap verebilir, şeffaf ve katılımcı bir yönetim anlayışını hayata geçiremiyor. Bunun en önemli nedeni yetersiz ve zayıf uygulama olarak görülüyor.

Rapora göre; yürütme erkinin diğer kurumlar üzerindeki nüfuzu, özellikle de yargı kurumlarını siyasallaştıran etkisi ve basın özgürlüğünü ihlal eden yasak ve kısıtlamalar siyasi iktidarın denetlenmesini güçleştiriyor.

İstinaf Mahkemeleri Yargımızı nasıl etkiler?

Uluslararası Şeffaflık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı E. Oya Özarslankonuyla ilgili olarak, “Türkiye’de siyasi güç, diğer kurumları etkisizleştirecek şekilde, yürütme erki üzerinde yoğunlaşmaktadır. Temel kurumların bu kadar düşük puanlar almasının ana nedenlerinden biri bağımsızlıkları önündeki engellerdir” dedi.

Loading...

Avrupa Birliği ve Açık Toplum Vakfı‘nın desteğiyle hazırlanan rapor, 100’ü aşkın ülkede Uluslararası Şeffaflık Örgütü‘nün yöntemiyle, devletlerin iyi yönetişim ilkelerine uyum sağlayabilme ve yolsuzlukla mücadele alanlarındaki yeterliliklerini ölçmek üzere yürütülen bir araştırmanın sonucu. Türkiye Şeffaflık Sistemi Analizi*; kurumların verimli ve etkin bir biçimde işleyebilme kapasitesini, iyi yönetişim ilkeleriyle uyumu ve yolsuzlukla mücadele performansı bakımından genel durumlarını bütüncül bir bakış açısıyla göstermeyi hedefliyor. Genel olarak sistemin değerlendirilmesinin yanı sıra özel olarak kurumları etkileyen zayıf yönler ve eksiklikler tespit edildi.

15 kurumdan 10’u zayıf not aldı

Değerlendirme kurumsal zayıflığın tüm sistemi etkileyen bir sorun olduğun gösteriyor. Hiçbir kurumun güçlü olarak tanımlanan puan barajını aşamadığı görüldü. Yönetişim anlayışının temel dayanakları olan 15 kurumun yalnızca 5’i orta derecede etkin görünürken, geri kalan 10 kurum zayıf olarak değerlendirildi. Yürütme erki ve medya kurumları Türkiye Şeffaflık Sistemi’nin en zayıf kurumları olarak dikkat çekiyor. Yürütme erkinin tüm kurumların ve genel olarak sistemin üzerine düşen baskıcı gölgesi güçlü ve etkin bir şeffaflık sistemini olanaksız kılıyor. Gücün yürütme erkinde yoğunlaşması sivil aktörlerin (iş dünyası, medya, sivil toplum vb.) yolsuzlukla mücadele politikalarına ve uygulamalarına katılımını da zayıflatıyor.

Yayın yasakları ve TRT’nin ulusal yayıncılık karnesi

Güçlü bir demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan haber alma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü de yürütme erkinin kuşatıcı gölgesi altında kalıyor. Güçlü bir Türkiye Şeffaflık Sistemi üzerindeki en büyük engel kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanmaması ve yürütme erkinin denetlenememesidir.


2000’li yılların başında yolsuzlukla mücadeleye dair yapılan yasal iyileştirmelere karşın bu yasalar uygulanmadı ve son yıllardaki yasal değişiklikler şeffaflık sistemini zayıflatıyor.

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin güçlü bir şeffaflık sistemi için sunduğu temel öneriler şunlar:

  • Kuvvetler ayrılığı ilkesi güvence altına alınmalı ve ihlaller son bulmalıdır. Yürütme erki yetkilerini anayasal sınırlar içinde kullanmalı ve yargı kararlarına kayıtsız şartsız uymalıdır. Devlet kurumlarının denge ve denetleme işlevlerini etkin bir biçimde yerine getirmesi için gerekli bağımsızlık koşulları oluşturulmalıdır. Bu kurumlara yapılan atamalarda kadrolaşma ve partizanlık eğilimlerine son verilmelidir.
  • Yargı bağımsızlığı güvence altına alınmalı, yargının siyasallaşmasının önüne geçilmelidir. Hâkimlerin atanma işlemleri, yargı bağımsızlığını sağlayacak ve yargı erkinin özerkliğini güvence altına alacak bir biçimde yeniden düzenlenmelidir. Hâkimlere ve savcılara göreve başlamadan önce yapılan sözlü sınavları ve mülakatları değerlendirme yetkisi Adalet Bakanlığı’ndan bağımsızlığı sağlanacak şekilde idari yapısı yeniden düzenlenmiş HSYK’ya devredilerek yürütmenin bu sınavlar üzerindeki etkisine dair endişeler giderilmelidir. Bu sınav ve görüşmelerde sorulacak soruların mesleki nitelikli olması zaruri kılınmalı ve bu sınavların sesli (ve hatta ayrıca görsel) kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
  • TBMM’nin temsiliyet gücünün arttırılması ve seçmen iradesinin daha özgür bir biçimde kullanılması adına seçim barajı düşürülmelidir. Bu kapsamda RTÜK, Kamu Denetçiliği Kurumu ve YSK gibi kurumlara ilişkin atama süreçlerinin de temsiliyetçi ve adil bir anlayışla yapılması sağlanacaktır.
  • Milletvekili dokunulmazlığının kapsamı, ifade özgürlüğünü güvence altına alacak ve yolsuzlukla ilintili davaların görülmesine imkân tanıyacak bir biçimde yeniden tanımlanmalıdır. Bu kapsamda, milletvekillerinin malvarlıkları düzenli ve karşılaştırmalı denetime olanak sağlayacak bir biçimde açıklanmalıdır. Malvarlığı bildirimleri kamuoyunun erişimine açık olmalıdır.