Yayın yasakları ve TRT’nin ulusal yayıncılık karnesi

Devletlerin vatandaşlarından topladığı vergilerle finanse ettiği ulusal yayın organlarının diğer özel basın yayın kuruluşlarından farklı prensip ve görevleri vardır. Ülkelerin demokrasi koşullarına ve kültür özelliklerine göre ufak farklılık ya da ilavelerin olabileceği bu ilkeler, temel olarak her demokratik ülkede aynı olmalıdır.

Yayın yasakları ve TRT'nin ulusal yayıncılık karnesi

Manidar yayın yasakları

Devletler toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni ve toprak bütünlüğünün korunmasının sorumluluğunu taşırlar. Dolayısıyla devlet, sırlarının ortaya çıkmaması, suç işlenmesinin önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının muhafaza edilebilmesi için ulusal veya özel medyaya sansür veya sınırlama getirebilir. Fakat ülkemizde bu durum daha ziyade yetkililerin basiretsizliklerinden dolayı gerçekleşmiş olaylar ya da gene aynı kişilerin kişisel veya ailevi itibarını zedeleyebilecek söylemler oluştuğunda uygulanmaktadır.

Gerçekler susan değil, konuşan ve tartışan toplumlarda ortaya çıkar. Toplumun tehlike içinde bulunduğu iddiasıyla insanların iletişim hakkının ortadan kaldırılması, gerçeklerin bulunması değil, bilakis örtülmesi amacını güder. Zaten internet çağında bu yasakların bir anlamı da yoktur. Gerçi mevcut hükümeti destekleyen kesimin internetten ziyade televizyon aracılığıyla bilgiye ulaşabildiğini düşünürsek, bu uygulamaların amacının mevcut desteği kaybetmemeyi hedeflediği açıkça görülebilir. Ayrıca, özellikle terör olayları akabinde getirilen sansür ve yasaklar dünya medyasının daha çok ilgisini çeker ve ülkeye olan güveni etkiler.

Yayın yasakları, ülkede ne olduğunu merak eden halkın daha fazla galeyana gelmesine ve toplumdaki güvensizlik ve korku hislerinin artmasına da sebebiyet verebilir. Özellikle konu hakkında önceden bir fikri yoksa, insanlar medyadan edindiği bilgilerle kişisel duygu ve düşüncelerine hitap eden haberi seçerek kendi fikrini oluşturur. Bu sebepten  yargısız infazlar gerçekleşebilir.

Sansür ve yayın yasağı hallerinde hükümet ile havuz medyası diye tabir edilen yayınlar arasında bir sorun oluşmaz. Ana akım yayın organları ise vergi artırma tehditleri, hapse girme korkusunun getirdiği oto sansürden dolayı bu yasağa mecburen uyarlar. Bağımsız ya da muhalif gazete ve televizyonlar da kayyum atanarak ehlileştirilir. Muhalif gazetecilerin çoğu da zaten dönem dönem hapishanede bulundukları için özgürce yazamazlar.

Ulusal yayın organlarının işlev ve amacı

Ulusal yayıncılık radyo, televizyon ve diğer elektronik medya araçları aracılığıyla yapılan ve temel amacı halka hizmet etmek olan eylemdir. Halktan toplanılan vergilerle çalışan ulusal kanallar, devletin değil halkın yararı için kurulmuştur. Bu yüzden de ilave kazanç için ticari reklam alıyorsa bile, ticari bir yayın politikası uygulayamaz, reyting kaygısıyla yayın yapamaz. Devlet bu kanalların yayın politikalarına karışabilir ama yayın kurulunda alınan kararlara müdahale edemez.

Demokratik ülkelerde “4. Kuvvet” olarak tanımlanan medyanın toplum üzerinde çok büyük bir etkisi ve dolayısıyla sorumluluğu vardır. Bu sebeplerden dolayı da bu yayın organlarının uyması gereken bazı kurallar ve göz önünde bulundurmaları gereken prensipler bulunmaktadır. 1920 yılında kurulan İngiliz Yayın Grubu‘nun hazırlamış olduğu Ulusal Yayıncılık Kuralları bugün hala dünyanın birçok yerinde güvenilen ve örnek alınıp uygulanan bir modeldir.

Ulusal Yayıncılık Prensipleri nelerdir?

Günümüzde en tarafsız ve doğru yayın yapan yayın organı olarak bilinen BBC için hazırlanmış olan bu prensiplere göre, ülke halkına hizmet etmesi beklenen Ulusal Medya’dan beklenenler şunlardır:

  • Ülkenin her yerinden rahatça erişilebilmeli.
  • Haber, bilgi ve kültür programları ağırlıklı olmak üzere, dakik, gerçek, prensiplerine bağlı yayınlar yapmalı.
  • Günlük olarak güvenilir, tarafsız ve kesintisiz haber programları yapmalı.
  • Ulusal dili, kültürü ve kimliği güçlendirmeli, ulusal kimlik ve toplum bilincine katkıda bulunabilmeli.
  • Nötral ve objektif bir anlatım kullanmalı.
  • Genel ilgiye hitap edebilmeli, yayınların çoğu yerel yapımlar hazırlamalı.
  • Çocuklar ve gençlere yönelik programlara öncelik vermeli ve onların ruhsal ve kültürel gelişmelerini olumsuz etkilememeli.
  • Toplumdaki her türlü kesimin sesini eşit derecede duyurabilmeli, azınlıkların talep ve görüşlerine de eşit ölçüde yer vermeli. Ulusal kanallarda ülkede konuşulan azınlık dillerinde en az bir haber ve bir çocuk programı yayınlanmalı, dilin çoğunluk olarak konuşulduğu bölgelerde yayınların çoğunun o ana dile hitap eden yerel kanallar kurmalı.
  • Hükümet’in ve Meclis’in faaliyetlerini eksiksiz bir şekilde doğrudan halka aktarmalı. Seçim dönemlerinde her partiye eşit konuşma hakkı verilmeli, belirlenmiş konuşma zamanları haricinde yayınlanan haberler dengesiz olmamalı yani partiler üstü olmalı.
  • Kanıksanmış alışkanlık ve düşüncelerden uzak duramalı, Streotip yanı kalıplaşmış karakter yaratmaktan kaçınmalı.
  • Ülkenin genelince seyredilmeli, dolayısıyla diğer kanallar ile mukayese edilebilecek ve yarışabilecek programlar hazırlamalı, bunu yaparken niceliğe değil niteliğe önem vermeli.
  • Halkı kısıtlamaktan ziyade özgür düşünmeye sevk etmeli.

TRT'nin karnesi nasıl?

TRT’nin karnesi nasıl?

Demokratik toplum, koşullar ne olursa olsun, bireylerin özgürce konuşabildikleri, yorum ve eleştiri yapabildikleri toplumdur. Bu yüzden de ulusal yayıncılık demokrasinin temel taşlarından biridir. Peki bir ülkenin ulusal kanallarının başarılı olup olmadığı nasıl anlaşılır? Ülke halkının genel kültür ve eğitim seviyesi yükseliyorsa bu kurumların başarılı, yani doğru çalıştığı söylenebilir.

Beynelminel ulusal yayıncılık  prensiplerini ve ülkenin günümüzdeki eğitim ve kültür durumunu göz önüne aldığımızda, Anayasa ile Demokratik bir Cumhuriyet olduğu belirlenmiş Türkiye’nin TRT yayın organlarının ulusal yayıncılık prensiplerini gerçekleştirebildiklerini söyleyemeyiz. Bünyesinde çalıştırdığı personelin genelde Basın Yayın ya da Medya ile alakalı okullarda okumadığı ve çoğunun bakan ve vekil yakını olduğu bilinen bu kurumun doğru ve başarılı bir iş yapması da zaten beklenemez.

İlgili yazılar

Önceki yazıİstanbul Valisi teröre karşı dikkatli ve uyanık olunmasını istedi
Sonraki yazıManşetler bomba olup patlarsa
1974 Ankara doğumlu ama 2 yaşından beri Istanbullu. Çocukluk ve gençliği cimnastik ve dans çalışmalarıyla geçti. 2000 yılından beri yoga yapıyor. 2002 yılında evlenip yurtdışına yerleşti ama bir ayağı hep Istanbul'da oldu. Çocuklardan sonra, Norveç'te hayalindeki işin eğitimini alma fırsatı geçti eline. Trondheim Üniversitesi'nde Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans okudu. İki yıl Zürih, 10 yıl Trondheim'da yaşadıktan sonra 2014 yazında eşinin memleketi Almanya'ya yerleşti. Şİmdi iki oğlu ve eşi ile sakin bir hayat sürmekte, ve Türkiye'nin Gezi Gençleri'nce yönetileceği çağdaş bir ülke olduğu hayalini kurmakta. // ENGLISH: Born in Ankara in 1974, moved to Istanbul at age 2. Spent lots of time with gymnastic and contemporary dance at early ages but last 15 years practices rather yoga. Married to an German man in 2002 and move to Zurich. Later lived 10 years in Norway/Trondheim and eventually settled down in Germany. Studied Media Science in Trondheim and finished master degree in 2012. Has two sons. Looking forward the days that Turkey is eventually leaded democratically by the Gezi youth.