Soma: Bu kadar bilmezdik kömürün karasını!

Soma! “Mahmut’u çıkarın abi! Beni bırakın. Mahmut’u çıkarın! Mahmut’un karısı hamile!” “Oğlum yüzme bilmez ki…” “Çizmelerimi çıkarayım mı; sedyeyi kirletmesin?”

Soma: Bu kadar bilmezdik kömürün karasını!

Hatırladınız mı; bu sözleri? Yitip giden 301 madenciyi hatırladınız mı? Maslak’ tan geçerken bildiniz mi altında yatan emekçileri? Unutmayanlar var çünkü! Hala ağlayanlar, hala acı çekenler var; anneler, babalar, çocuklar, eşler…. Peki bunları hatırlıyor musunuz?

“Babası ölen çocuklara yardım ettiğiniz için, keşke benim babam da ölseydi diyen çocuklar oluyor.”

Loading...

Fıtrat, kader, üç gündür aynı gömleği giyiyorum…

Ya olanlar? Tartaklanan, dövülen içi yanmış insanlar? Onları da mı unuttunuz? Unuttukça normalleşti her şey.

Mesela biliyor musunuz o ailelere hala tazminat ödenmediğini? Ölenin öldüğüyle kaldığını.

Soma: Bu kadar bilmezdik kömürün karasını!

Ölümler arttıkça onu da normalleştiriyoruz!

Soma’dan sonra Ermenek’te çöken madenle bir kez daha anladık. Ölümler arttıkça onu da normalleştiriyoruz. Kaderdir, fıtrattır diye diye es geçip; yitenin insan olduğunu unutuyoruz. Çünkü biz en güzel Soma’ da anladık; Kararan vicdanları.

En çok o zaman vuruldu yüzümüze o lanet olasıca sınıf ayrımı! Enkazdan çıkarılan işçinin mahcubiyetiyle söylediği “Çizmelerimi çıkarayım mı; sedyeyi kirletmesin” sözü vurdu; gerçeği tokat gibi suratımıza!

Soma: Bu kadar bilmezdik kömürün karasını!

Sınıfsal düzen; ekolojik besin piramidi gibidir. Piramit giderek daralır. Daraldıkça uçurum keskinleşir. Piramidin üstünde oturan işveren genel müdürü, genel müdür müdürü, müdür yardımcıyı, yardımcı şefi, şef kontrolcüyü, kontrolcü işçiyi son olarak işveren hepsini yerse, sorun olmaz.

Çünkü sistem tam olarak bunu getirir: Çalış çalış çalış!

Gece gündüz, aç tok çalış. Çalış ki düzen sürsün. Çalış ki çark dönsün. Çark dönerken hayatta kalırsan ne ala, yitip gidersen ne yapalım; kader, kısmet olmadı fıtrat! Sistem ağır ağır öğütür dişlilerin arasında. İlk zamanlar sesin çıkar; birlik beraberlik dersin sonra bir bakmışsın birliğinin içinde oluşmuş sınıf farkı! İşçi kardeşlerim, emekçi kadınlarım sözleri bir bakmışsın sadece meydanlarda söylenir olmuş!

Söylemeyen bir kesimin zaten değil meydanda, hiç bir alanda umurunda değil emek, hak, iş, çalışma…

Soma: Bu kadar bilmezdik kömürün karasını!

Onlar sade ve sadece gelenlerle meşgul! Gelen paralar, makamlar vs. vs.

Etiketler yapıştırılmış dört bir yanına, etiketini beğenmeyen; ezilmene, hakkının yenilmesine hatta ölmene bile ses çıkartmaz olmuş! Kısaca artık ölülerimizi bile ayrıştırdık. Senin ölün, benim ölüm, siz, biz, öteki, beriki diye diye parçalandık ve parçalanırken unuttuklarımızı Soma hatırlattı.

Mavi yakalı beyaz yakalı, beyaz beretli sarı baretli, işçi mühendis, uzman, hepsi toprağın altında kaldı. Üstte kalanlar; altta kalanlar için: ” Elbette araştırılacak, lakin görevlilerinde çoğu enkaz altında. Burada şu kadar iş güvenlikçi, bu kadar mühendis çalıştırıyoruz.” diyerek kararmış vicdanlarını biraz daha kararttılar.

Şimdi orada Maslak’ta yükselen binada devam ederken işler; biz öldük! Hala da ölmeye devam ediyoruz! Lakin alnımız açık. Tıpkı Orhan Veli’nin dediği gibi;


“Yüz karası değil, kömür karası
Böyle kazanılır ekmek parası…”

Tüm emekçilere, ekmeğini taştan çıkaranlara, çöpten çıkaranlara, dişlilerin arasında yok olmama savaşı veren herkese ve tabi ki ikinci yıl dönümünde Soma’da bize dünyanın en temiz şeyinin bazen bir çizme olduğunu öğreten o güzel adamlara saygıyla….

Ucuz ölümler ülkesi Türkiye