Yurtdışına ilk seyahat: Yurtdışı kim biz kim?

Yurtdışı… Sanırım ilk yurtdışı maceramla başlamak daha doğru olacak, ancak aklıma ilk gelen görüntüler oraya ait değil. Ben iyisi zihnimi düzene koymayı bir yana bırakıp başlayayım. Viyana’dayız, Avrupa’nın en medeni şehirlerinden birinde. Diyeceksiniz ki hepsi de medeni mi? Tabii konu Türkler olunca, bize göre hepsi medeni ancak Viyana ‘En’ oluyor burada…

viyana

Viyana’ya ayak basmışız buraya kadar gelip, ünlü konser salonlarının birinden senfoni dinlemeden gitmek olmaz dedik. Geldiğimiz gün bulabildiğimiz en yakın zamana biletimizi aldık. 6 gün sonrası için… Cuma akşam saat 8.30 da başlayacak olan konser saat 22.30′ da bitti. Caddede biraz yürüyüp ana metro durağına doğru yürümeye başladığımızda ben etraftaki sessizlik ve az kimsenin olmasından dolayı biraz tırstım ama renk vermedim. Tren geldi ve bekleyen 3 – 5 kişi ile birlikte bindik. 4 durak sonra indik ve kaldığımız eve doğru yürümeye başladık, işte o anda artık ben de eşim de panik olduk…

Viyana’da gece… Tüm sokaklar sessiz, hiç kimse yok!

Yurtdışına ilk seyahat: Yurtdışı kim biz kim?

Bir araba bile geçmiyor, tüm dükkanların kepenkleri sımsıkı örtülmüş. Kalburüstü bir semte oturduğumuz için evlerden dışarıya ses gelmemesini normal kabul edip, “ihtilal yapıldığına ve sokağa çıkma yasağının uygulandığına kanaat getirdik” Hızlı adamlarla nerdeyse koşar adımlarla 3 – 4 sokak geçtik, etrafta in cin top oynuyor. 2 sokak sonra kendimizi evimize attık, hemen tv açtık, haberleri bulduk ki sıkıyönetim detaylarını anlayabilelim. Sonuç tabii ki fiyasko, insanlar hafta içi makul saatlerde kalkıp, erkenden evden çıkıyor ya işlerine ya okullarına ya da spor yapmaya kendilerini dışarıya atıyorlar. Yani sabahı doyasıya yaşayıp, akşamları dinleniyorlar!

Neyse efendim bana garip gelen başka bir alışkanlıklarından da bahsedeceğim, Avrupalılar bizim gibi alışveriş tutkunu değiller. Evet, doğru duydunuz değiller. Tüm AVM’ler şehir dışında İstanbul’da adım başı rastladığımız, hafta sonu gidecek kapımız olan AVM’ler için şehir dışına çıkmak gerekiyor. Ben birçok tanıdığımın hafta sonları AVM’den çıkmadan yaşadığını bildiğimden  “vay bizim insanımız buralarda krize girer, yapacak birşeycikler bulamaz” diye düşündüm. Sabah sinemaya gidip, ‘çıkınca öğlen yemeği, hadi üstüne bir kahve iyi gider, birkaç mağaza dolaşayım, marketten de alacak birkaç şey var, aa saat geç olmuş, akşam yemeğini de bari burada yiyip çıkalım.’ diyen çooook çift tanıyorum.

Başka bir zaman ama gene Viyana’dayız, steril ped e ihtiyacım oldu. Akşam saat 16.30, etrafta açık bir tane market ya da eczane yok. Dolaş dolaş en işlek caddelerini arşınlıyoruz, hepsi kapalı. Gel de memleketini arama. Canım memlekette, AVM ler gece 10.00 a kadar açık olur, mahalle bakkalı ise 24.00 ten önce zaten kapatamaz…

Ehh bu yazacağımı yurtdışına çıkmış çok fazla kişi deneyimlemiştir. Tabii Arap ülkelerini dışarda bırakıyorum, oralar hariç. Kaldırımda yürüyorsunuz, durdunuz, karşıya geçecekmiş gibi yaptınız, tam işte o anda, yoldan geçen araç önünüzde duruverir. Siz “ne oluyor?” diye anlayana kadar bekler, siz “geçeyim, yol verdi”, diye hamle yaptığınızda, sürücü o ana kadar ki bekleyişinizi bir mana veremediğinden gaza basmıştır. Siz hareket eden aracı görünce geri kaçıp, tekrar kaldırıma çıkarsınız, araç sürücüsü sizin hamle yaptığınızı anlamıştır artık, önünüzde aracı durdurup geçmenizi bekler.

Yurtdışına ilk seyahat: Yurtdışı kim biz kim

Bu köyden indim şehre durumu, Avrupa’ya ilk giden tüm Türklerde görülür. Bazen sürücü ve sizin kaldırımdan inip çıkma, fren – gaz durumu üst üste 3 – 4 kez tekrarlanabilir. Panik yok onlara güvenebilirsiniz. İlk seferde gönül rahatlığı ile karşıdan karşıya geçin. Hatta zevkini çıkarın, şöyle salına salına gezin, tüm arabaların nasıl da yol verdiğini göreceksiniz. Aman haa… Hemen alışmayın canım ülkemize dönünce zorlanabilirsiniz yoksa.

Gelelim Fransa Paris’e; ‘yurt dışında tuvalet kullanma kılavuzu’ yazacak kadar takıntılı olduğum bir durum bu.

Anlatayım şöyle ki kafe ve restoranlarda tuvaletler izbe köşelerde, birkaç kat aşağılarda, daracık, küçücük ama temiz yerler. Tuvaleti kullandınız çıkmak istiyorsunuz di mi? Öyle hemen çıkmak yok, bir kere elinizi yıkadınız mı? Sifonu çektiniz mi? Bunları yapmazsanız kapı açılmıyor.

Yurtdışına ilk seyahat: Yurtdışı kim biz kim?


Bir keresinde sadece saçıma bakmak için girdiğim tuvalette nerdeyse klostrofobik oluyordum. Önceki deneyimlerimden artık öğrenmiştim. Hemen musluğu açtım yok kapı açılmıyor, sifonu çekeyim dedim, sifon yok, fotoselli olabileceğini düşünüp her yere el salladım (manyak mıyım neyim?), açılmıyor kapı, klozete oturup düşünmeye başladığımda klozetin tam önündeki yerde yer alan düğmeye farkına varmadan bastım; sifon çalıştı, kapı açıldı ve ben özgürlüğüme kavuştum. Daha Türkiye’de yokken ilk oralarda rastladığım fotoselli, musluk, sifon olayını nasıl keşfettiğimi hiç anlatmayayım. Adamlar bundan 20 sene önce dokunmadan her şey yapabiliyorlardı, neyse ki bize de geldi de çok şükür…

Aklıma yabancı ülkelerde gördüğüm bizde olmayan bir davranış daha geldi.

Metroya, tramvaya biniyorsunuz, içeri bir giriyorsunuz herkesin elinde ya gazete ya kitap ya dergi bir şeyler okuyor. Gençlerin elinde ipedler elektronik kitap okuyorlar filan. Binmişiz araca kafasını çevirip bize bakan yok. Nasıl ya? Şimdi bize kimse gözünü dikip bakmayacak mı? Afallıyoruz haliyle, alışmışız iyice incelenmeye… Memleketimde kadınsanız, güzelseniz, havalıysanız, ya da güzel bakımlı bir kıyafet içerisindeyseniz, bindiğiniz vagondan inene kadar herkes bakışları ile sizi bir tartar. Mini etekli, yırtmaçlı bir şekilde toplu taşıma araçlarına binen kızlara bile bakmayan Avrupalı bir kez daha beni şaşırtıyor…

Benim izlenimlerim bunlar, keyifli okumuş olacağınızı ümit ederek yazdım.