Gelecekten geliyorum şimdi olan gelecekten

Gelecekten geliyorum… Gelecekten geliyorum, olacak olandan olana, olandan olmuşa… Bu gün yaşadıklarım benim bir zamanlar zihnimden geçirdiğim ve yüreğimden istediğim her şeyin sonucu ise benim dün zannettiğim bir süreçte bu günümü yaratma potansiyeline sahibim demektir. Bu gün isteklerim ve arzularımla da yarınlarımı oluşturmaktayım.

Gelecekten geliyorum şimdi olan gelecekten

Algılarım bu gün zamanı geçmiş ve gelecek diye hissetmekte ve bu bağlamda ikisini birbirinden bağımsız değerlendirmekte ve ikilik yaratmakta. Oysaki evrendeki zamansızlık kavramı ile hissetmeye başladığımızda her şey şimdide vuku bulmakta. Yani geçmiş ve gelecek birbiriyle birleşmekte, bir olmakta. O halde ben, gelecekte olacakları bilme potansiyeline de sahibim demektir. Şimdi ve buradaki istek ve arzularım benim özgür irademle seçtiklerim yani ihtiyaçlarım. Evrende ihtiyaçlar karşılanır yasasına göre de aslında ben ne istersem her şey gerçekleşmekte.

Ne yaşıyorsam, ne hissediyorsam hepsi benim talebim. Ben olanlar karşısında kendimin nerede olduğuma baktığımda gördüğüm şey kendimim. Kendimleyim, kendi sorumluluklarımlayım, ne görmek istiyorsam onu görüyorum, ne duymak istiyorsam onu işitiyorum. Yani evrende herkesle ve her şeyle iş birliği içindeyim aslında ve fark ettiğim şu ana kadar bunun hiç farkında olmayışım. Farkındalıksızlık içindeki süreçte her şey içgüdüsel olmakta ve bana hep dışarıda bir şeylerin olduğu sanısını zannettirmekteydi bu güne kadar. Öyle ya dışarıda olan her şey benden bağımsızdır, olan olayların sorumlusu ben olamam, başıma gelenleri benim istemem söz konusu bile değildir.

Gelecekten geliyorum herkes gibi…

Birilerini bulurdum hep suçlayacak. Bulamazsam da kader der geçerdim. Evet birileri de kaderimi yazmış olmalı benden habersiz! O zaman “Olan”a direniş o kadar doğaldır ki! Olanla kendi uyumumu sağlamaya çalışır dururdum, olmadı direnirdim, dahası kendime zarar verirdim, öfke ve kızgınlıklarımla… Bu bakış açısıyla benim, olan karşısında hiç bir sorumluluğum olamazdı. Bu durum kendi içinde yargıyı da getirmişti hayatıma. Sorumluluk almamak, birilerini suçlamak, yargılamak. “Olan”a karşılık kendini savunmak, kendimi korumak, “olan” kontrol etmek arzusu işte hep bunlarla meşguldü hep zihnim.

Kendimi iş birliğinden uzak ve diğerlerinden ayrı görmek; sevilmek, var olmak, kendimi ifade etmek ihtiyaçlarını doğurmuştu ister istemez. İç dünyamla tanışmadan onun ihtiyaçlarının farkında olmadığım dönemlerde yaşadıklarım ve olan karşısında kendimi kötü hissettiğim zamanlarımda ise hep bu durumu düzeltmek, sevilmek, var olabilmek adına sürekli bir çaba içine girmiş olduğumu da fark ettim.


İçimde bir yerlerde incinmişliklerimin aslında benimle ilgili olduğu gerçeği yatıyordu ama bunu sorgulamadığım için hoşuma gitmeyen deneyimler yaşadığımda ya da istediğim dünyamı oluşturamadığımda bunun sonucu olarak kendimi sevilmeye layık bulmadığım gerçeği ile karşı karşıya kalıyordum.

O halde ben ne berbat bir insandım ki? İnsanlar beni sevmiyor sanıları içerisinde kaybolduğumu fark ettim. Çabalarım aslında bu sanı ile sevilmek talebimin bana neler yaptırdığı idi. Beni kendim olmaktan çok uzaklaştırmıştı.

Şimdiyse artık sorumluluklarımla, yarattıklarımla baş başayım. İç dünyam “olan”n içinde nerede olduğunu, neyi deneyimlemek istediğini biliyor. Her şeyi oluşturan benim, kaynak benim. Ben gelecekten geliyorum herkes gibi ve biliyorum ki gidilecek bir yer yok. Her şey şimdi ve burada…