Yeni mezun gençlerin işsizlik ile imtihanı

Ülkemizde son dönemde birçok üniversite tanıtımlarında, reklamlarında, iş garantisi veriyor dahi olsa da bu ışıltılı teklifler gerçek dünyada hiç de anlatıldığı gibi olmuyor. Artık ülkemizde iş bulabilmek için üniversite mezunu olmak da yetmiyor.

newly graduated

Türkiye istatistik kurumunun 2016 Şubat ayı verilerine göre; ülkemizdeki işsizlik oranı 10,9 seviyesinde gerçekleşmiş. Bu oranın 557.000 kişisi üniversite mezunu işsizlerden oluşuyor. Bu bölümleri bölüm ve meslek bazlı detaylandırmak gerekirse; 203 bini iş ve yönetim mezunu, 59 bini eğitim bölümleri mezunu, 46 binini ise mühendislik mezunlarını kapsamakta. Bu oranlar mezunların iyi ya da kötü üniversitelerden ve bölümlerden mezun olmaları ile de ilgili bir durum değil. Boğaziçi Siyaset bilimi mezunu 28 yaşında bir kişinin bile 2010’dan bu zamana kadar işsiz olduğuna şahit oluyoruz.

diploma-issizlik

İşsizlik oranları bu derece yüksek iken yeni mezun gençlerde henüz hayata atılma kaygılarından dolayı yüksek lisans doktora yapmaya devam ediyorlar. İş hayatına hızlı bir giriş yapabilmek adına alınan sertifikalar, öğrenilen yabancı diller, stajlar da fayda sağlamıyor çünkü bu sefer de yaş ve deneyimden dolayı iş hayatında hak ettikleri pozisyonu bulamıyorlar. Bu durum birçok gencin iş bulamamasına ya da buldukları işe şükretmeleri konusunda uyarıldıktan sonra saçma sapan maaşlara “deneyim kazanımı” adı altında çalıştırılmalarına neden oluyor. Bu deneyim kazanımı da beklentinin dışında hem ruhsal hem de kariyer anlamında olumsuz bir etki oluşturduğundan kısa zaman içerisinde o işlerinden de istifa etmelerine ve yine işsiz kalmalarına sebebiyet veriyor.

Bu dikiş tutturamama hali her geçen gün içerisinde yeni mezun gençlerin ruh sağlığını da oldukça fazla olumsuz etkiliyor. İşsiz kalmanın en büyük etkisi korku ve öz güven eksikliği olarak ortaya çıkıyor. Her gün bilgisayar başında kariyer sitelerinden gönderilen yüzlerce öz geçmişlerin karşılığında alınan “Uygun pozisyon olması halinde size geri dönüş yapılacaktır” konulu samimiyetsiz elektronik postaların sonucunda öz güven kayıpları en üst noktalara ulaşıyor.

İş hayatında uygun pozisyona layık olmadığı ifade edilen yeni mezun gençlerimiz de kendilerine evin içerisinde küçücük bir alan yaratarak oradan dışarıya adım atmamaya başlıyorlar. Diğer bir taraftan eş dost akrabanın “İş buldun mu? Hala mı bulamadın? Sebahat’ in oğlan bulmuş altına araba da vermişler, sizinki neden bulamıyor?” sorularına da cevap vermek zorunda kalıyorlar.

işsizlik

Yeni mezun gençler özgüven eksikliği ile kendilerini işe yaramaz ve başarısız hissetmeye başlıyorlar.

Onca yıl okuyarak geçirilmiş yılların sonucunda elde edilmiş işsizlik durumu bir süre sonra nefrete dönüşüyor ve bu süreç ne kadar uzarsa o kişinin depresyon hali de o kadar artış gösteriyor. Bireyin çağdaş insan kimliğinin ve üretkenliğinin bununla birlikte değerlilik duygusunun en temel kaynağını bir işte çalışmak oluşturduğundan, işsiz kalma; kimliksizlik, boşluk, anlamsızlık ve belirsizlik yaratıyor. Bununla birlikte birey hayat amaçlarından da uzaklaşıyor.

Yeni mezun olan kişiler aslında bu kriz ortamını doğru bir şekilde planladıkları takdirde faydaya çevirebilmeyi başarabilirler.

Evin içerisinde kendilerine ufak kapalı bir alanda izole edilmiş bir dünya yaratmak yerine, başlangıç olarak kendilerini sık sık dışarıya atmaları faydalı olacaktır. Sosyal hayattan kopmamak, sabah erken kalmayı sürdürmek, düzenli bir hayat için kendilerini ve yaptıklarını planlamaları iş arayış süreci içerisinde fiziksel ve zihinsel olarak dengede kalmalarına yardımcı olacaktır. Bir yandan iş arayışlarını sürdürürken diğer yandan gönüllülük, sosyal yardımlaşma işlerinde aktif görev almaları, farklı tarzda etkinlik ve deneyimleri hayatlarına katmaları, sanki profesyonel iş hayatında çalışıyormuşçasına çeşitli meşguliyetler içerisinde olmaları moral ve motivasyonlarını arttıracaktır.

PAYLAŞ
Önceki yazıKPSS: Devlete çıkan yol!
Sonraki yazıTÜBİTAK sayesinde keşfedilemeyen gelecek İlayda Şamilgil
1983 yılının, (annesinin tabiriyle) dize kadar karlı ve soğuk olan ocak ayında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Her daim yüzünde kocaman bir gülümsemeyle dolaşan, konuşmayı seven, daha üç yaşındayken babasının ona okumuş olduğu tüm kitapları ezberleyip okuyan bir çocuk olmuştur. Hayata parlak bir giriş yapmış, eğitim hayatını keyifli ve eğlenceli geçirmiştir. Hayat Amacı; Hayata anlam, değer katarak yaşamaktır. Eğitim onun için hiç bitmeyen bir yolculuktur. Öğretirken öğrenme, yeni insanlar, kültürler, bakış açılarıyla karşılaşma ve bunlarla kendini harmanlayıp diğerlerine yararlı bir bireye dönüşme yaşam felsefesidir. Eğitimcilik Hedefi; Çevresindeki kişilerden objektif olarak kendisini beş kelimeyle tanımlamalarını istediğinde ortaya çıkan karakteristik özellikler onun eğitimcilik hedefleri ve kimliğiyle de örtüşmüştür. Onu marka haline dönüştürecek eğitimler enerji dolu, objektif, samimi, sıra dışı, pozitif ve heyecan dolu olacaktır. Hayatta yapmaktan en çok keyif aldığı üç şey; seyahat etmek, okumak ve fotoğraf çekmektir.