Elveda özdeşlik, hoş geldin özgürlük!

Kişi kendinden bağımsız bir hayat sürmeyi unuttuğu için ne yapacağını bilemez bir hale gelir. Hele hele yaşamımızı biriyle özdeşleştirdiysek bu durum içinden çıkılmaz bir hal alır. Peki, nedir özdeşlik?

Elveda özdeşlik, hoş geldin özgürlük!

Nihayet gözyaşları dinmişti. Çok sevdiği eşini, hayat arkadaşını, sevgilisini, neredeyse her şeyini kaybettiğinden bu yana günler, aylar geçmişti ancak içindeki hüzün ağlamakla son bulacak gibi de değildi. Büyük bir boşluk vardı ve bu kocaman bir çukur her geçen gün giderek büyüyordu ve artık sanki onu da içine alıverecek gibiydi.

Korkar olmuştu yalnızlıktan, yalnız kalmaktan. Hiç bilmediği bir şeydi yalnızlık. Kendi kendisine hiç yetmiyordu şimdilerde. Hayattayken eşi onu hiç yalnız bırakmamıştı. Neredeyse birlikte paylaşmadıkları hiç bir anları ve hiçbir şeyleri yok gibiydi.

Başlangıçta her şey sevdalarıyla başlamıştı ama ilerleyen yıllarda aralarındaki ilişki bağımlılığa dönüşmüştü. Artık birbirleriyle sadece eş ilişkisinde değildiler. Onlar için birliktelik es, arkadaş, ebeveyn, çocuk özetle tüm kimliklerinde birliktelik anlamına geliyordu.

Sapkın bir ilişki denemezdi ama yaşamlarının tüm alanlarını birbirleriyle doldurmuşlardı. Kendileri için yarattıkları en küçük bir boşlukları bile yoktu…

Ani ölümün getirdiği şok diyordu doktorlar içinde bulunduğu duruma, kendisine göre yok olma, hiçlik hali. Beklenmeyen olaylara karşı zihnin direnişi ve kabullenişi her zaman zordur.

Zihin sürekli yaşanmak isteneni tekrar tekrar hafızada yaşatır ancak gerçek hayatta bu mümkün olmayınca içsel isyan çok daha şiddetlidir. Çünkü kişi kendinden bağımsız bir hayat sürmeyi unuttuğu için ne yapacağını bilemez bir hale gelir. Hele hele yaşamımızı biriyle özdeşleştirdiysek bu durum içinden çıkılmaz bir hal alır. Peki, nedir özdeşlik?

Özdeşlik nedir?

Özdeşlik öze eş koşmak anlamına gelir. Yani içimizdeki özü yadsımak ve onu dışımızda herhangi bir şeyle aynı değerde görmek ya da özümüzün varlığını ve gücümüzün içsel dünyamızda farkında olmamak…

Peki, bu nasıl olur, nasıl özdeşlik durumuna geliriz? Bunu farkında olmadan yaparız. Hayatı paylaşmak adına hayatımızdaki biriyle kendimizi özdeşleştiririz. Kendimizi onunla değerli hissederiz. Onunla var oluruz. Kendi duygu ve düşüncelerimizin bireysel anlamda pek önemi yoktur. Birlikte hareket eder, tüm yaşamı birlikte geçiririz.

Eğer birliktelikte sevgi varsa bunun neresi kötü diye soranlarınızı duyar gibiyim. Kötü diye bir şey yok tabi ki burada önemli olan yaşamımızı bir birey olarak kendi başımıza, kendi sorumluluklarımızı alarak yaşamayı öğrenebilmemiz önemli. Aksi halde kayıp yaşadığımızda yaşam da anlamını yitirir. Çünkü tüm anlam özdeşleştirdiğimiz varlığa yüklenmiştir.

Bu durum farklı şeylere olan bağımlılıklarımızda da kendini gösterir. Örneğin, keyif almak adına ya da stresten uzaklaşmak adına sigara veya alkol bağımlılığında da durum farklı değildir. Eğer kişi özgür iradesiyle herhangi bir konuda karar vermekte zorlanıyorsa özellikle bağımlılık oluşturduğu durumlarda, bunun anlamı kendi gücünü dışarıda başka bir şeye yüklemiş demektir.

Yani gücünü kullanamıyor demektir. İlk bakışta bu durum anlaşılmaz gibi görünse de zamanla kişinin bilinçaltında mutlaka yaptığı eylemle ilgili ilk niyetinin altında ikincil bir kazancı vardır ki aslında o niyeti kişiyi bağımlı kılmakta ve özünden uzaklaştırmaktadır.

“Her koyun kendi bacağından asılır” özdeyişinde de aynı şey ifade edilmektedir. Evet her birimiz birer bireyiz ve kendimizi her şekilde ifade etmek ihtiyacındayız.

Kendi dünyamızda gerçekleştiremediğimiz her şeyin bir anlamı olmakla beraber birde karşılığı vardır. Yaşanan tüm sorunlar bizim içsel dengelerimizin olmadığının bir aynasıdır.

Özdeşliğin ardında çoğu zaman korkular, güçsüzlükler, özgüven ve özsaygı eksikliği, sorumluluklarda kaçma gibi olumsuz değerler vardır. Yaşamımızda başımıza gelen olumsuz diye nitelendirdiğimiz olaylar ki bana göre her biri bize farkedersek bakış açımızı değiştirmemizi sağlayan, kendimizi geliştirmemiz için fırsatlardır, dolayısıyla da anlamlıdır.

Yaşamımızı eş, aile, iş, sosyal alanlar, kişisel hobiler gibi alanlara böldüğümüzde ve her bir alanda da kendimizi kendi gerçeğimizle ifade edebildiğimizde ve kendimize hizmet ettiğimiz düşüncesiyle yaşadığımızda kendimiz için ayırdığımız sonsuz zamanlarımız olur. Zaman içinde bunlardan birini kaybetsek bile diğerleriyle onun yokluğunu dengeler yine yaşamımızı uyum içinde devam ettirebiliriz.

Yeter ki ne yaşadığımızın farkında olalım. An’da olanı görelim, işitelim, dokunalım, hissedelim… O zaman sonsuzluğun içinde evrenin kendisi oluruz.

Sevgiden Nefret Doğar mı?