Unutma ağrısının eşiği (2)

“Dünya hiçbir zaman içindeki sesi susturanların istediği gibi olmadı, olmayacak, olmamalı da. “Bunu o ‘ses’i susturanlar da biliyor ama unutma ve unutulma duygusu daha ağır basıyor olmalı ki hiç tereddüt göstermeden “kendisi olabilmek” gibi bir gerçeği öldürüyorlar.

Unutma ağrısının eşiği (2)

Unutanlar unuttuklarını bile unuttular, unutmayanlara selam olsun…

Biraz “kamyon arkası yazısı” gibi bir başlangıç yaptım ama olsun. Söyleyeceğim şeyi tam olarak karşılıyorsa sorun yok diye düşünüyorum. Kamyon arkası yazılarının dağınıklığını ya da küçümsenmesini de sevmem; zira o dağınıklıkta da bir yaşanmışlık vardır ve bu yaşanmışlığı dile getiren az kelimeli çok manalı, tırnak içinde ”başkalarının” mottosu olan cümleler de sevilesidir elbet.

Bundan önceki yazımda ağrıyı depreme, insanları binalara, ağrı eşiğini ise binaların depreme yönetmeliğine uygun yapılıp yapılmadığına benzetmiştim. Şimdi de müsaadenizle söyleyeceklerime birkaç şey daha eklemek istiyorum.

Unutma ağrısı eşiği ve gurur

Unutma ağrısının eşiğinden kolaylıkla geçilmesi için önümüzde çok büyük bir engel vardır: Gurur. Gururlu yaratılmışız, ya da emin değilim, bunun böyle olduğuna kendimizi inandırmaktayız. İçlerden gelen bir sese, bu kadar da kulak asılır mı, tartışılır. Ama yeri geliyor, tartışmadan ayaklar altına alıyoruz o ‘ses‘i. Böyle yapınca da dünyanın daha güzel bir yer olacağı inancına sarılıyoruz sıkı sıkı. Fakat bu noktada bilmemiz gereken bir şey var ki, o da: “Dünya hiçbir zaman içindeki sesi susturanların istediği gibi olmadı, olmayacak, olmamalı da. “Bunu o ‘ses’i susturanlar da biliyor ama unutma ve unutulma duygusu daha ağır basıyor olmalı ki hiç tereddüt göstermeden “kendisi olabilmek” gibi bir gerçeği öldürüyorlar. Keşke yapmasalar. Gurur denilen o ‘ses’i dinleyenler açısından baktığımda ise ‘haklı gerekçelerin gerçekliği ile haksız unutuluşun insanı içten içe kemiren duygusuna‘ tahammül etmenin zorluğu çıkıyor karşımıza. Özetle zor iş unutmak. Ve tabiki ‘unutulmak’ da…

Hissizleştirebildiklerimizden misiniz?

Olaya bilimsel açıdan baktığımızda ise unutmak yoktur diyor Psikoloji biliminin önde gelenleri. Freud ”Aslında unutmak; artık acıyı hissetmemektir. Çünkü yapılanları zihinsel olarak unutmak fizik kurallarına göre mümkün değildir.” der. Fakat benim bahsettiğim şey ”unutma”nın getirdiği ince bir sızı. Bir noktada örtüşüyoruz Freud’la o da: ”unutmanın acıyla doğrudan ya da dolaylı bir bağının olması”dır. Olaya bilimsel bakanlar, unutmanın tanımını yapıyor, edebi bakanlar ise unutmanın niçin olduğuna odaklanıyor olmalı ki Nazan Bekiroğlu bunu, çok da güzel tanımlamıştır: ”Leyla’nın mahallesindeki köpeğin gözlerinden öper Mecnun. Psikologlara göre davranış bozukluğu! Edebiyatçı ise bu davranışın önünde saygı ile eğilir”. Büyük duyguları sebep-sonuç ilişkisi içerisinde inceleyenlerle onların önünde saygı ile eğilen arasındaki uçurum iyi ki var…Unutma ağrısının eşiği (2)

Bir ruhi direniş olarak: Unutmak

Bahsettiğim ”unutma ağrısını” en çok hissedenler hiç şüphesiz ki ruhi olarak hiç teslim olmak istemeyenlerdir. Unutmak baskıcı bir rejimdir, unutmak istemeyenler ise bu rejime hiç boyun eğmeyecek olanlar. Unutmak istemeyen direnişçi hep yalnızdır. Çünkü çevresindekilerinin unutuşları ve bu acıyı hiç hissetmiyor gibi görünüşleri onu da içine çekmeye çalışır fakat en ufak bir ”hatırlama” kıvılcımı bu direnişçiyi Dünya’nın en büyük ‘başkaldıranı’ yapar. Unutmak ise bu noktadan sonra çaresizleşir çünkü kendinden büyüklerin de olduğunu görmüştür bir kere. Artık hiçbir şey eskisi gibi olur mu? Sevin unutamadıklarına…

Unutulan eskir unutma ağrısı değişmez

Unutulan şey, eskide kalmıştır, eskimiştir. Freud’un dediği gibi fiziken unutmak mümkün değildir evet, ama unutmanın öznesi olan şey’le aramıza zaman mevfumu girmiştir bir kere. Ve zamanın, üstünden bir silindir gibi geçmediği hiçbir varlık yoktur. Örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz yıl çok ilginç bir habere rastgelmiştim. 92 yaşındaki bir amca gençliğinde sevdiği bir kızla çeşitli sebeplerden ötürü evlenememiş. Yolları ayrıldıktan tam 77 yıl sonra, hikayemizin kahramanları olan Mustafa Karakoyun ve Döndü Kıraç’ın yolları Kahramanmaraş-Elbistan Huzurevi’nde  kesişir. Döndü Teyze, Mustafa Amcayı görünce ”Mustafa, sen burada ne yapıyorsun” der ve Mustafa Amca’nın cevabı ‘zaman’ı haklı çıkarır:

”Seni tanımıyorum, kimsin?”

Hikayenin sevimli kısmı ise buradan sonra başlar. Mustafa Amca sonradan Döndü’yü tanır. Daha sonra Teyzemiz Huzurevi koşullarından dolayı memnuniyetsizliğini dile getirir ve Mustafa Amca hiç durur mu? Evliliklerine karşı çıkan çocuklarını dinlemezler ve Mustafa Amca bir gece sevdiğiyle huzurevinden kaçmaya yeltenir; fakat güvenlik görevlileri onları yakalar. Müdür’ün karşısına çıkarırlar Mustafa Amca’yı. Devletli, Mustafa Amca’ya yaptığının yanlış olduğunu söyler. Bunun üzerine Mustafa Amca:

”Onu alacağım başka yolu yok!” der. Ve mutlu son…

Evet, gördüğünüz gibi unutan da unutulan da eskimiştir ama ‘unutma ağrısı’ nın verdiği ‘ince sızı’ hala ilk gündeki gibi tazedir. Öyle olmasa 92 yaşındaki bir adam, kaçma teşebbüsünde bulunur muydu ‘huzur bulması gereken evden?

Unutma ağrısı eşiği yüksek 2 güzel kadın

Geçtiğimiz günlerde bir makale okumuştum. Kadınların bazı psikolojik davranışlarının arkasında, doğum yapacağı esnada çekeceği bilmem kaç kemik kırılmasına bedel olan ağrının olduğu ile alakalıydı. Ve kadınların erkeklere oranla acı çekmeye daha meyilli olduğu gibi şeyler…


Bilimsel şeylerden fazla anlamam. Bu konuda acı üzerine yüksek lisans yapan 2 kadını bilirim. Frida ve Yıldız Tilbe. Unutma ağrısının evrenselliği bakımından bu 2 güzel kadının kurmuş olduğu cümleler önünde saygıyla eğilirim her zaman. Çünkü vazgeçenlerden olmak bunu gerektirir her zaman…

Unutma eşiğini kolay aşmanın metodu: Kübler-Ross Modeli

Unutma eşiği ile alakalı buraya kadar tanımlayıcı şeylerden bahsettim. Şimdi de sizlere Unutma eşiğini kolay geçebilmek için bilimsel bir formülden bahsetmek istiyorum: Kübler-Ross modelinden. 2004 yılında Amerika’da hayata gözlerini yuman psikiyatristin en meşhur çalışması Five Stages of Grief(üzüntünün beş aşaması). Bu çalışmaya göre insanlar kendilerini ölüme yaklaştıran veya travma yaratabilecek etkideki herhangi bir haber aldıklarında 5 aşamadan geçiyor. Bunlar:

  1. İnkar (Denial)
  2. Kızgınlık (Anger)
  3. Pazarlık ( Bargaining)
  4. Depresyon (Depression)
  5. Kabullenme ( Acceptance)

Unutma ya da unutulmanın getirdiği, travma yaratabilecek etkideki bir haber alırsanız şayet, bu beş aşamayı olabildiğince hızlı atlamalısınız . Yok, ben acı çekmeye bayılıyorum diyorsanız, 1. aşamada kalmanız tarafımca tavsiye edilir.


İnkardan isyan doğar…

FB_IMG_1466513198503

Oğulların anneleri öldürdükleri ülke: Anadolu

Özgecan ve Ölü Çocuklar