Yargıtay sokakta! Demokratik Hukuk Devleti ne demektir?

Ankara’da Yargıtay binası önünde açıklama yapan yüksek yargı üyeleri, Yargıtay ve Danıştay’ı yeniden dizayn eden kanuna tepki gösterdi.

Yargıtay sokakta! Demokratik Hukuk Devleti ne demektir?

Yüksek yargı üyeleri, Yargıtay ve Danıştay’ı yeniden dizayn eden kanuna tepki gösterdi!

Üyeler, yaptıkları açıklamada “Bu aşamada beklentimiz, kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına, hakimlik teminatına aykırı ve kazanılmış hakları ihlal eden, demokratik hukuk devleti ilkesine açık aykırılık taşıyan bu düzenlemenin geri çekilmesidir” dedi.

Peki inceleyelim bakalım Demokratik Hukuk Devleti ne demektir, nasıl çalışır?

Demokratik Hukuk Devleti Ne Demektir?

Yürürlükte olan anayasaya göre Cumhuriyetin “Temel” Organları üç parçaya ayrılıyor:

  1. Yasama – Meclis
  2. Yürütme – Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu
  3. Yargı

Bu üç organın birbirinden bağımsız olduğu Anayasanın 7. , 8. Ve 9. Maddelerinde vurgulanıyor:

MADDE 7. – Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.

MADDE 8. – Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. 

MADDE  9. – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

Anayasanın 6. Maddesinin son cümlesi şu şekilde yazılmış:

“Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” (MADDE  6)

Anayasadan son bir alıntı yaparak yazımıza geri dönelim:

MADDE 138. – Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

Türkiye Cumhuriyeti, yukarıda alıntılarını yaptığımız maddeler çerçevesinde oluşturulmuş ve anayasa güvencesine alınmış demokratik ve hukuk devletidir. Hukukun dayanağı olan yasalar meclis kanalıyla oluşturulur. Hakimler ya da savcılar anayasa, kanun ve hukuka uygun olarak bağımsız çalışırlar. Bunun aksini iddia etmek, anayasanın temel organlarından birinin çalışmadığını ya da bağımsız olmadığını söylemek demektir. Yani hakimlerin vicdanlarının sesini dinlerken başka yerlerden gelen sesleri de dinlediklerini söylemek anlamı taşır.

Bu açıkladığımız Demokratik Hukuk Devleti bilgilerinden sonra dün yayınlanan Sözcü’den Fırat Tur’un haberini inceleyecek olursak:

Yargıtay ve Danıştay Üyeleri, TBMM’de kabul edilen, Danıştay ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hakkında görüşlerini ifade etmek için bir açıklama yaptı.

Ankara’da Yargıtay Binası önünde yaklaşık 20 yüksek yargı üyesinin cübbelerini giyerek katıldığı basın açıklamasında yeni çıkan kanunla, yürütmeyle uyumlu ve yandaş bir yargı oluşturulduğu kanaati oluştuğu vurgulandı. Yüksek yargı üyeleri adına basın açıklamasını okuyan Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ÜyesiSalih Özyakut, özetle şunları söyledi:

“TBMM tarafından kabul edilen, Danıştay ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hakkında kamuoyunu bilgilendirmek, görüş ve düşüncelerimizi Türk Milletinin takdirine sunmak ve tarihi sorumluluğumuzu yerine getirmek için burada bulunuyoruz.

“Bu kanunla, dünya tarihinde eşine az rastlanır bir şekilde, Yargıtay ve Danıştay fiilen tasfiye edilmek istenmesine rağmen, ne yazık ki buna öncelikle tepki vermesi gereken Yargıtay ve Danıştay yönetiminden bugüne kadar bu konuda kamuoyuna olumlu ya da olumsuz herhangi bir açıklama yapılmadığından, bu açıklamayı yapma zorunluluğu doğmuştur…

İsnaf Mahkemelerinin kurulması

“Kısa zaman süreçleri içinde siyasi iktidar tarafından yüksek yargı organlarının yapısı ile bu denli oynanmasının amacının, görünüşte istinaf mahkemelerinin kurulması olduğu ifade edilmektedir Oysa gerçekte, “boşalt-doldur” yapılarak, yürütmeyle uyumlu ve yandaş bir yargı oluşturularak, yürütmenin yargı içinde dizayn ettiği, uluslararası raporlarda “hükümet destekli ve hükümet dışı kuruluş olarak anılan (YBP)” oluşumunun dışında bulunan ve bu surette yürütmenin etkisine kapalı kalan üyelerin tasfiyesinin amaçlandığı konusunda kamuoyunda yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Bu tasfiye kanunu ile birlikte tüm üyelikler sona erdirilmekte ve üyeliği sona erenler arasından, Yargıtay için HSYK, Danıştay için Cumhurbaşkanı ve HSYK tarafından yeniden seçim yapılması öngörülmektedir.

Yüksek Seçim Kurulu’nun tasviyesi

“Bu kanunla, demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkesi olan kuvvetler ayrılığı ilkesi ortadan kaldırılmakta, yürütmenin tek hakim olduğu kuvvetler birliği sistemine geçilmektedir…

“Bu kanun aynı zamanda, seçimleri tam bir tarafsızlıkla yürütmekle görevli Yüksek Seçim Kurulunu da tasfiye etmektedir. Bu şekilde, Cumhurbaşkanı ve Yargıda Birlik Platformu tarafından seçilen üyelerin egemen olduğu HSYK tarafından belirlenecek üyelerden oluşacak yeni yüksek yargının yeniden seçeceği Yüksek Seçim Kurulunun tarafsız olacağı konusunda şüpheler oluşacaktır…

Demokratik hukuk devleti sistemi hukuken de sona erdirilmek mi isteniyor?


“Yüksek yargı üyelerinin görevlerine yasa ile son verilerek, demokratik hukuk devleti sistemi hukuken de sona erdirilmekte, kazanılmış hakların korunması ilkesi yerle bir edilmekte ve “Yüksek Yargı Üyelik Statüsü” ortadan kaldırılmaktadır. Bu durum, başta hukuk devleti, ayrımcılık yasağı ve eşitlik, kuvvetler ayrılığı, Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkeleriyle egemenlik yetkisinin kullanımına ilişkin Anayasal prensiplere, yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ve konuya ilişkin uluslararası belgelere aykırıdır.

“Bu kanunla; ancak Anayasa değişikliği ve kazanılmış haklar korunarak yapılması mümkün olan bir konuda ve idari işlem niteliğindeki bir düzenlemeyle yüksek hakimlerin tümünün görevine son verildiğinden; bu tasarruf, hukuki ifadesiyle açıkça bir “fonksiyon gaspı” niteliğinde olup, “telafisi imkansız” sonuçlar doğurmak suretiyle “Anayasaya ağır ve açık aykırılık” içerdiğinden hukuken yok hükmünde kabul edilmelidir.

“Bu nedenle, bu aşamada beklentimiz, kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına, hakimlik teminatına aykırı ve kazanılmış hakları ihlal eden, demokratik hukuk devleti ilkesine açık aykırılık taşıyan bu düzenlemenin geri çekilmesidir.”