Eser miktarda ironi içerir (2)

Biz, kendimiz gibi düşünmeyeni daha çok seven bir milletiz. Çünkü merak ederiz bizim mantıklı bulup inandığımıza, diğerlerinin inanmayış sebebini…

Eser miktarda ironi içerir (2) farklı olmak

Bizim kafamızda onaylaya onaylaya inandığımıza karşı tarafın savları ne olacak? Kaçırmış olabileceğimiz noktaları hemen gözden geçirmeye başlarız. Milletimizin farklı bir bakış açısından bakmak kadar sevdiği başka bir şey daha varsa…

Peki, tamam kabul ediyorum ironisi biraz fazla kaçtı.

Bizim gibi düşünmeyeni öldürebiliriz desem? Evet, bu daha gerçekçi oldu. Ne garip değil mi? Toplumun her kesiminde benim gibi düşünüyorsan seninle çalışabilirim, ancak  benimle aynı fikirde isen seni sevebilirim ve hatta bana çok benziyor isen seninle evlenebilirim diyen o kadar çok insan var ki…

Birbiriyle ortak noktası çıktığında havalara uçan insanlar görmüyor muyuz?

Sevdiğimiz insanlarla benzerliklerimizi mükemmel bir durummuş gibi her yerde anlatmıyor muyuz? Bir bekleme salonunda tesadüfen tanıştığımız biriyle çıkan ortak noktalarımızı, ağız dolusu gülücüklerle karşılamıyor muyuz? Bakınız. Kilit cümle; tıpkı ben. Ve ardından gelen kahkahalar. Sebepsiz bir mutluluk yayılırken vücudumuza, o insanı da sebepsiz yere sevi veriyoruz.

Ey müstakbel kocam, bunları oku ve lütfen bana çok fazla benzeme.

Çünkü seninle tartışabilmemiz lazım, araştırıp fikir edindiğimiz her konuda tezlerimizi salonun orta yerine pat pat atmamız lazım. Birbirimiz gibi düşünmeyi denememiz lazım. Ve galip çıkacak olanın sen yada ben değil, gerçekler olacağını bilip gülümseyebilmemiz lazım. Her neyse kişisel mesajlarımı şuraya bıraktığıma göre toplumu ilgilendiren kısıma devam edebilirim.

Elbette su götürmez gerçekler vardır. Elbette değiştirilemeyecek insani değerler vardır. Ama inanın bana siz A partisine oy verirken, B partisine oy verme ihtimali yüksek olan komşunuza nefretle bakacak kadar korkulacak bir şey değildir farklı olmak.

Farklı olmak, içimize işlememiş mi zaten?

Bir bakın etrafınıza. Görünümlerimiz ve ses tonlarımız farklı; aynı şeyi görürken beynimizin algıladıkları bile farklı. Önemli olan nokta bunun farkında olmak. Bu yazıyı okuyanların tepkileri de öylesine farklı olacak ki aynı olmasını beklemek mümkün mü?  Ve sonra toplumsal sınıflarımız farklı. Mesela ben; paramın yettiği bir sınıfa mensubum. Yeni mezun olarak işsiz, hiç bir mal varlığı olmayarak da affınıza sığınarak züğürt oluyorum. Ah siz komünizme nefret saçanlar. Farklılıkları en çok sizler seversiniz. Neyse bu da başka bir yazı konusu olsun. Belkide bu sınıflamalar yüzünden farklı olmak bu kadar korkutucu. Hoşgörüsüz olduğumuz için farklılığa tahammülümüz yok. Aynı olmak sıkıcı değil mi, gerçekten?


Hiç sizin gibi düşünmeyen biri gibi bakmaya çalıştınız mı hayata. Merak ettiniz mi  sebeplerini? Ona öfkelenmeden kendi fikirlerinizi beyan etmeye çalıştınız mı? Hayatın tadı burada desem, inanın çok abartmış olmam. ‘Farklı’ olmak güzeldir ama farklı olanın sevilebileceğine inanıldığında.

Son olarak üniversite yıllarımda, kendisinden farklı olanları sevememek gibi bir problemle karşı karşıya kalmış eski bir tanıdığım vardı. Sorunları git gide ilerleyerek onun sevmediği kişilere iftiralar atarak herkes tarafından sevilmemesini ummaya başladı. Ve herkesin bu durumun farkında olduğundan bir haberdi. Farkındalık önemlidir. Eğer bu yazıyı okuyorsa tez zamanda tedavi olmasını tavsiye edebilirim. Farklı satırlarda görüşmek üzere!

Suçlamak, anlamaktan daha kolaydır. Anlarsan, değişmen gerekir.

— Peyami SAFA

**


Bizden Değilse Öldürelim Zihniyeti: Easy Rider

Nedir Bu Neo-Politikler?

Türkiye’de siyasi kutuplaşmanın çarpıcı sonuçları