Kötülükler ülkesinde bir zavallı kralın hikayesi

Krala olan sonsuz saygı ilk önce halkın kafasına giren soru işaretleriyle zedelenir ve asla eski haline dönmez. Kötülükler ülkesinde bir zavallı kralın hikayesi…

Bir zavallı kralın hikayesi

Evvel zaman içinde adı bilinmez bir ülkede en büyük erdem kötülük yapmakmış. Bir insan eğer iyilik yaparsa bu onun için çok utanılacak bir şey olduğu için hor görülür ve dışlanırmış. Gel gelelim bu ülkenin kralının da en büyük korkusu iyilik yapmakmış çünkü daha gencecik bir prensken “zavallı” bir kedi yavrusunu kurtardığı için babası tarafından cezalandırılmış.

Kral bu korkusundan dolayı her sabah uyanıp aynaya baktığında kendini iyi birisi olarak görürmüş ve sinir krizleri geçirirmiş. Uşaklarını yanına çağırıp onlara kendisine ne kadar kötü birisi olduğunu söylemelerini emredermiş.

O günlerde sarayda bir heyet varmış. Bu heyet kralın yeterince kötülük yapıp yapmadığını denetlemek üzere yollanmış ve bu yüzden bütün saray ahalisi tetikteymiş kralın “iyi olma” korkusunun ortaya çıkmaması için.

Kralın hiçbir endişesi yokmuş yazılacak raporla ilgili çünkü kral her zaman için oldukça kötü birisi olmuş. Asla sağduyulu olmamış ya da birilerini affedebilecek ya da dinleyecek kadar yüce gönüllü… Bu özelliklerdeki birisi o ülkede kral olmak için yaratılmış demekmiş ve bu yüzden bütün halk krala büyük saygı duyuyormuş. Kimse ondan başkasının kral olabilmesine ihtimal bile vermiyormuş. Çünkü ondan daha kötü birisi olmadığına inanıyorlarmış.

kötülükleri krallığı ülkesi

Yine heyetin hala sarayda olduğu bir sabah, kralın korkusu sessizce bastırılıp gün başladıktan sonra kral ve heyet halk arasına inmeye karar vermişler.

Halkının yaptığı kötülüklerle gurur duyuyormuş kral bu yüzden de heyeti halk arasında dolaştırmak için sabırsızlanıyormuş. Tek bir endişesi sokakta bir şekilde karşısına “hayvan terbiyecilerinden” birisinin çıkmasıymış. Çünkü hayvan terbiyeciliği mesleğini yapanlar halk arasında iyilik yapmaktan hoşlanan tek grupmuş. Onlar da neyse ki halkın arasında değil, pis hayvanlarıyla beraber dağlarda ya da mağaralarda kalırlarmış.

Ne yazık ki hayvan terbiyecilerine ihtiyaçları olduğunu biliyorlarmış ve bu yüzden de normal halktan farklı olarak onlar bir iyilik yaptıklarında değil, bir kötülük yaptıklarında cezalandırılıyorlarmış. Bu nedenle de herkesin nefret ettiği insanlar haline gelmişler. Herkes nefret ediyor ama onlara dokunmuyormuş asla çünkü herkes biliyormuş ki eğer onlar olmazsa kimse et yiyemezmiş.

Kral ve heyetin turu çok iyi gidiyormuş. Yol üstünde birçok kere küfür duymuşlar ve birkaç kavgaya şahit olmuşlar. Kralın keyfi o kadar yerindeymiş ki kimsenin onu üzemeyeceğini düşünüyormuş. Ta ki sokakta bir hayvan terbiyecisi genç görene kadar. Bu, gencin şehre ilk inişiymiş. Babası çok hasta olduğu için etleri satmaya bu sefer dağdan inememiş. Ailesinin ve yaşlı kedisinin karnının doyması için şehre inip etleri satmak ve ihtiyaçlarını alıp dağa geri dönmek gence düşmüş.

kötülükler ülkesinde kralın hikayesi

Babasının uyarısı üzerine işlerini kimseye gülümsemeden ve teşekkür etmeden bitirmiş. Dönerken karşısına o daha dört yaşında bir çocukken kedisini kurtarıp ona “iyilik” yapan adamı görmüş. Kendini tutamadan ona gülümseyip üstüne üstlük “sizin gibi iyi bir insanı tekrar gördüğüme çok sevindim” demiş. İşte bu küçük ve cahil gencin bilinçsiz hareketi bir kaosa neden olmuş çünkü hem şehirdeki birisine “iyi” demek gibi büyük bir hakaret etmiş hem de bu hakareti ettiği kişi kralın ta kendisiymiş.

Kral kendisine böyle davranma cüretini gösteren gence etmediği hakareti bırakmamış ve üstüne her sabah yaşadığı sinir krizini yaşamış hem de tüm şehrin gözü önünde. Olanlar karşısında neye uğradığını şaşıran heyet apar topar tüm raporları yırtıp oradan uzaklaşmışlar. Kralın emrindekiler genci derhal yaka paça uzaklaştırmışlar. Genç ise şaşırmış bir şekilde aklında yalnızca aç ve hasta babasıyla zavallı, derdini anlatamayan kedisi varmış. Tek derdi her ne oluyorsa kurtulup onların yanına gitmekmiş.

kötülükler sarayı

Kral ve korumaları yanlarında ağzı bantlanmış gençle saraya giderken tüm halk duydukları karşısında ne yapacaklarını şaşırmış bir şekilde kalmış.

Kral arkasını döndüğü andan itibaren büyük bir dedikodu kazanı kaynamaya başlamış. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını herkes gibi kral da biliyormuş. Herkes biliyormuş ama bir tek hayvan terbiyecisi adayı genç bihabermiş. Nihayet saraya vardıklarında kral kendini odasına kapatmış ve başyaverine bu işi halletmesi için emir vermiş. Olaylar yatışana ve her şey en az eskisi kadar “kötü” olana kadar göz önüne çıkmayacakmış. Bu bekleme süresinde de görmek isteyeceği en son şey o “iyi gençmiş”.

Genç ne zaman kurtulacağını öğrenmek için zindandaki korumalara yalvarıyormuş ve tabi ki cevap alamıyormuş. Çünkü korumaların da iyilik yapmak ya da acımak gibi huyları yokmuş. Uzun beklemenin ardından başyaver gelmiş ve gence eğer tekliflerini kabul ederse çıkabileceğini, dağına dönebileceğini söylemiş. Genç her ne olursa olsun kabul etmeye varmış ve başyaverin teklifini kabul etmiş. Teklif kendi ağzından bir özür yazısı yayınlamasıymış ve bu yazı bütün ülkeye dağıtılacakmış. El ilanlarını genç kendi yapacak ve böylece binlerce vatandaş en az eskisi kadar inanacaklarmış krallarına.

Genç en sonunda nasıl bir şey yazması gerektiğine karar vermiş. Başyavere imzasıyla ve kendi el yazısıyla yazılmış yirmi küsur bin özür yazısını vermiş. Özgürlüğüne kavuşmuş bir şekilde yoluna koyulmuş. Saray halkıysa acele bir şekilde yazıları dağıtmaya koyulmuşlar. Sonraki sabah bütün vatandaşların elinde şu yazı varmış:

“Kralımdan özür dilerim, ben yanlış hatırlamışım. Vaktinde kedimi kurtaran kişi kendisi değilmiş. Kralımız asla iyilik yapmamıştır.”


Bu yazıya güvenen kral kendini adeta kötülüğün kollarına atmak istercesine şehre koşmuş. Ama hiç kimsede eski hayranlık yokmuş. Kimse onu eskisi gibi içten alkışlamamış. Kral bulamadığı saygıya ağlayarak sarayına, odasına dönmüş ve bu dönüş onun için son olmamış. Kral o günden sonra ne zaman şehre gitse ağlayarak ve sinir krizleri geçirerek dönmüş. Artık kralın sabahları yeni bir korkusu varmış: kimsenin ona saygı duymaması. Ve bu korkusu öldüğü günün sabahına kadar geçmemiş. Son uykusuna kadar içinde büyümüş.

Yok olan saygının sebebini merak edenler için söyleyelim: Krala olan sonsuz saygı ilk önce halkın kafasına giren soru işaretleriyle zedelenmiş, sonra da ellerine gelen yazıdaki her bir mürekkep zerresiyle yok olmuştur. İyi bir gencin bileğinin gücüyle bir dedikoduluk ömrü olan saygınlığını asla geri kazanamamış olan kral, korkularıyla gözlerini kapamış bu güvensiz ve saygısız dünyaya…

Kaybolan mahalle: Fahri abinin hikayesi


PAYLAŞ
Önceki yazıFırtına bulutu şeklinde havada süzülen bluetooth hoparlör
Sonraki yazıHayvanlar yargılanabilir mi? Ortaçağ’da hayvanların statüsü

1997 yılında temmuz ayının yirmi ikisinde İstanbul’da doğdum. Hatta babam tarafından İstanbulluyum bile ama neyse ki Şile’den. Annem tarafından Rizeliyim. İki çocuklu ailemin ikinci çocuğuyum.
Eğitim hayatım Türkiye’de okuyan bir genç olmama rağmen şansım sayesinde olacak hep iyi yerlerde geçti. Mahallemdeki ilkokulum Cenap Şahabettin’den sonra yine mahallemdeki Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’ni bitirdim. Şimdi Boğaziçi Üniversitesi’nde psikoloji bölümündeyim. Hayatımda bir şekilde sanatı bulundurmayı sevdiğim için olacak flüt çalıp tiyatro yapmayı ve birkaç kelimeyi bir araya getirerek bir şeyler yazmayı denemeyi seviyorum. Bunların hepsini yeteneklerimden değil de sevgimden yaptığım için olacak uzun yıllardır devam ettiriyorum. Bu nedenle de olmayan yeteneklerime ve olan kocaman sevgime teşekkür ediyorum.