Çocuklara mahremiyet eğitimi nasıl verilir?

Pedagoglar ve çocuk psikologları özel olarak çocuklara kazandırılması gereken eğitimin kesinlikle mahremiyet eğitimi olduğunu ifade ediyorlar. Peki bu konuda neler yapmalı ve neler yapmamalıyız? Mahremiyet eğitiminde önemli olan ayrıntılar nelerdir?

Çocuklara mahremiyet eğitimi nasıl verilir?

Her ne kadar mahremiyet eğitimini verdiğimizi toplum olarak düşünsek de çok ufak ayrıntılarda bile çocukların duygularına saldırabiliyor ve mahremiyet eğitiminin oluşmasına engel olabiliyoruz. Peki bu konuda neler yapmalı ve neler yapmamalıyız? Mahremiyet eğitiminde önemli olan ayrıntılar nelerdir?

Çocuklara taciz

Eski zamanlardan bu yana çocuk istismarı hakkında üzücü haberler almaktayız. Pedofili olarak adlandırdığımız bu hastalık düzeyindeki taciz olaylarında çocuklarımız ve aileleri çok üzücü sonuçlar ile karşılaşabilmektedir. Toplum olarak elimizden bir şey gelmeyeceğini savunsak ve sadece üzülmek ile yetinsek de uzmanlar tarafından verilen bilgilere göre çocuklarımızın başına gelen bu üzücü ve travmatik olayları toplum olarak bilinçlenerek en aza indirebiliriz.

Bunun için de ilk olarak çocuklarda mahremiyet eğitimine öncelik vermeli hatta hayatımızın merkezine kondurmalıyız. Bu yolla pedagoji anlamında ne kadar çok alanda hata yaptığımızı da anlayacak ve istismar konusunda çocuklarımızı koruma altına alabileceğiz.

Başlıklar altında adım adım mahremiyet eğitiminin ne olduğuna ve nerelerde yanlışlar yaptığımıza değineceğiz.

Mahremiyet eğitimi nedir?

Genel olarak kısa bir tanım ile mahremiyet eğitimini tanımlamak istersek duyguların yönetimi eğitimi olarak isimlendirebilmemiz mümkün olacaktır. Duygularını kullanarak kendisine zorla bir şey yaptırmak isteyenlere karşı gelebilmesi durumu olarak da özetlenebilir.

Yani zorla dokunmak, sevmeye çalışmak, tacizde bulunmak gibi durumlar karşısında mahremiyet eğitimini kazanmış çocuklar rahatlıkla kendini savunabilecektir.

Toplumumuzda taciz konusunda çaresiz kalınmasının sebeplerinden biri de çocukların kendilerinden büyük olan birine karşı kendini savunamamasıdır. Bu sebeple mahremiyet eğitimi her ebeveyn tarafından önemle üzerinde durması gereken bir konudur.

Pedagoglar ve çocuk psikologları özel olarak çocuklara kazandırılması gereken eğitimin kesinlikle mahremiyet eğitimi olduğunu ifade etmektedir. Her ne kadar mahremiyet eğitimini verdiğimizi toplum olarak düşünsek de çok ufak ayrıntılarda bile çocukların duygularına saldırabiliyor ve mahremiyet eğitiminin oluşmasına engel olabiliyoruz. Peki bu konuda neler yapmalı ve neler yapmamalıyız?

Mahremiyet eğitiminde önemli olan ayrıntılar nelerdir?

“Elalem ne der” düşüncesinden sıyrılın

Günümüzdeki çocuk eğitiminde en büyük engel dış etkenler ve elalem baskısıdır. Çocuğuma bu şekilde davranırsam elalem ne der kaygısı yüzünden yanlış tutumlar ve farklı baskılar çocuklara uygulanmaktadır. İlk başta ebeveyn olarak çocuğunuzun sizin en uygun eğitiminize ihtiyacı olduğunu unutmamalısınız.

Buna ek olarak çocuğunuzun mutluluğu, psikolojik sağlığı ve tercihleri, geleceği elalemden daha önemlidir. Elalemin konuşması bir süre sonra bitecektir; ancak çocuğunuzun geleceği için vereceğiniz eğitimin süresi kısa olacaktır. Başkalarının onayını kazanmak için değil çocuğunuzu mutlu ve başarılı bir birey yapabilmek için onu büyüttüğünüzü de unutmamalısınız.

Çocukların çocuksu davranışlarını özgür yaşamalarını sağlayın

Duygu kontrolü olarak ifade edilebilen mahremiyet eğitimi sınırlarında en önemli çizgi çocukların çocuk gibi davranmalarına izin verilmesidir. Kendini en rahat hissedebileceği ortam kendi evidir.

Çocuklara sürekli “otur, dokunma, odana git” gibi uyarılarda bulunmak onları pasif konuma getirebilmektedir. Bir çocuğun kendini özgür hissedip istediği gibi hareket etmesi gereken ortam ev ortamıdır ve ebeveyn olarak sabırlı davranarak hareketlerine sınırlama getirmemek en önemli vazifelerden biridir.

Kalabalık ortamda öğüt vermeyin ve onun özelini anlatmayın

Bir kişiye verilen öğütün etkili olması için özel olarak anlatılması ve öğütün yargılayıcı ya da aşağılayıcı olmaması gerekir. Toplum içinde çocuğun özel olan bir anısını anlatmak ya da onu mahcup düşürmek benliğine bir saldırı olacaktır.

Bu şekilde aşağılanan bir benliğe sahip olan çocuklar bir süre sonra sindirilmiş bir karaktere sahip olacak ve kendini savunma yetilerini kaybedecektir. Herkesin ona hakaret etme, yargılama, istemese de zorla işler yaptırma hakkı olduğunu zannedecektir. Ve bunun gibi etkenler bir araya geldiğinde istismara karşı bu çocuklar kendini savunamayacaktır.

Çocuklara mahremiyet eğitimi nasıl verilir?

Mahremiyet eğitimi 3-4 yaşından itibaren başlar

Ruhsal olarak önemli biri olduğunu hissetmesi ve duygularını kendisi kontrol etmesi için çocukların 3 ya da 4 yaşına gelmeleri yeterlidir. Yani mahremiyet eğitimine 3 yaşından sonra yavaş yavaş başlanabilir diyebiliriz. İlk adımlarda çocukların da özel bir alanı ve hayatı olması gerektiği bilincine varılması gerekmektedir.

Bu yaş döneminden sonra yavaş yavaş her çocuğun kendi kıyafetlerini -özellikle iç çamaşırlarını- kendisi giymesi gerekir. Çocuğun odasına girerken diğer her bireyde olduğu gibi kapının tıklanması ve izin istenmesi gerekmektedir. Anne – baba dahi olsanız çocuğun özel alanlarına izinsiz girmeniz uygun değildir.

Özel alanlarını çocuğunuza tanıtmalısınız

Cinsel istismarı engellemek için çocuğun özel alanlarını bilmesi ve bu alanlara izinsiz olarak erişmek isteyenlerin kötü bir şey yaptıklarını fark etmesi gerekir.

Göğüs, göbek kısmı ve kalça bölgesi her çocuk için özel alan olarak belirlenmeli ve çocuklara da bu öğretilmelidir. Bu özel alanlara çocuğun izni olmadan hiçkimsenin dokunmaması gerekir. İster anne ister baba, ister dede, ister teyze olsun hiçkimsenin çocuklara zorla dokunma hakkı bulunmamaktadır.

Aura bölgesine saygı gösterin ve ona yaklaşmak için izin isteyin

Çocukların toplumumuzda sevildiği bilinen bir gerçektir. Bunun için aşırı sevgi gösterileri, zorla öpüp kucağına oturtmalar ve bu şekilde sevmeler, üstüne abanarak onunla şakalaşmaya çalışmalar günümüzde yapılan en büyük hatalardandır.

Her çocuk kollarını açtığında çevresinde bulunan 25-30 santimetrelik bir alanı belirleyerek bu alanın kendilerine özel olduğunu bilmeli ve kendini bu alanda güvende hissetmelidir. “Ben izin vermezsem kimse bana dokunamaz” duygusuna sahip olmalı ve her yetişkinin de bu değere saygı göstermesi gerekir. Biz buna pedagojide “fiziksel aura bölgesi” deriz ve çocukların saygı sınırı olarak değerlendiririz.

Nasıl ki bir yetişkine izni olmadan yaklaşıp dokunamıyorsak ya da zorla öpemiyorsak çocuklara da aynı saygıyı göstermemiz gerekir. Bu kural anne ve babalar için de geçerlidir. “Benim çocuğum ne olacak ki” demeden onun aura bölgesini korumasına destek olunmalıdır.

Kendi çocuğunuzu öpmek istediğiniz zaman bile onunla göz hizasına gelerek 25 cm. uzağında durup “Seni öpebilir miyim” şeklinde izin alınması gerekmektedir. Tabi ki izin alındıktan sonra da dudaktan, boyundan ve kalça bölgelerinden öpülmemelidir.

Bu şekilde saygılı davranıldığını hisseden çocuk, kendisi istemeden kimsenin ona yaklaşamayacağı bilincine erişecektir. Tabi ki bu bilincin tüm akrabalar, yakın çevre doğal olarak da toplum tarafından kazanılması gerekmektedir. Her çocuk “izin verirsem ve ben istersem bana yaklaşabilir ve dokunabilirler” duygusunu kazanmalıdır.

Başkaları ya da meslekler ile korkutmayın

“Uslu dur yoksa teyze/doktor sana iğne yapar”, “Eğer şu anda burada oturmazsan seni polise veririm” şeklindeki cümleleri çok sıklıkla duymaktayız.

Bir yetişkin olarak yapılmak istenen çocuğun hareketlerini sınırlamak ve biraz rahat etmektir. Bu cümleler ile çocuklara kendisi istemese bile birilerinin zorla kötülük yapabileceği, izinlerinin olduğu hissi kazandırılmaktadır.

Aynı zamanda yetişkin olarak biraz rahat edebilmek için sarf ettiğiniz bu sözler ile çocuğunuzu geleceğin pısırık bir bireyi olarak yetiştirmeye çalıştığınızı da bilmeniz gerekir.

Banyo ve tuvalet özel alanlardır

4-5 yaşından sonra her çocuğun tek başına banyo yapma alışkanlığı için hazırlanması gerekir. Yardım alınması gerekiyorsa çocuğun yanında olması gereken tek kişi ise annedir. Hatta anne, çocuğu banyo yaptırmak istediğinde bile çocuğun üzerinde bir külot olması gereklidir. Özel alanlarının hiçkimse tarafından görülmemesi gerektiği bilincini de burada kazanmalıdır.

7-9 yaşından sonra da yavaş yavaş tek başına banyo yapma alışkanlığı kazandırılmaya başlanmalıdır. Tuvalet konusunda da hassasiyet yine bu yaşlarda başlamalıdır. 3-4 yaşından sonra lağzımlık yardımı ile çocukların tuvalette tek başına bırakılması gerekmektedir.

Kapı kesinlikle kapalı tutulmalı ve çocuk yardım isterse ona destek olunmalıdır ve yine tek yardımcı anne olmalıdır.

Çocuğu severken kullanılan kelimeleri özenle seçin

Her ebeveyn ve çocuk seven insan çocukları severken bazı yakıştırmalar yaparak onlara sevgisini göstermek ister. Fakat kullanılan kelimelerin çok titiz kullanılması gerekmektedir.

“Aşkım, sevgilim, annecim ve babacım” gibi kelimeler çok tehlikelidir. Hem çocuklarda kimlik karışıklığına sebep olmaktadır hem de mahremiyet konusunda herkesin çocuğa aşkım, sevgilim demesinin normal olduğunu düşünmesine sebep olabilmektedir.

Bu kelimeler yerine “bebeğim, birtanem, canım kızım/oğlum” gibi sevgi sözcükleri tercih edilmelidir.

Çocuklar “hayır” diyebilsin

Çocuklara zorla bir şey aldırmak ya da yaptırmak istediğiniz zaman eğer istemiyorlarsa mutlaka “hayır” deme özgürlüğünü tatmalarına izin vermelisiniz.

Kendisi istemediği halde ebeveyn olarak sizin zorla kabul ettirmeniz saygı duvarını yıkmanız anlamına gelmektedir ve mahremiyet eğitiminin temeli sarsılmaktadır.

Farklı alternatifler sunarak kendi tercihini yapmasına izin vermelisiniz. Bu şekilde birey olarak bir saygınlığının olduğunu kavrayacak ve saygı sınırını hissedebilecektir.

Çocukları susturmayın, bırakın bağırsınlar

Günümüzdeki en büyük hataların başında çocukların sürekli olarak susturulması gelmektedir. “Sus, küçükler karışmaz/konuşmaz”, “aaaa, ne kadar ayıp ağlanır mı?”, “neden bağırıyorsun sanki bir şey yaptılar” tarzındaki ifadeler çocukların her zaman susması gerektiğini vurgulamakta ve haksızlık olduğunda ya da taciz gibi yakınlaşmalarda çocuğun kendini savunamamasına sebep olmaktadır.

Bırakalım çocuklar kendini savunup istemedikleri bir durumda çığlık atıp bağırsınlar. Susturmaya çalışıp onları sindirmek sadece tehlikeleri daha da yakınlaştırmaya sebep olacaktır.

Zorla akraba ya da tanıdıkların yanına götürüp sevdirmeye çalışmayın

Genellikle toplu olarak tanıdıklar bir araya geldiği zaman çocuklar her zaman ön planda olur. Sevmek ve onlarla konuşmak istenir. Aslında çocuklar ilk kez birini gördüğünde ya da kalabalık bir ortama girdiğinde içsel duygular ile göz önünde olmak istemezler.

Ya kapı arkasına saklanırlar ya da anne-babasının yanına sokulurlar. Bu durumda toplumumuzda sıklıkla yapılan durum nedir?

“Git bakayım amcanın, teyzenin yanına. Seveceklermiş seni.” gibi cümleler ile çocuk zorlanmaktadır. Halbuki yapılması gereken durum çocuğun zorlanması değil, ortama ısınmasını beklemektir.

Her çocuk kendini güvende hissettiği bir ortamda kendi gibi davranmaya başlayacaktır. Zaten amcanın, dayının, dedenin, eniştenin, teyzenin, halanın kucağına zorla oturtulması mahremiyet noktasında da uygun değildir. Çocuk istediği zaman gidip oturmalı ve izin verdiği sürece sevilmelidir.

Mahremiyet eğitimi şart!

Anlatmaya çalıştığımız önemli maddeler eşliğinde çocuklara daha saygılı davranmaya başlamalıyız ve kesinlikle onların da özel alanlarının olduğunu onlara hissettirmeliyiz. Bilindiği üzere ülkemizde cinsel tacize uğrayan çocuklarda ortaya çıkan üzücü sonuç çocuğun kendini koruyamamasıdır. Bunun en büyük sebebi ise mahremiyet konusunda çocukların saygı sınırlarını tanımamasıdır.

Aura bölgesi bilinci kazandırılarak çocukların kendi sınırlarını çizmelerine izin vermeliyiz. Onlar istemedikçe dokunmamalı, öpmemeli, sevmemeli ve özel yaşam alanlarına müdahale etmemeliyiz. Severken ya da hitap ederken ona uygun ifadeler kullanmalıyız.

Bağırmalarına, karşı çıkmalarına, kendilerini ifade etmelerine her zaman izin vermeliyiz. Tabi ki toplum olarak bilinçlenmemiz gerekir. Bunun için olabildiğince tanıdığımız kişiye de bu bilinci anlatmalıyız ve hayatımızda kesinlikle uygulamalıyız. Unutulmamalıdır ki insan hissettiği kadar yaşayabilmektedir. Bırakın çocuklar kendini ve özel biri olduklarını hissetsin ve kendilerini koruyabilsin.

Şiddet gören çocuk: Bu belirtiler varsa dikkat!

Cinsellik eğitimi ile cinsel istismar suçlarının önlenmesi mümkün mü?

Yeni TCK tasarısı çocuk istismarında 12 yaş ayrımı getiriyor

PAYLAŞ
Önceki yazıİzmir’in ilk video festivali Impact Videofest 2016
Sonraki yazıMerkez Bankası enflasyon tahminini açıkladı
Betül Rumeysa Demirörs, 26 Aralık 1994 tarihinde İstanbul Fatih’te dünyaya geldi. İlkokul sıralarından başarılı bir öğrencilik dönemi geçiren Rumeysa, lise zamanında İngilizce dersine olan ilgisi ve sevgisinden dolayı yabancı dil bölümünde okumaya karar verdi ve 3 yıl yoğun bir dil eğitimi aldı. Bu eğitim yıllarında kompozisyon ve münazara yarışmalarına katılarak önemli başarılara imza attı ve o yıllarda içindeki yazarlık sevgisini yakaladı. Üniversite sıralarında ilk olarak İngilizce Öğretmenliği bölümüne başlangıç yaparak pedagoji, eğitim ve kişisel gelişim merakını keşfetti. Bunun yanında pedagoji üzerine merakını bu alanda bir uzman olarak insanlığa fayda sağlamak amacıyla kullanmaya karar verdi. Çift Anadal Programı ile bir taraftan da ek olarak Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünü başarı ile tamamladı. Bu zaman zarfı içinde sürekli olarak kitap okuma hevesine devam etti ve kitaplığını her geçen gün zenginleştirmeyi aklına koydu. En çok okumaktan zevk aldığı kitap ve yazı türlerini ise eğitim, pedagoji, kişisel gelişim, psikoloji olarak belirtiyor. Bunun yanında eğitim hayatına devam ederken çalışma hayatına da başlangıç yaparak öğretmenliğe başladı. İçindeki yazarlık aşkını daha fazla bastıramadan en son atılımını ise makale yazarlığı serüveni ile devam ettirdi. Bir firmaya bağlı olarak makale yazarlığı yapmaya başladı. Sürekli olarak yazmak, insanlara faydalı olabilmek, denemeleri ile gündemi herkese tekrar hatırlatmak en büyük hobisi. Gelecek yıllardaki hedefleri arasında bir de yazar olmak var. Halen hem çalışma hem de okuma hayatını devam ettiriyor. Şu an eğitim olarak yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Eğitim ve kişisel gelişim konusunda sınırların olmadığını belirten Rumeysa Demirörs, imkansız diye bir şey olmadığını savunuyor.