Tarafsız haber saçmalığı

Tarafsız haber diye bir şey yoktur. Haber zaten tarafsız ise haberdir. Günümüzde doğru olan “doğru haber” vermektir. Tarafsızlık ise şu an için bir ütopya…

Tarafsız haber saçmalığı

Tarafsızlık şu an için bir ütopya, zira “yandaş medya”, “muhalif medya” diye tanımlar bile var.  Ama medya sadece doğru haberi net ve yorumsuz olarak verirse, en kötü durumda herkes evine üç ayrı gazete alır, iki ana haber bülteni izler, neler olduğunu, kimin ne yaptığını öğrenir. Zaten habercilik de neler olduğunun ve kimin ne yaptığının bilgisini vermektir. Maalesef bu durumdan bir hayli uzağız.

Bir olayı nasıl öğreniriz?

Haber alarak. Bir yerden duyarız, gazetede okuruz, televizyonda ana haber bültenlerinde rastlarız veya sosyal medyada görürüz. Peki okuduğumuz şey gerçekten de haber midir, yoksa birilerinin haber hakkındaki yorumu mu?

Şu başlıklı bir haber okuduğunuzu düşünün:

“Vatan hainleri yakalandı”

Bu başlığı okuduktan sonra otomatik olarak beynimiz haberin metninde vatan haini aramaya ve bulmaya başlar. Metinde geçen olayları yapanların vatan haini olduklarına zaten inandırılmışızdır. Halbuki ortada vatan hainliğinden yargı önünde suçlu bulunan birileri yoktur. Belki de sadece birilerinin başka birilerini suçlama girişimidir bu.

Eğitim seviyesi ve sorgulama becerisi ile orantılı olarak da aklımızdan “koskoca gazete böyle diyorsa vardır bir bildiği” gibi bir düşünce geçer. Kısacası inandırılmışızdır. Bu durum arka arkaya yaşanırsa hipnotize edilmekten bir farkımız kalmaz.

Şu tip sloganlara aşinasınızdır diye tahmin ediyorum:

 “Tarafsız haberciliğin tek adresi.. “

“Tarafsız, dürüst, güçlü haber !”

“Ölüyoruz tarafsızlıktan…” (Biraz abartmış olabilirim, buna henüz rastlamadım)

Peki tarafsız haber nedir?

Daha doğrusu haber nedir?

Haberin yerleşik tanımına bir göz atarsak:

  1. Son zamanlarda geçen bir olay, yer alan bir olgu, değişen bir durumla ilgili olarak edinilen bilgi, duyulan söylenti.
  2. Ülkede ve dünyada son gün ya da günlerde yer alan olaylarla ilgili olarak basın, yayın ve iletişim organlarıyla kamuya iletilen her türlü bilgi.

Buradaki en önemli kelime bilgidir. Çünkü haber bilgi vermekle yükümlüdür. Bir şey olmuştur ve bu şeyin olmuşluk bilgisi, haberi okuyanlara veya dinleyenlere iletilmektedir.

Bir de Wikipedia’daki haber tanımına bakalım:

“Haber, güncel ve ilginç bir olayın olduğunca nesnel ve gerçeğe uygun bir biçimde sunulmasıdır. Haber metninde her türlü taraflı değerlendirmelerden ve söz oyunlarından uzak durulur. Metin kısa, haber dili de yalındır.”

“Taraflı değerlendirmelerden ve söz oyunlarından uzak durulur” diyor. Kıyamet de burada kopuyor zaten.

Habercilikteki 5N1K kuralı da haberin gereken ve elde var olan tüm bilgileri içermesi gerekliliğiyle ilintili bir kural. Olayın ne olduğunu, neden olduğunu, nasıl olduğunu, nerede ve ne zaman olduğunu, aynı zamanda kimin olayla ilintili olduğunu belirtme esasıdır.

Hatta son yıllarda dünyadaki “adamcılık” konseptinin ilerlemesine bağlı olarak bu kurala “kimin için?” sorusu olarak ikinci bir K’nin de eklenmesi gerektiği tartışılıyor. Bu başka bir konu elbette.

Bir örnek

Size bir haber uydurayım:

36 yaşındaki Ö.Y. geçtiğimiz Salı günü özel aracı ile İstanbul Dolapdere yakınlarında ana yolda seyir halinde iken, aracının camından atılan bir bira kutusu arkada seyir halinde bulunan ve 24 yaşındaki A.O.’nun kullandığı aracın camına geldi. Aracın camı patladı. A.O.’nun polis ekiplerine şikayeti sonrası Ö.Y.’nin kullandığı araç 1 saat sonra polis ekiplerince durduruldu. Olay sırasında alkollü olduğu iddia edilen Ö.Y. karakola götürülürken “Birkaç gün öncesinden arabada kalmıştı. Yolun kenarına atmak istedim.” dedi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün soruşturma başlattığı öğrenildi.

Bu atmaca haberin haber değerini bir tarafa koyalım ve analiz edelim.

Bu başından sonuna bir haberdir. Mevcut bilgileri bizlere aktarmış ve gerekli mercilerin açıklamalarını sunmuştur.

Şimdi sadede gelelim:

Bu haberi örnek almaya devam edersek, gazetelerde görmeye alışık olduğumuz manşetleri düşünelim. Elinize gazeteyi aldığınızda koca koca siyah kalın harflerle şu manşetleri okuduğunuzu hayal edin. İnanın tanıdık gelecek;

İçip içip dağıttı.

Bu bir haber değildir. Bu bir yorumdur. Kime göre neye göre dağıtmıştır. Kaldı ki eğer Ö.Y.’nin iddiası doğru ise alkollü bile değildir. Yanlış bilgi veriyorsa da bu henüz teyit edilmemiştir. Olay sadece anlatılanlardan ibarettir. Yargı süreci başlamamıştır. Sen bana haberi ver, neler olduğunu söyle, ben kendi yorumumu yaparım.

İnsan değil!

Bir haber değil, yorumdur. Hatta hakarettir. Haber vermemekle kalmayıp bir de suç işlenmiştir. Bir kişinin insanlığını tanımlamak bir gazeteye düşmez. Düşmemelidir.

İçkiyi fazla kaçırınca İstanbul’u birbirine kattı.

Ne yalan söyleyeyim, doğru değil demeye dilim (klavyem) varmıyor. Kişi eğer alkollü ise bence başından sonuna doğru. Aynen böyle olmuş. Çok doğru bir yorum evet. Ama üzgünüm, yine haber değil. benim adıma bir yorum yapıyor. Bana haber vermiyor, beni yönlendiriyor.

Attığı kutu cam patlattı.

Diğerleri kadar sansasyonel değil belki evet. Ama bir haberdir. Bana kısaca olan biteni özetlemektedir. Hatta biraz paranoya katarsak işin içine, “attığı kutu” ibaresi bile yanlış olabilir. Bilerek atmamış olabilir. Bu konuda bir kanıt, şahit ya da itiraf yok ise bu bile haber değil yorumdur.

Sorabilirsiniz. “Ne var yani yönlendirse ne olur yönlendirmese ne olur?” diye.

Ne olur biliyor musunuz? Kantarın topuzu kaçar.

Kimin hangi habere kim tarafından yorum yapacağı belli olmamaya başlar. Örneğin biri bir açıklama yapar, herkes başka şekilde anlatır.Bir olay olur, henüz yargıya yansımadan suçlu ilan edilir, hatta ceza verilir. Suçluyu suçsuzdan, iddiayı haberden, doğruyu yanlıştan ayırt edemez hale gelir toplum. Bu da felaketin bir başka tanımıdır zaten.

gazeteler bugün ne yazdı

Bu atmaca haber örneği memleketimizin mevcut sorunlarına göre çok pasif kalıyor elbette. Düşünün ki içinde şehit olan bir haber, içinde insanların, çocukların öldüğü bir haber, içinde darbe olan bir haber, din gibi istismarı son derece yaygın olan bir mevzu ile ilgili bir haber  ne yorumlara gebe olabilir. Suçsuz insanları suçlama, suçluları aklama potansiyeline sahip olabilir.

AB müzakereleri dondurur. Bir gazete “Avrupa’ya tokat” yazar. Bir diğeri “Şimdi bittik!” yazar. Başkası “Avrupa’dan tarihi hata” diye manşet atar. Haberi öğrenmiş değil, yorumunu öğrenmiş olursun. Haberin geri kalanını da bu hipnoz ile okursun.

AB müzakereleri dondurmuş mudur ? Evet bu kararı almıştır. Bana bu haberi vermekle yükümlüdür haber kaynağı. Peki bu iyi mi kötü mü olmuştur ? Bu sorunun cevabı bir haber olmaz. Yorumdur. Haber kaynağı bana bilir kişilerin bu karar ile ilgili düşüncelerini yansıtmalıdır. Örneğin Türkiye’ye getireceği zararları da, yararları da, AB’nin alternatiflerini de bilir kişi kanaatleri ile bana sunmalıdır. Bunlardan sonra yorumu haberin okuyucusu yapar.

Tarafsız habercilik diye bir şey yoktur. Haber zaten tarafsız ise haberdir.

Günümüzde doğru olan “Doğru haber” vermektir. Bunu yazıyor olmak biraz can acıtmıyor değil ama günümüz koşullarında herkes bir tarafa yakın zaten. Tarafsızlık şu an için bir ütopya. “Yandaş medya”, “Muhalif medya” diye tanımlar bile var.  Ama her gazete yakın olduğu tarafın yaptığı icraatları da, karşı durduğu tarafın icraatlarını da doğru ve yorumsuz yazarsa, en kötü herkes evine 3 ayrı gazete alır, 2 ana haber bülteni izler, neler olduğunu, kimin ne yaptığını öğrenir. Zaten habercilik de neler olduğunun ve kimin ne yaptığının bilgisini vermektir.

Yani önemli olan haberin verilmesidir.

Gazetelere, ana haber bültenlerine bu bakışla biraz göz atarsanız durumun çok vahim olduğunu farkedersiniz. Artık habercilik değil yönlendirme yapılıyor. Hatta bazı gazete ve televizyonların var olma amacı bu artık.

Sen haberi ver, sonra tartışma programlarında tartıştırırsın. Tabi o da ayrı bir olay. Tüm konukların ve sunucunun aynı fikirde olduğu tartışma programı gördüm ben…

Uygar toplumlarda birey haberdardır. Bilgiyi alır ve yorumunu katar. Bu yorumu ile de özgür kanaatine ulaşır. Oyunu verir, kararını söyler, vs.

Eğer bu yorumlaştırma birey yerine haberin kaynağı tarafından yapılırsa medyanın gücü tüm doğruları saptırabilir. Taraflılık doğru haberciliğin önüne geçer ve toplumsal yönlendirmeler olur. Bunun sonucu da toplumsal hipnozdur. Medya bireyler adına yorum yapar ve suçlar. Kendisinden taraf olmayanı rahatlıkla başka bir tarafa ait gibi gösterir. Başkalaştırır. Bunun sonucu ise kaçınılmaz bir çöküştür.


Peki ben bu yazıyı neden yazdım? Elbette bunu okuyan genel yayın yönetmenleri ve medya kuruluşları kendilerine çeki düzen versin diye değil. Bu kadar etkili olacağımı pek sanmıyorum…

Her okuduğumuz habere ya da manşete yenik düşmeyelim. Haberin sadece okuyucusu değil araştırıcısı da olalım. Karşı dursak da aynı görüşte olmadığımız haber kaynaklarına da bakalım. Aynı haberi oradan da okuyalım. Birkaç ana haber bülteni izleyelim. Birkaç gazete okuyalım.

Aksi takdirde üzerine notlar yazılmış kağıt parçalarını gazete, kahkaha efekti konmayan stand-up şovları da haber bülteni sanabiliriz…


Özgür Medyanın Tarafsızlık Çatışması

Haber ile Propaganda Arasındaki Çizgi