Descartes’ın içe dönük 7 şüphesi: Her şey sallantılıdır!

Descartes bildiğimiz bilginin temelindeki sağlamlılıktan şüphe duyuyor. Temel sağlam olmayınca yapı sağlam olabilir mi? Descartes’ın içe dönük 7 şüphesi…

Descartes'ın içe dönük 7 şüphesi: Her şey sallantılıdır!

Descartes, ‘her şey sallantılı olabilir’ düşüncesinden çok, ‘her şey sallantılıdır’ görüşüne bağlanır.

Descartes eskiden bilinen bilgiye güvenmemekle işe başlamıştır. “Hepiniz bir kez olsun her şeyden şüphelenin” düşüncesi onun evrensel kuşku yönteminin ruhsal temelini oluşturmaktadır. İlk iş olarak eskiye güvensizlikten başladığı için bilinen şeyin belirlenmişliğinden kurtularak yola koyulur.

17. yüzyılın en önde gelen filozofu olan Descartes Rönesans çağının başta gelen aktörlerindendir. Yaptığı bilimsel çalışmalar, bilgi ve yöntem konusunda belli bir kuşkuculuğa yol açtı çünkü Rönesans düşünürlerine göre iyi bir yöntem ile evrensel doğruluk bulunabilirdi. Descartes orta çağ düşüncesinde ilerlemekte olmasına rağmen, modern felsefeye geçiş dönemini başlatan kişidir.

Bunların yanı sıra yeni felsefenin en önemli filozofudur. Ayrıca yeni bilimin de öncülerindendir. Bilimciler çok zaman kendi alanlarının filozofu olmaktan kaçınırlar ya da en azından böyle bir şeye gerek duymazlardı. Buluşlarının evrenselde doğrulanması diye bir kaygıları yoktu, bilimde uygulama çalışmaları kuramcılık kaygısıyla desteklenmiyordu.

Yeni bir çağın başlamakta olduğunun bilinci apaydınlık bir biçimde ilkin Descartes’da belirir. Yöntem üzerine konuşmalarda Descartes ” Yüzyılımız bana daha önce ki yüzyılların hiçbirinde görülmeyen bir biçimde verimli ve kafaca zengin görünüyordu” der.

Descartes önce filozoftu, her şeye, bilime de bir Filozof tutumuyla yöneliyordu. Filozof sürekli olarak özelden genele gitme yollarını arıyordu. Durumlar değildi ilkelerdi onu ilgilendiren. Bu şekilde düşünme nedeni ise bilimselliğin tehlikeye girebilme düşüncesiydi. Çünkü özel doğrular üzerine bilim kurulamazdı. Özel dediğimiz şey geneli açıkladığı zaman önemlidir. Özelinde alanında kalakalmak nice yanılmayı göze almak olurdu.

Descartes hep bir arayış içinde olmuştur. Belagate önem verip şiire tutulmuş fakat bu, zihinsel çabanın ürünü olmaktan çok birer vergidir. Bunun yanında matematikle ilgilenmiştir, kesinliklerin ve apaçıkların alanı olarak matematik ilgisini çekmiştir. O zamanlar böylesine sağlam temelleri olan bir bilgi alanı daha çok uygulamaya yönelik olarak kullanılmaktadır.

Örneğin; marangozlukta yapı sanatlarında işte tamda burada eski ile yeni arasında bir terslik fark eder. Eskiler çok çok güzel yapıları kumun üstüne çamurun üstüne kurarlardı şimdikiler ise matematik gibi sağlam temeller ellerindeyken bunun üstüne hiçbir şey kurmuyorlar.

Descartes, din ve bilim karşısında da tedirginlik duyuyordu

Aşkın doğrularla ilgilenmektedir din veya bilim gibi. Her şeyden şüphe duyduğu için o konuda da şüphe duymaktadır dolayısıyla kuşku uyandırmayacak hiçbir şey yoktur.

Düşüncelerimiz hep zayıflıklarla doludur. Felsefede yüzyıllar boyunca yaşamış olan kişiler tarafından incelenmiştir. Felsefede görüşlerin birini bile doğru diye belirleme olanağı yoktur. Sanı değeri taşıyan görüşlerin tümüyle yanlış sayılması doğru olacaktır.

Descartes bildiğimiz bilginin temelindeki sağlamlılıktan şüphe duyuyor. Temel sağlam olmayınca yapı sağlam olabilir mi?

Buradan da şu çıkıyor; kuşku bir yöntem olarak Descartes’in sistemli tutumuna bağlı bir yönelim olduğu kadar, bilgi açısından oldukça sallantılı bir ortamda bir güvensizlik duygusudur. Descartes’çi kuşku, bir tutum, sağlam temeli bulunduracak bir yol kadar bilimde kuramda tek tek bilgilerin felsefede arayışlarından çok kalıpların geçerli olduğu bir ortamda düşüncelerin uğradığı parçalanmışlığın anlatımıdır.

Descartes ‘her şey sallantılı olabilir’ düşüncesinden çok ‘her şey sallantılıdır’ görüşüne bağlanır. Descartes eskiden bilinen bilgiye güvenmemekle işe başlamıştır. Bu da onun evrensel kuşku yönteminin ruhsal temelini oluşturmaktadır. İlk iş olarak eskiye güvensizlikten başladığı için bilinen şeyin belirlenmişliğinden kurtularak yola koyulur. Yeni yeni düşünceler, yeni bir bilgi arayışlarına girişir.

Bu yüzden hocalarıyla olan bağlarını koparır koparmaz dünyaya açılır. Eski çevresinden kurtulup yeni yerler görecek, yeni insanlık, yeni insan yaşayış ve durumlarını görecektir. Belli bir yere kapanmış belli filozofların kurgularını öğrenmektense gider insanların omuzlarına aldığı yükümlülüklerle ilgilenir onların görüşlerini öğrenirim der.

Böylece kurgunun alanından, düşünce adamları ortamından kopacak, tekniğin alanına çalışan insanların yaşayış biçimlerini gözlemlerken filozofların birbirini tutmaz görüşlerini araştırırken ki tedirginliğini yaşamıştır. Hep aynı çeşitlilik hep aynı tutarsızlık doğruyu aramaya giderken yanlışın kaynağına inmiştir yeniden.

Descartes yöntem ve yöntemliliği ortaya koymak için yola çıkmıştır.

Doğruyu bulmak için eskiyi çöpe atma yöntemini kullanmıştır. Onun çabası herkesin usunu yönetebilmesine yardımcı olmak için bir yöntem ortaya koymak değildi, tersine kendi usunu yönetmek için nasıl bir çaba gösterdiğini ortaya koymaktı. Kendi çabasını sadece bir örnek olarak öne sürüyordu. Ne var ki sıradan bir örnek değildi bu. Genel geçer bir önerisi vardı. Hepiniz diyordu, hepiniz bir kere her şeyden tam tamına kuşkulanın.

Descartes ve edinilmiş bilgiye güvensizlik

Descartes’te aklın güçleri (Tümevarım, tümdengelim)

Bütün bir ortaçağ düşüncesine veya skolastik felsefenin kabul ve yöntemlerine meydan okuyan Descartes öncelikle inançlarımızı temellendirme ve mutlak bir kesinlik arayışıyla bilgiyi sağlam bir temel üzerine oturtma çabası sergilediği söylenebilir.

“Düşünüyorum öyleyse varım”

Descartes kendi bilgi anlayışını temsil etmesini amaçladığı kendi felsefe sistemini inşaa ederken önce sistematik bir kuşku yöntemiyle zemini temizlemiştir. Daha sonra ise her şeyden şüphe ederek veya doğru olduğu açık seçik bir biçimde bilinmeyen hiçbir şeyi kabul etmeyerek “Cogitoya”sisteminin ilk Tözüne yani düşünen benliğe erismiştir.

Descartes zihnin özünün düşünme, maddenin özünün ise hareket olduğunu ileri sürmüştür. Tümdengelim ve sezgi Descartes’in yöntemsel kuşkuyla vardığı “Düşünüyorum o halde varım” sonucu bir tür tanımsal akıl yürütme değildir. Bu bir sezgisel çıkarımdır.

Yöntemsel kuşku

Descartes yöntemsel kuşku yöntemini aynı anda birkaç amacı gerçekleştirmek için benimsemiştir.

Birinci olarak kuşku yöntemini ana yöntemi olan temelciliği başarıyla hayata geçirebilmek için uygulamıştır.
İkinci olarak yöntemsel kuşkuyu çağın radikal(kesin değişmez) kuşkuculuğuyla baş etmek için benimsemiştir.

Kuşku yöntemi doğru olduğu bilinmeyen bilinmediği içinde hakikate zarar veren bütün inançları ayıklamanın yöntemidir. Böylelikle Rönesans döneminde başlayan bilimsel çalışmalar bilgi ve yöntem konusunda belli bir kuşkuculuğa yol açtı.

Descartes yöntemsel kuşkuyu; anahtar değil, bilgiye varmak açısından bilgiye yönelmede bir tutum olarak görür. Descartes yöntem kaygısını tarihsel ve bilimsel açıdan ilk kaygısı olarak nitelendirmiştir. Yöntemliliği ve yöntemi ortaya koymak için yola çıkarak kendi deneylerinden giderek bize yöntem konusunda temel bir anlayış kazandırmak istemiştir.

Amacı, kendi usunu (aklını) iyi yönetebilmesi ve yardımcı olmak üzere bir yöntem ortaya koymak olmuştur. Yöntemse kuşkuya olan çabasını şu sözlerinden daha iyi anlayabiliriz.”Hepiniz bir kez olsun her şeyden şüphelenin” Yani kuşku Descartes’in yöntemini oluşturur; kuşkuyla araştırmak, kuşkuyla ilerlemek Descartes için gerçek düşünen insanın temel tutumunu oluşturur.

“Cagito ergo sum” Düşünüyorum öyleyse varım gerçeğiyle varmıştır, ancak bu taşımsal bir akıl yürütme değildir. Sezgisel bir çıkarımdır. Descartes’in kuşku yöntemine duyulara dayalı inançlar konu olur.

İçe dönük kuşkular

1. Gerçeği aramak için hayat boyunca bir defa, her şeyden olabildiğince şüphelenmek gereklidir.

Doğru bilgiye ulaşmamızı engelleyen önyargılar vardır. En küçük belirsizlikle bile karşılaştığımızda yaşamımız boyunca bir kez dahi her şeyden şüphelenmedikçe, bu önyargılardan kurtulamayız.

2. Şüphe duyulan her şeyin yanlış olduğunu kabul etmeliyiz.

Şüphe duyulan her şeye yanlış gözüyle bakmamız yararlı olacaktır ki en çok kesinlik taşıyan ve bilinmesi en kolay olanı daha açık şekilde belirleyebilelim.

3. Hayatın gidişatında bu kuşkuyu kullanmamalıyız.

Bu genel şüpheden yalnızca doğruya ulaşırken faydalanmalıyız. Çünkü yaşamımızın yönlendirilmesi söz konusu olduğunda, sadece olasılığa dayalı kararlara uymak zorunda kalırız.

4. Duyularımızdan şüphelenebiliriz.

İlk olarak duyularımızla algıladığımız her şeyin ya da hayal ettiklerimizin gerçekten var olup olmadığından şüpheleneceğiz. Çünkü deneyimlerimizden biliyoruz ki duyular bazen yanılır. Hayallerimizde sürekli var olmayan birçok nesne görürüz. Her algıladığından şüphelenmeye karar vermiş biri için rüya ve gerçeği birbirinden kesin olarak ayıracak bir işaret bulunmamaktadır.

5. Matematiksel kanıtlardan dahi şüphelenebiliriz.

Önceleri kesin oldukları savunulan şeylerden bile kuşku duyacağız. Bunlar, matematiksel kanıtlar ve şu ana dek kendi kendilerini ispatladıklarını kabul ettiğimiz ilkeler olsa dahi. Çünkü insanların bu hususta hataya düştüklerini gördük ve yanlış görünenlere tamamen kesin ve kanıtlanmış gözüyle baktık.

6. Şüpheli olandan sakınmamızı sağlayan ve hatadan uzaklaştıran özgür iradeye sahibiz.

Varlığımızın nedeni kim olursa olsun ve ne kadar kudretli ve bizi ne kadar aldatmaya çalışırsa çalışsın, sayesinde açıkça kesin olmayan ve şüpheli inançlara bağlı kalmaktan sakınabileceğimiz ve aldanmaktan kendimizi koruyabileceğimiz özgürlüğümüzün bilincindeyiz.

7. Var olmasaydık şüphelenemezdik.

Düşünen bir şeyin düşündüğü sürece var olmadığını iddia etmek rahatsız edicidir.

Kaynak: Rene Descartes -Yöntem Üzerine Konuşma/ Kadir Çüçen -Bilgi Felsefesi

Ruhsal bilgiler ve yaşam formülleri