Ruhunu şeytana satan insanlık ve Dorian Gray

Şeytanla anlaşma yapmak, şeytana ruhunu satmak… Eski bir söylence olsa da insanların hala böyle bir anlaşmayı yaptığını söylemek çok mu saçma olur? Bence hala insanoğlu şeytanla ya da şeytanın yerini almış, insan fıtratına zarar veren yöntem ve teknikler üreten karanlık bir dünyayla işbirliği yapmaya devam etmektedir. Faust gibi Dorian Gray de arzularının kurbanı trajik bir kahraman…

Ruhunu şeytana satan insanlık ve Dorian Gray

Tanrı olmak istemek! İnsanın vazgeçmediği tehlikeli arzu

Tanrı olmak istemek, belki de insanoğlunun yapmaması gereken en büyük hata. Mitolojiler tanrı olmak isteyen ölümlülerin nasıl büyük bir hüsrana uğradıklarının hikayeleriyle dolu. Hatırlayın, Yunan mitolojisinde ölümsüz olmak isteyen Sisiypos, ölüm tanrısını kandırmış, onu tutsak etmiştir. Kimsenin ölmediğinin farkına varan tanrılar, Sisyphos’u yakalayıp bir kayayı sonsuza dek dağın tepesine çıkarmakla cezalandırmıştı.

Ruhunu şeytana satan insanlık ve Dorian Gray

Aynı şekilde Prometheus soğuktan ve vebadan kırılan insanoğluna Tanrılar katından ateşi çalarak hediye etmiş, buna karşılık Zeus tarafından kayalara bağlanıp ciğerlerinin kargalar tarafından yenilmesine mahkum edilmiştir. Hem de sonsuza kadar.

Aynı şekilde, Prometheus’un erkek kardeşi Atlas, Meneotios’la birlikte Olimposlu tanrılara karşı yaptığı savaşta yenilmiş, buna karşılık tanrılar tarafından ceza olarak sonsuza kadar ayakta dikilip gökkubbeyi sırtında taşımaya mahkum edilmiştir. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz…

Faust gibi Dorian Gray de arzularının kurbanı trajik bir kahraman

Tanrılara karşı gelmek, onların koyduğu kuralları çiğnemek, hele hele onlara benzemeye çalışmak büyük bir hatadır. Dorian Gray de bu hatayı işlemiştir. Ruhunu şeytana satarak ilahi düzene meydan okumuş, ruhun ölümsüzlüğü yerine bedenin ölümsüzlüğünü tercih etmiştir. Böylece Tanrı olmak istemiş; fakat işlediği günahın cezasını çok ağır ödeyerek hikayenin sonunda kendini öldürmek zorunda kalmıştır.

Ruhunu şeytana satan insanlık ve Dorian Gray

İsterseniz önce Oscar Wilde’ın bu güzel romanının içeriğinden kısaca bahsedelim. Romanın kahramanı Dorian Gray, çok yakışıklı genç bir adamdır. Dorian’ın hayranı olan ressam Basil Hallward, onun güzelliğinden çok etkilenir ve sanatında yeni bir akım oluşturduğuna inanır. Basil’in evinin bahçesinde, Dorian Basil’in arkadaşı Lord Henry Wotton ile tanışır ve onun dünya görüşünden adeta büyülenir.

Şeytanın sesi Lord Henry: Hayatta en önemli değerler zevk ve güzelliktir

Lord Henry, hayatta en önemli değerlerin zevk ve güzellik olduğunu düşünür ve hazcılık üzerine kurulu bu düşüncelerini Dorian’a anlatır. Dorian bunun üstüne güzelliğini bir gün yitireceğini fark eder ve ağlayarak onun yerine Basil’in çizdiği resminin yaşlanmasını ne kadar çok istediğini dile getirir.

Dorian’ın bu dileği gerçekleşir. Portresi işlediği her günahın izini taşımak üzere işaretlenir ve bu günahların her biri portresinde kusur veya yaşlanma belirtisi olarak yer alır. Dorian sansasyonlarla dolu bir hayat yaşar ama bir türlü yaşlanmaz.

Vicdanını yansıtan portre, yaşadığı kötü olaylardan dolayı eski güzelliğini kaybeder ve her geçen gün daha da çirkinleşir. Dorian Gray portresini herkesten saklayarak yaşamının zaman içindeki çöküşünü, yaşlanışını, çirkinleşmesini herkesten gizleyecek ve bu portre onun sonsuza dek genç ve güzel kalmasının simgesi olacaktır.

Bu yüzden bu resmi yapan arkadaşı Basil’e öfke duymaya başlar. Sonunda saldırganlık içgüdüsünün etkisiyle ressamı öldürür. Dorian Basil’i öldürdükten sonra yaptığından pişmanlık duymaz ve onun bunu hak ettiğine inanmak istemeye başlar.

Günah zamanla vicdanı rahatsız eder, insan geçmişinden kaçmaya başlar

Ancak zamanla vicdanı onu rahatsız etmeye, zihninde bu olayın görüntüleri canlanmaya, uyuduğu zaman bu görüntülerle uyanmaya başlar. Dorian Gray, Lord ile arkadaşlığını sürdürmektedir. Fakat orta yaşlara geldiğinde artık eskisi kadar Lord Henry’nin etkisinde kalmamakta, davranışları bilinçaltındaki düşünceleri tarafından yönlendirilmektedir.

Olaylardan uzaklaşmak için küçük bir köye gelir. Burada hiç karşılaşmaması gereken biriyle karşılaşır: Onu her yerde arayan James Vane. İntihar etmesine sebep olan Sibly Vane’in abisi James, kardeşinin ölmesindeki tüm sorumluyu Dorian olarak görüyordu. Onu gördüğü anda kovalayış başladı fakat adam talihsizce bir av tüfeğinden çıkan kurşun sonucu öldü. İşte bu durum Dorian’ın değişmesi için bir işaret oldu.

Yaşamının sonlarına doğru ise Dorian kendini iyiliğe verdi. Tüm yaptığı kötülüklerden kaçmak ve ölüm korkusundan uzaklaşmak için portrenin olduğu odaya geldi. Elindeki bıçağı önce portreye sonra kendi kalbine sapladı. Uşaklar içeri girdiğinde önce duvardaki portrede çok genç, güzel yüzlü Dorian’ı yerde ise çirkin yüzlü, buruşuk ve kırışıklıklarla dolu yaşlı Dorian’ı gördüler.

Evet, Tanrı olmak isteyen, ölümlüler için kurulmuş düzeni ihlal eden her kahraman gibi, genç kalmak için ruhunu şeytana satan Dorian Gray’in sonu da büyük bir hüsranla bitmiştir. Peki genç kalmak istemenin ruhunu şeytana satmakla ne alakası var?

Şeytan, kötülüğün simgesinin olmasının yanında bilgeliğin de simgesidir

Şeytan kötülüğün simgesi olmasının yanında bilgeliğin de simgesidir aynı zamanda. Batıdaki adıyla Lucifer, ilahi düzenin kuruluş aşamasına şahit olmuş, birtakım doğaüstü güçlere sahip, güçlü, kibirli, adeta ikinci bir tanrı gibidir.

Dinsel anlatılarda söylenenlere göre, Tanrıya karşı gelerek tanrı gibi olmuş, onun yarattığı ışık alemine paralel olarak karanlık bir dünya yaratmıştır. Çok bilinen Adem ile Havva kıssasında yılan kılığına girerek ilk insanın bilgi ağacından yemesini sağlamış, onlara ilahi sırrı öğreterek insanı tanrıya dönüştürmüştü. “Rab Tanrı dedi ki, insan iyi ile kötüyü bilmekle bizden biri gibi oldu ve cennetten kovulmaları zorunlu hale geldi. Artık elini uzatıp, hayat ağacından meyve alıp yemelerine sonsuza kadar yaşamalarına izin verilmemeli”. (Yaratılış, Tevrat)

Bu hikayeden esinlenen Ortaçağ Hristiyanlık inanışına göre ölümsüzlük peşinde koşanlar ya da olağanüstü güçlere sahip olmak isteyenler İblis’in bilgisinden faydalanmış, onunla iş birliği yapmış, tanrının lanetini üzerine çekmiş sayılırdı. Bu yüzden büyücülük, simyacılık ve cadılık ortaçağda pek hoş görülmedi. Bütün bunlar ilahi düzen ve dini otorite için bir tehlike arz ettiği için -çünkü doğaüstü güçleri yönetmek sadece dini otoritenin tekelinde olmak zorundadır -cadılar ve büyücüler en ağır cezalara çarptırılmışlardır.

Ruhunu şeytana satan insanlık ve Dorian Gray

Klonlama yöntemi ve estetik cerrahi ile ilahi yasayı çiğneyen milyonlarca Dorian Gray!


Peki günümüz nsanı ile Dorian Gray arasında bir benzerlik yok mudur? Artık Dorian Gray gibi ruhun ölümsüzlüğünden çok bedenin ölümsüzlüğünü arzulamıyor muyuz?

Bütün dikkatimiz, özenimiz, ilgimiz ruhumuzdan ziyade bedenimize değil mi? Estetik Cerrahi ve klonlama yöntemi ölümsüz olmak ve genç kalmak isteyen insanları heyecanlandırmıyor mu? Bu isteklerin bize nelere mal olacağını hiç düşünüyor muyuz? Mesela, insanları fotokopi gibi çoğaltan klonlama yöntemi insanın biriciklik duygusunu yok ederek hepimizi değersizleştirmez mi?

Estetik Cerrahi ile ‘kendini yeniden yaratma’ yanılsaması içine giren insan, tanrıyla boy ölçüşme sevdasına tutuşmaz mı? Ünlü psikiyatr Kemal Sayar’ın deyimiyle, işin daha da kötüsü insanın doğasına yapılan bu suni müdahale insandaki hayret ve hayranlık duygusunu da ortadan kaldırarak her şeyi bozulup yeniden yapılabilen sıradan nesnelere dönüştürmez mi? Ey insanoğlu! Bu anlatılan hikayelerden hiç mi ibret almayacaksın?


Her şeyin sorumlusu olan ‘Şeytan’

Susan Dilsiz Şeytandır