Westminster saldırısı: Medya ve terörün beslendiği korku illüzyonu

Londra’da gerçekleşen Westminster saldırısı, dünyanın gündemine oturan yeni bir terör olayı oldu. İlk bakışta tipik bir terör saldırısı olarak görülen bu olaydan çıkartılacak dersler var. Saldırı esnasında ve sonrasında hem yöneticilerin hem basının basiretli tutumu bir toplumda birlik ve bütünlük anlayışını beslemenin ne kadar önemi olduğunu bir kez daha vurguladı.

londra Westminster saldırısı: Medya ve terörün beslendiği korku illüzyonu

Westminster saldırısı: Medya ve terörün beslendiği korku illüzyonu

İngiliz basınında ve televizyonlarında haberin veriliş şekli, halkta infial yaratılmasına yol açmamıştır. Haberin içindeki önemli ve nokta atışı yapılan unsurlar vurgulanarak yetinilmiş ve abartılı açılardan çekilen fotoğraflar yerine sadece olana ayna tutan ve objektif olanlara yer verilmiştir. Haberlerde, terörist saldırının yol açtığı zararlardan daha çok polisin başarılı tutumu, krizin soğukkanlılıkla yönetilmesi gibi birlik ve bütünlüğe, huzura ve esenliğe hizmet eden temalar ön plana çıkartılmıştır.

Nitekim, İngiltere Başbakanı Theresa May‘in yaptığı şu açıklama, medyada, saldırının kendisinden daha çok yer verilmiştir:

İngiltere Başbakanı Theresa May
İngiltere Başbakanı Theresa May’in Westminster saldırısı ile ilgili açıklaması

“Parlamento yarın sabah normal bir şekilde toplanacak, Londralılar ve dünyanın diğer yerlerinden bu büyük şehri ziyaret etmeye gelenler normal bir gün yaşayacaklar. Teröre ödün vermeden hep birlikte ilerlemeye devam edeceğiz. Saldırı anında parlamentoda bulunanlarımız için bu olay polisimizin ve güvenlik güçlerimizin fevkalade cesaretiyle ilgili özel bir ihtar niteliğindedir. Bu fevkalade erkekler ve kadınlar, bugün bir kez daha tehlikenin üzerine koştular. Bütün ülke adına kendilerine minnetimi ifade ediyorum.”

Londra Belediye Başkanı Sadık Han’ın şu açıklaması da basında genişçe yer almıştır:

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan sadık han
Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın Westminster saldırısı ile ilgili açıklaması

“Londra, dünyadaki en büyük şehirlerden biridir.  Bize zarar vermeye çalışan ve yaşam biçimlerimizi yok etmeye çalışanlara karşı ayrılmadan birlikte duruyoruz. Londralılar, hiçbir zaman terörizm ile korkutulamayacaktır.”

Peki, medyanın bu saldırının duyurulmasındaki görevi, haberleri servis ederken vicdan, akıl, sağduyu süzgeçlerinden geçirişi niçin bu kadar önemlidir?

Terörizm, bir ideoloji değildir!

Bilindiği üzere, terörizm; korkuyu bireylerin psikolojilerine demirleyerek toplumsal yozlaşmayı hedefleyen bir taktiktir. Terörizm, bir ideoloji değildir. Çünkü İdeoloji, siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir siyasi partinin, bir toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel, ahlâki, estetik düşünceler bütünüdür. Ancak terörizmde, istenen sonuca ulaşmak amacıyla her yol mübahtır. Terörizmde izlenen yol ve kullanılan yöntemlerin tümü nihai olarak ulaşılması hedeflenen sonuca hizmet eder. Terörün beslendiği yegane unsurdur korkudur.

Peki bu korku terörü nasıl besler ve ona nasıl hizmet eder?

Bunun sağaltımı için Uzakdoğu dövüş sporlarından olan ve savunma sanatı yelpazesinde yer alan Aikido’nun ana felsefesine bakabiliriz. Aikido’da rakibin gücünü rakibe karşı kullanarak onun dengesini bozmak ve rakibi ondan sadır olan gücü tersine çevirerek onu etkisiz hale getirmek esastır. Bir kez dengesi bozulan rakibe art arda yapılan darbeler ile (kombo) rakip etkisiz hale getirilir.

Toplumda kırılma noktası

İşte, terörizmin hedefinde yer alan toplumun temel yapı taşı olan bireylerde yaratılan ve onların bünyesinden dışarı yayılan korku duygusu ile denge bozulmakta ve bozulan denge ile sendeleyen toplum art arda gerçekleştirilen eylemler ile algıda duyarsızlık alanına çekilmektedir. İşte bu bir kırılma noktasıdır. Çünkü, toplumda yaratılan kanıksama duygusu, bireyleri bir zamk gibi yapıştıran birlik ve bütünlük bilincini yok etmektedir. Hal böyle olunca, terörizmin hedefine ulaşmasını engellemek için korkunun yayılmasını bertaraf etmek gerekmektedir.

Korkunun yayılmasını engellemede asli görev geniş kitlelere ulaşan medyaya düşmektedir.

Medya, terörizme dayalı haberleri sorumlu ve vicdanlı bir şekilde topluma servis etmelidir. Çünkü terör örgütleri medyayı eylemlerinin ses getirmesi, kamuoyunun dikkatinin çekilmesi için kullanmaktadır. Özelliklerde televizyonlarda reyting yükseltme kaygısı, medya camiasında isim yapma, marka olma hevesi, haberi ilk duyuran kanal olma saiki ile takınılan aceleci tavırlar, olayların sağaltımının yapılıp konunun çekirdeğine inme aşamasında yer alan hassas süzülüm sürecini yok etmektedir.

Böylece bireysel menfaat, toplumsal menfaatin önüne geçmektedir. Gerekli hassasiyet ve özen gösterilmeden yapılan haberler, “flaş flaş flaş” diye geçen alt yazılar, terörün bizatihi kendisinden daha çok toplumsal huzura ve bütünlüğe zarar vermektedir. Haince ve kalleşçe tasarlanmış bir terörist saldırının sonrasında metanetli bir duruş ve sağduyulu bir yaklaşımla kamuoyunu bilgilendirmek, terörizme vurulan ağır bir darbedir. Çünkü, korkunun yerini sevgi ve birlik bilinci almaktadır. Terörizmin panzehiri de işte tam olarak budur.

Olayları değiştirmeye gücümüz yetmese de olaylar karşısındaki duruşumuzu biz belirleriz.

Varoluşçu psikolojinin önemli isimlerinden olan Victor Emil Frankl‘ın dediği gibi “Bizi üzen başımıza gelen olaylar değil; bunlara verdiğimiz tepkilerdir.” İnsan hayat yolculuğunda son derece güç şartlarla karşılaşabilir. Beklenmedik, aniden gelişen yıpratıcı ve zor olaylara göğüs germek zorunda kalabilir. Ama her şeye rağmen, her insanın, yaşadığı onca sıkıntının üstüne çıkabilmeye gücü vardır. Olayları değiştirmeye gücümüz yetmese de olaylar karşısındaki duruşumuzu biz belirleriz. Başımıza gelen olaylarda vereceğimiz tepkilerin imtihanımız olduğu gerçeğine uyanarak farkındalıkla yaşayıp tek vücut olarak dimdik durmak, krizleri tek yürekle göğüslemek alçaklığa verilecek en güzel cevaptır.

Terörün psikolojik reçetesi: Birlik olmak