Yolcu: Kendini arayanın hikayesi

Biri bir cümle eder, biri bir söz söyler ve ya bir başkası bir soru sorar da cevabını veremezsin. Bir anda kendinden kilometrelerce uzağa düşersin. Ve kendine bu kadar kısa sürede böylesine yabancılaştığını fark etmezsin.

Yolcu: Kendini arayanın hikayesi

Yolcu: Kendini arayanın hikayesi

Durduğun yerde mutlu olduğunu zannedersin. Oysa inandıklarından çokça ödün vermişsindir. Geri dönmen gereklidir, geri dönmen gerektiğini bilirsin, ama geri dönmek için geç kalmışsındır. O yüzden geri dönmezsin, ileri de gitmezsin, başka bir yöne saparsın. Başka bir yola girersin. Bir yolcuya dönüşürsün. Kendini arayan bir yolcusundur aslında yeni fark edersin.

Bugün hüzünlü bir hava var. Yağmurlu bir penceren dışarı bakıyorum. Yüksekçe bir yerdeyim. Bir Anadolu şehrindeyim. Yalnızım. Fonda Erik Satie’nin Gnossienne No 1’i çalıyor. Aslında çalmıyor, akıyor. İçimden geçerek dışarı akıyor. Her nota  içimdeki farklı bir duyguya basıyor. Hüzün ve hayat karışık, iç içe geçmiş.

Çok derine açılan kapılardan geçiyorum. Bu derinlik başımı döndürüyor. Daha derine inebilmek için konuşacak ne çok şey var biliyorum. Başka bir dünyaya geçmek üzereyim. Bu dünyanın başlangıcı, tıpkı gözleri yeşil harelerle çevrili bir büyücünün seni bir ormana davet etmesi gibi.  Merak ediyorum, merak etmek istiyorum, korkusuzum. Büyülü ormanlara, asi meleklere, zümrüdü anka kuşuna inanıyorum çünkü. Üç silahşörlerden birinin gök kuşağının altında beni beklediğini sanıyorum.

Dünya içinde bir dünya, hayat içinde bir hayat var. Yollar var yolculuklar var.

Deneyip deneyip başa sardığım konular var. Yolda bıraktıklarım var. Bende biraz ondan biraz bundan var. Kendimi arıyorum. Kendimi kaybediyorum. Bazıları kendimi bulmama yardımcı oluyor. Bazılarıyla ise hiç istemediğim birine dönüşüyorum. Tüm anlamları kendimde arıyorum. Tek olmaya çalışıyorum. Yalnız olmaya çalışıyorum. Kişiliksizleşmek istemiyorum. Yeniden doğmanın gerekliliğini hissediyorum. Bu enerji içimde dolaşıyor. Bu enerjiden güç alıyorum. Sanki her şeyi yapabilirmişim gibi geliyor. Uzak bir ülkeye taşınabilirmişim gibi, yazdığım kitabı bitirebilirmişim gibi, tek başıma olmaya alışabilirmişim gibi geliyor. Daha az uyuyup daha uzun düşünebiliyorum. Zamansızlık içinde yüzüyorum.

Zaman zaman bir adamı düşünüyorum. Vurup geçiyor. Onu incitmekten korkuyorum, o beni incitmekten korkmuyor. Onun içini görebiliyorum. Tüm zaaflarını ve korkularını biliyorum. O sakin duruşunun altında kor gibi yanan yüreğini hissedebiliyorum. Oynadığı bütün oyunlara gönüllü kanıyorum. Hızımı kesiyor, duvarları var. Kalın kalın duvarlar örüyor. Hızımı bu duvarlarla kesiyor. Çarpıp düşüyorum. Ayağa kalkıyorum ve tekrar çarpıyorum. Hızımı kesme sebebini biliyorum. Sersemledim, hayat bana sabretmeyi öğretiyor. Oysa sabırsız biriyim, sabırsız ve çokça duygusu olan biriyim. Duygularımı kontrol etmeye çalışıyorum. Yavaş yavaş öğreniyorum. Bodoslama dalmalara meyilliyim oysa, çokça boğulmuşluğum var. Ve çokça karaya vurmuşluğum. Martı seslerinden bir melodi tutturuyorum. Martı seslerini herkes sever çünkü yakınlarda bir yerde deniz olduğuna delalettir. Deniz özgürlüktür. Herkes özgür olmayı düşler. Bundan sonra bodoslama dalmaktan vazgeçiyorum. Martı seslerini takip ediyorum…

Hayatımızda yeni kapılar açacak 6 öneri

Hikayelerim var, iç içe geçmiş duygulardan besleniyorum. Zaman zaman karanlık tarafa gider gelirim. İşte bu yolculuklarda hikayelerimi biriktiririm. Hayat sürekli akış halinde bu yüzden kendim dahil hiç kimseyi tam anlamıyla tanıdığımı düşünmüyorum. Herkes değişir, zaman değişir ama yolculuk baki kalır. Masal kahramanları gerçektir. Ve paralel evren vardır. Hatta paralel evren dövmesi yaptırmak isterim, kendi üzerimden oraya kapı açmış gibi olurum hem. Hobilerim arasında kedileri bezdirene kadar sevmek vardır. Ve dünyanın yegane ilacı sevgidir.