Zihin Dolabındaki inek Balka ve küçük kız

Hikayemiz, bundan yetmiş yıl öncesinde Sırbistan’ın dağlık kesimlerinde yer alıyor. Altı yedi yaşlarında küçük bir kız bu dağlık bölgede geniş ailesiyle yaşamı ve inek Balka ile anıları…

Zihin Dolabındaki inek Balka ve küçük kız

Şimdi yaşadığımız büyük kentlerin bile yetmiş yıl öncesini tahmin edebilirseniz dağlık alandaki yaşam koşullarının çok daha çetin olduğunu varsayabilirsiniz.

İnek Balka

Balkanlar’daki savaş yıllarından çok öncesine dayandığı için hikayenin geçtiği köyde farklı dinlerden ve ırklardan insanların birlikte yaşamalarında herhangi bir sakınca yoktu. Kullandığım “sakınca” kelimesinin bu cümlede yer alması kadar üzücü bir şey olmamalı aslında.

Bizden farklı olan kesimi değersizleştirmek

İnsanlık tarihi boyunca genel olarak anlaşmazlıklara bakıldığı zaman konu hep farklı olanın yadırganmasından meydana geliyor. Üzerinde kan dökülen toprak parçası aslında toprağa duyduğumuz değerden değil, o toprağı bizden farklı olan insanlarla paylaşamamamızdan kaynaklanıyor. Yani farklı bir açıdan baktığımız zaman amaç o toprak parçasına değer vermek değil, bizden farklı olan kesimi değersizleştirmek.

İnek Balka ve küçük kız

Bu küçük kızın yaşadığı dönemde henüz bu kötülük tohumları serpilmemişti dağlarına. Dokuz çocuklu bir ailenin dördüncüsüydü ve haliyle sorumluluğu büyüktü. En büyük ödevi ise her gün inekleri dağlarda otlatmaya çıkarmaktı. Eminim hala bazı kesimlerde bu tür küçük kahramanlar hala bu yükün sorumluluğunu üstleniyordur.

Bu küçük kahramanımızın inekleri dağlara götürmede bir sıkıntısı yoktu. Geniş bir ailesi vardı ve her birinin yapması gereken günlük işleri vardı.

Küçük kahraman, şimdi yılları derisindeki derin çizgilerde taşıyan koca bir çınar oldu. Arada sekleyen hatıralarında bile o dönemi hatırladığı zaman baş belası ineği Balka’yı asla unutmaz. Sürüden kaçan, bütün gece boyunca karanlık dağlarda aramaya koyulduğu ama asla bulamadığı ineği. Anlatırken hala ona küskün olduğu çok belli. Çünkü onca inek arasında küçücük bedenine en fazla zorluk çıkaran inek Balka’ydı. Kaçtığı zaman onu bulamasınlar diye boynundaki çanı bile öttürmeden dağlarda sessizce dolaşırmış. Ödevini düzgün bir şekilde yerine getiremeyen küçük kız ise saatlerce onu aramasına rağmen bulamaz, oysa inek Balka ufak kaçamağı bitince sessizce ahıra geri gelirmiş.

Acı tatlı anılar

Şimdi yetmiş seksen yaşlarında olan ve doğduğu topraklardan savaş nedeniyle bir şekilde uzaklaşmış olan bu kadının yaşadığı onca şeye rağmen hatıralarında bir ineğin bu kadar yer edinmesi bana müthiş göründü. Bazen o dönem hayatımızın baş belası sorunu olarak gördüğümüz onca şey, onca olay, onca şahıs zaman geçince tatlı birer anı olarak kalıyor. Peki bu anının tatlı veya acı olarak adlandırılması anıyı yaşatanında mı yoksa anıyı yaşayanın mı marifeti?

Bu örnekte anıyı yaşatan ineğin bu konuda marifeti olduğunu düşünmeyebiliriz. Ama ben kesinlikle bir payı olduğunu düşünüyorum. Diğer ineklerden sıyrılıp bu yaşlı kadının anılarında sevimli bir köşede yer alması onun muzırlığından kaynaklanıyor. O dönem, küçük kızın ezeli düşmanıydı belki de. Çünkü küçük kahramanımız sorunun üstesinden gelebilecek donanıma sahip değildi. İnek onu alt edebiliyordu. Belki de inek tam bir kabustu onun için.

Ama şimdi eski baş belası dostu inek Balka’yla bir araya gelse yüzünde koca bir tebessümle onu öpücüklere boğacağından eminim. Geceleri ormanda onu kovalamasına neden olduğu için, küçük yaşta kendisine yaşattığı büyük tecrübeler için ve en önemlisi torunlarına anlatabileceği masal tadında hatıraları yaşattığı için onu öperdi.


Hatıralarımız ve kader

Hatıralarımıza hangi olayları ve kimleri yer vereceğimize kısıtlı bir şekilde karar verebiliyoruz. Asıl oyun kurucu genelde kader oluyor. Ama bu hatıraları zihnimizde hangi kategoride yer edindireceğimiz tamamen bizim elimizde.

Geçmişte yaşadığımız ve duygularımıza kalıcı olarak hasar verdiğini düşündüğümüz bir çok hatıra zihin dolabında başka bir göze konulmayı bekliyor. Bu, zihin dolabımızın “ders çıkardıklarım” köşesi de olabilir ya da yeteri kadar cesursak ve bu hatırayı gülümseyerek hatırlayabiliyorsak inek Balka’nın yer edindiği köşeye de yerleşebilir.


Kuyruklu Hikayeler: Beyaz perdeye yansıyan köpek hikayeleri

Görme engelli Can Kırca’nın sıra dışı hayat hikayesi!