Aşktan ayrılığa ve oradan savaşa

Buradan ne kadar zorlarsan zorla asla bir demokrasi sonucu çıkmaz. Hele hele sonraki kuşaklara aktarılabilecek denli bir “demokrasi kültürü” hiç çıkmaz.

Temmuz kavgası, evlilikleri “şiddetli geçimsizlik” nedeniyle bitmiş ama biterken de “bunca malı, mülkü ve saltanatı sana yedirmem, benimdir” diye birbirine düşmüş kadın-koca kavgası gibidir.

Bilimsel, tarihsel, sosyolojik ve ideolojik olarak biliyoruz ki; Temmuz kavgasında emek ve emekçi yoktur. Dolayısıyla ezen ezilen kavgası da yoktur. Çünkü Temmuz kavgası sermaye ve emek çelişkisiyle ilgili değildir. Dolayısıyla da “sömürü düzeninin değişimi” ile hiç ilgili değildir.

Temmuz kavgası, memleket kavgası da değildir.

Çünkü memleket için kavga başka bir şeydir. Bu ülke memleket kavgasının ne olduğunu Kurtuluş Savaşı’ndan dolayı çok iyi bilir. Temmuz kavgasında meydanlara koşanlar, neden meydanlarda olduklarının farkında olmayan futbol taraftarları gibidirler. Dolayısıyla o davranışlardan demokratik bir tavır değil, ancak gerçek tehlikenin geçtiği atmosferlerde güdümlü tarafgirlik davranışı çıkarabilirsiniz.

Temmuz kavgası bildiğin tarikat kavgasıdır. Ama bu tarikat kavgasının geldiği ve getirildiği nokta, ulusal sermaye ile uluslararası sermaye üzerinden kapitalizme ve emperyalizme yeniden entegre edilme/ettirme kavgası ile ilgili bir noktadır.

Buradan bir demokrasi ve kültürü çıkmaz. Buradan bir halk demokrasisi zaten çıkmaz.

Destan yazmak meselesine gelince; birincisi destanlar öyle kolay yazılmıyor. Kurtuluş Savaşı gibi bir destanı yazmış olan bir ülke tarihine sahip olmamızdan biliyoruz.

İkincisi için de binbir bilinmezliğin, ayak oyununun, işbirlikçiliğin, paylaşım kavgalarının, ahlaksızlığın, yalanın, kurgunun, sinsiliğin olduğu ve son tahlilde asıl mesele bir kurtuluşun ve dahi esas olarak “eşitsizlik düzeninin” değişmediği olay ve olguların destanı olmaz.

Sadece “destan algısı yaratma uğraşısı” olur.

Çünkü bildiğimiz ve yaşadığımız destanlar yöneten ile yönetilen, sömüren ile sömürülen, ezen ile ezilen, ilhak eden ile edilen arasında, gasp eden ile gasp edilen arasında, yani mutlak toplumcu genetiği ve kodları olan mücadeleler yaşanırsa destan olur.

Destanı halk yazar.
Destanı halkın önderleri halkın arasında yazar.
Destanı ölümden kaçmayanlar yazar.
Destanı tehlike geçtikten sonra ortaya çıkmayanlar yazar.
Ve asıl destanları tarih yazar!


Bayram ilan ederek, hafta ilan ederek, gün ilan ederek destan yazılmaz. Destan kendi koşullarında, kendi koşullarını yaratarak kendisini yazar.

Sizin, bizim yani hepimizin biricik destanı “Kurtuluş Savaşı” destanıdır. İyi taçlandıramadık ve sonunu getiremedik belki ama o destanların en büyüğüdür. Çünkü destan olması için gereken her şey, her anlamda onda mevcuttur.

Kimse kimseyi kandırmasın. Başka destanlar aramasın. Bir ülkenin ve bir ulusun gereğinden fazla destan peşinde koşması o ülkenin ve ulusun felaketi demektir…


15 Temmuz’u Çanakkale Zaferi’ne benzetmek