Sizi duyuyorum Nuriye ve Semih

Sizce de duyma vaktimiz gelmedi mi? Bu yazı haber sitelerini yeni açanlar ya da 142 gündür görmezden gelmeye çalışıp gelemeyenler için…

Sizi duyuyorum Nuriye ve Semih

Nuriye ve Semih için…

Bazen okuduğum gazetelerde ki zaten sayıları inanın hiç fazla değil haber sayfalarını bitirdiğimde her zamanki alışkanlıkla içime çektiğim nefes yetmiyor ve bir kere daha deniyorum ama göğsüm şişemiyor. Bu olayın adı “iç sıkılması” olarak geçiyor sanırım günlük konuşmada. Evet, ne yazık ki haberleri okuduktan, Twitter’a baktıktan sonra o iç sıkılmasını yaşıyorum ve isyan etmek istiyorum. Olmuyor. İsyansız yaşıyorum.

Herkes böyle değil ama. Bir KHK ile ihraç edilmeleri sonrası isyanlarını 140 gündür açlık grevi yaparak gösterenler var hala. Böyle bir duruş gösterebilmek için ne yaşamam gerek bilmiyorum ama şunu biliyorum ki bütün denemelere rağmen duyarsızlaşmadım. Yıkıntı haberlerinden sonra giren reklamlardaki güzel hayatların duygularımı nasırlaştırmasına izin vermedim. Çünkü yüzlerce kişinin ölümünden sonra yayınlanan şaşaalı hayatlar ne de olayları unutturmak için yaratılan mide bulandırıcı yalan siyasi kavgalar yetti mideme oturan acı çığlıklarını sindirmeme. Sindirmeyeceğime inanmak istiyorum. Ama güvenemiyorum…

Çünkü bizim gibi bakışlar sindirilmek isteniyor. Buna rağmen sinmek istemeyenlerin söyleyeceği ve söylemekte olduğu sözler var. Bize midemizin ağrısını hatırlatan sözler. Rahatsız olmaktan vazgeçmememiz için güç veren sözler bunlar. Birinde gördüğünde kendindekini keşfettiğin o güçten bahsediyorum. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’da görüp kendinde yeniden keşfettiğin o güçten bahsediyorum. Yüreğine salınan acıyla uyandığın yüz küsur günde ölmediklerini umarak kalktığın yatağında aldıkları nefesle tazelenen dünyaya teşekkür ettiğinde göğsünde yükselen bir güç bu.

Sindirilmemek sana, bana, Nuriye ve Semih’e güç veriyor. Birbirimizi unutmamayı sağlıyor. Ama biz ölmemeliyiz, yaşamalıyız. Ve biliyorum ki biz ölmeyeceğiz, biz yaşayacağız. Hem de öyle bir yaşayacağız ki 21. yüzyılın bilgisayarlarına inat yükselen bir keman sesi kadar umutla her gün aynı çarşaflar içinden yepyeni fikirler olarak doğacağız.

Biz sizi duyuyoruz. Anlıyoruz. Anlaşılamadığımız bu zamanda birbirimizi en iyi biz anlıyoruz. Adınıza dair gördüğüm her haberde acınızı ve taleplerinizi duyuyorum. Bunun için yapabileceğim her şeyi yapmadığım her gün pişmanlık çekiyorum. Ama şunu çok büyük rahatlıkla söyleyebilirim –sizi anlıyorum, aynı acıları paylaşıyorum ve ölmenizi istemiyorum.

Kılıçdaroğlu’ndan 10 maddelik adalet çağrısı

PAYLAŞ
Önceki yazıAYGÖZ: TÜBİTAK ile Diyanet’in Ramazan imsak saati protokolü
Sonraki yazıMüftü nikah kıyarsa cemaat ne yapmaz!
1997 yılında temmuz ayının yirmi ikisinde İstanbul’da doğdum. Hatta babam tarafından İstanbulluyum bile ama neyse ki Şile’den. Annem tarafından Rizeliyim. İki çocuklu ailemin ikinci çocuğuyum. Eğitim hayatım Türkiye’de okuyan bir genç olmama rağmen şansım sayesinde olacak hep iyi yerlerde geçti. Mahallemdeki ilkokulum Cenap Şahabettin’den sonra yine mahallemdeki Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’ni bitirdim. Şimdi Boğaziçi Üniversitesi’nde psikoloji bölümündeyim. Hayatımda bir şekilde sanatı bulundurmayı sevdiğim için olacak flüt çalıp tiyatro yapmayı ve birkaç kelimeyi bir araya getirerek bir şeyler yazmayı denemeyi seviyorum. Bunların hepsini yeteneklerimden değil de sevgimden yaptığım için olacak uzun yıllardır devam ettiriyorum. Bu nedenle de olmayan yeteneklerime ve olan kocaman sevgime teşekkür ediyorum.