Televizyon toplum mühendisliği amacıyla nasıl kullanılıyor?

Çağımızın en çok kullanılan kitle iletişim araçlarından biri olan televizyon yapılan araştırmalara göre insan beynine yararlı olmaktan çok zarar vermektedir.

Televizyon ve toplum mühendisliği ilişkisi

Televizyon toplum mühendisliği amacıyla nasıl kullanılıyor?

Kimine göre televizyon aptal kutusundan başka bir şey değildir. Peki günün minimum iki saatini, ortalama beş saatini önünde harcadığımız bu araca aptal kutusu gözüyle bakmak doğru mudur? Tabi ki televizyonun insana sağladığı çeşitli yarar kanalları vardır. Bunun başlıca olanı bilgi verme kanalı olmasıdır. Fakat bu bilgi nasıl bir bilgidir?

İnsan beynine sızma aracı: Televizyon

Öncelikle televizyonda izlediğimiz birçok haber ya da programlar toplumu kontrol eden güçler tarafından manipüle edilerek sunulmaktadır. Yani kendimiz gidip araştırdığımızda bambaşka hatta tam tersi bilgilere ulaşabilecekken güç sahipleri (iktidar,büyük medya kuruluşları vs.) bize istedikleri şekilde bilgi sunmaktadır. Bu sebeple toplumu manipüle edebilir ve daha çok para kazanabilirler. Bu çok anlaşılabilir ve akla uygun bir şeydir.

Peki ya pembe diziler ve sabah kuşağı programları? Bunların beynimizde yarattığı tahribatı ilk başta anlamak oldukça güç olabilir. Bu diziler ve programlar insanı açıktan uyuşturmak yerine alttan alttan çalışır ve zamanla beynimizi boş şeylerle doldurur.

Kadınlara yönelik programlar

Özellikle ev hanımlarına yönelik yapılmış bu programlar toplum mühendisliğinden başka bir şey değildir. Toplumun ilerlemesine adeta bir bariyer görevi görürler. Öncelikle geleneksel normlar, özellikle kadın-erkek eşitsizliğini içinde taşıyanlar ekranlarda tekrar tekrar üretilir. Mesela diziler kadınlara hep hayatta ikinci planda olmayı erkeğin hayatına uyum sağlaması gerektiğini vurgular. Bu en masum yönüdür. Esas ekranlardan beynimize işleyen kadınlara yönelik şiddet, tecavüz, ya da psikolojik tacizin meşru bir şekilde gösterilmesidir. Bunu izleyen ev hanımları kafasında şiddet gibi imgeleri içselleştirip kanıksamaya yatkınlaşırlar.

Bir başka kötü etkisi ise “Kadın kadının kurdudur” atasözünün sürekli olarak işlenmesi ve özellikle kadın izleyicilerin bilinçaltında hemcinslerine karşı düşmanlığı körüklemesidir. Mesela yakın zamanda ekrandan kalkan “eş bulma programı” buna iyi bir örnektir.

Programda sürekli kadınların birbirine nedensiz kin gütmesi, rekabet etmesi, dedikodu yapması hatta bazen birbirlerine fiziksel şiddet uygulamaları konu alınır. Fiziksel şiddet, entrika, dolap çevirme, ve birbirlerinin “erkeğine” göz dikme ne kadar fazla ise reyting o kadar fazladır. Reyting uğruna düşüncesizce yapılan bu programlar ne yazık ki kadınların toplumda birbirini destekleyip ilerlemesinin önünü kapatır. Normal hayatta da her fırsatta birbirlerinin ayağını kaydırmaları gerektiğini öğretir. Aksi takdirde, ayağı kaldırılmayan kadın sizin işinizi, erkeğinizi, statünüzü çalabilir. Çünkü kadınlar erkeklerin aksine(!) doğası gereği böyle canlılardır.

Stil programları


Bir başka program olan ve şu an yayınlanmayan “stil programı” da toplum açısından oldukça vahim sonuçlar doğuracak cinstendir. İzleyenlere kadının tek işinin alışveriş yapıp süslenip püslenmek, marka giymek ve hemcinslerini yerden yere vurmak olduğunu aşılamaktadır. Bunu izleyen bir çocuk ya da ergen birey direk olarak kadınların toplumdaki yerini bundan ibaret zannedebilir. Bu bir kız çocuğu ise geleceğine yön verecek kararları alırken bu imgelerden etkilenebilir. Bu programları izledikten sonra kadının iş hayatına atılımını desteklemek, politik haklarını savunmak, bilime yöneltmeye çalışmak kısacası her türlü eşitlik çığırtkanlığı yapmak oldukça yersizdir.

Tabi ki sadece televizyon programları değil son zamanlarda artan bloggerlar, youtuberlar da hemcinslerini yerden yere vurarak kadınların kötü kaderine katkı sağlamaktadır. Tabi ki bunu izleyenler o an eğlenmek için izleseler bile farkında olmadan bilinçlerinde kadının aşağılanmaya mahkum imajı yerleşir.

Ne yapmalı?

Burada yapılması gereken tüketeceğimiz kitle iletişim aracının içeriğini seçerken az da olsa seçici davranmaktır. Bu sayede özellikle kadınların toplumdaki kötü kaderi belki “bir nebze” değişebilir.


Tülin ile Caner: Küresel kapitalizmin ürünleri